41.ÇOCUKLUK DÖNEMİ DİNDARLIĞI Dindarlığın Gelişimi

Çocuklar bir dizi gelişim evresinden geçmektedirler. Dinî gelişim de mantıksal olarak bu gelişim evreleriyle paralellik göstermektedir. Daha gelişmiş bir dinî hayata sahip olabilmek için, bireyin öncelikle psikolojik
olarak daha fazla gelişmesi gerekmektedir. Bu durumda dindarlık da, hayatın diğer özellikleri gibi, ilk yaşlardan itibaren gelişen bir olgudur.
Çocukta tabii bir dinî kabiliyet ve eğilimin varlığı, dinî referanslar yanında bugün artık bilim çevrelerince de kabul edilmektedir. Çocukta kendiliğinden, tabiî bir duygu olarak varlığını gösteren din, taklit, özdeşleşme, örnek alma ve öğrenme gibi psikolojik süreçlerle şekillenmekte ve gelişmeye başlamaktadır. Çocuklar ancak 3 yaşından itibaren dinî mahiyette söz, duygu ve davranışla ilgilenmeye başlamaktadır. Başlangıçta dinî kavramların muhtevasını anlayamasa da, çocukların dualara ve ibadetlere karşı ilgisi oldukça yüksektir. İlk olarak aile büyüklerinin icra etmiş olduğu dinî pratikleri gözlemleyen çocuklardaki dinî ilgi, taklit ve özdeşleşme yoluyla kendini göstermeye başlamakta, zamanla sosyal çevrenin dinî ortamı ve kendi ferdi kabiliyetine göre yavaş yavaş gelişip derinleşerek kişiliğe mal olmaktadır.
Çocukluk dönemi dindarlığını, çocukların diğer psikolojik özelliklerinden ayrı tutarak anlamak mümkün değildir. Sınırlı hayat tecrübeleri ve bilişsel kabiliyetleriyle birlikte küçük çocukların belli bir inancı benimseme konusunda anlamlı bir karar vermeleri mümkün görülmemektedir. Kız veya erkek olsun, çocuklar büyüdükçe, genellikle ailelerinin dinî inançlarını kabul etmekte ve ergenlik dönemine kadar ciddi bir soru veya şüpheyle karşılaşmamaktadır. Ergenlik dönemi boyunca ise yeni bilişsel kabiliyetler ve sosyal faktörler, çatışmaları ve karar verme süreçlerini ateşlemektedir.
Çocukluk döneminin en karakteristik özelliklerinden biri olan düşün¬meden kabul, din konusunda da geçerlidir. Bunun için çocuklar din konusunda çok küçük içsel çatışmalar yaşar veya hiç yaşamazlar. Dinî hayat onların yaşamında normal bir şekilde, derece derece yayılmaya başlar. Bunun için inançları, yaşayan bir iman haline gelen bir şahıs örneği, bu gelişme sürecinde hassas ve güçlü bir uyarıcıdır. Çocuğun dinî kurumlarla ilişkisi ve zaman zaman bu kurumlarda yapılan etkinliklere katılması diğer bir uyarıcı faktördür.
Çocukta gelişmeye başlayan fizyolojik ve bilişsel özellikler yanında “himaye altında bulunma” ihtiyacı da kendisini göstermeye başlamaktadır. Temel güdülerden biri olan ve az çok insanın bütün hayatı boyunca devam eden bu eğilim, dinî yaşayışın çekirdeğini teşkil eden, “Allah’ın yardımına sığınma ve O’na bağlanma” duygusuna oldukça benzer özellikler taşımakta, başlangıçta ana-babanın varlığı tarafından sağlanan temel güven duygusu, çocukta Allah’la ilgili bilgi ve inancın gelişmesine bağlı olarak güç ve süreklilik kazanmaktadır.
Çocukluk dönemi dindarlığının diğer bir karakteristiği benmerkezciliktir. Çocukta gelişim sürecenin ilk aşamalarında “ben” duygusu ön plana çıkmak¬tadır. Bundan dolayıdır ki çocukların duaları kişisel korunma ve lütuf istekleriyle doludur. Yine çocuğun Allah tasavvurunda ben-merkezci özelliklere rastlanmaktadır. Zira bu tasavvur, onun “benine dayalı” bir tasavvurdur. Allah çocuğun yaratıcısıdır, ona anne-baba ve kardeş vermiştir. İsteklerini ve dileklerini her zaman yerine getirmeye hazırdır; yani Allah çocukla, onun istek ve ihtiyaçlarıyla, korku ve ümitleriyle, beklenti ve sorunlarıyla biraradadır. Çocuk Allah’ı kendinden uzaklaştırmaz, O, daima kendisinin yanında, kendi yönelişleriyle içiçedir.
Çocuklar, tıpkı büyükler gibi Tanrı kavramını diğer insanlarla olan ilişkilerinden yaptıkları çıkarsamalarla algılamaya çalışırlar. Bunun içindir ki 120
Allah onlar için genellikle büyük bir insan şeklinde tasavvur edilir. Çocuklarda Allah tasavvuru 6 yaşından 11 yaşına kadar gittikçe ruhanileş- meye devam eder. 8 yaşından itibaren insanbiçimcilik (antropomorfizm) hafifleyerek, çocuklar Allah’ı diğer insanlardan farklı, onlara benzemeyen çok büyük ve çok yüce bir insanın tezahürleri altında tasavvur ederler. 12 yaşında ruhanîleşmiş bir Allah inancı kesinleşmeye başlar. O her yerdedir, görünmez, resmi çizilemez. Böylece çocuklar, Allah’ı beşeri bir modele göre tahayyül ederken, Onu bir insan kadar “gerçek” olarak tasavvur ederler. Ancak onlar aynı zamanda Allah’ı başka bir âlemde teşekkül ettirmek için insandan ayırırlar.
Çocuğun hayatında duygu unsuru, bilişsel yönden daha etkili olduğundan, dinî gelişimde bu unsuru harekete geçirici faktörlerin kullanılması salık verilmektedir.
Çocuğun dini hayatının büyük bir bölümü, taklit ve telkin şeklindeki öğrenmelerden oluşmaktadır. Çocukluk dönemi dinin taklidî özelliği yanında, bazı açılardan kendiliğindenliği de göze çarpmaktadır. Örneğin çocukların hayata anlam verme ihtiyacı pek kuvvetli değildir. Onların ilgi alanları dar, motifleri kısa süreli ve küçük, gayeleri yetişkinler kadar kuvvetli olsa da, varlığın hikmeti onun için içinde bulunulan anın yaşanmasıdır. Ancak zaman zaman dinî ilgilerin bazılarında şaşırtıcı kendiliğindenlik ve yenilik işaretleri göstermeleri de mümkündür. Çocukluk dönemi dindarlığının diğer bir özelliği de, hayretle karışık merak eğilimiyle karakterize edilmesidir. Bu eğilim, entellektüel anlamda yaratıcı bir düşünce ve tefekküre götüren bir meraktan değil, genişleyen çevrelerinde kendilerine açılan şaşırtıcı derecede yenidünyada yeni tecrübelerden bir tür haz alma isteğiyle motive olmaktadır.
Okul öncesi çocukların dinî sembollere, öğretilere ve pratiklerin etkisine açık bırakılması, hemen hemen tamamen ailenin denetimi altındadır. Bu yüzden anne babalar, çocuklarının dinden ne anlayacaklarını belirlemede büyük etkiye sahiptir. Diğer insanların farklı inançları ve davranışları fikri, küçük çocuğun zihninde canlı bir seçenek değildir. Zira onlar, herkesin kendileri gibi inandığı ve davrandığını zannetmektedirler.
Erken çocukluğun tek boyutlu bu zihni bakış açısı, çocuklar okula başladıkları zaman değişmektedir. Çocuklar okul saatlerinin dışında birbir¬leriyle oyun oynamaya başladıkları ve okul dışı şeylerden konuştukları zaman, dindar ailelerin çocukları diğer insanların kendileri gibi niçin inanmadıkları ve davranmadıkları konusundaki şaşkınlıklarını ifade etmeye başlarlar. Örneğin evde, Allah hakkında konuşmaya alışık olan bir çocuk, bunu bir okul arkadaşıyla yapmasının mümkün olmadığını öğrenince hayretler içinde kalır. Bu durum diğer çocuğun Tanrıya olan düşmanlığından değil, tek kelimeyle onun için Tanrının hiçbir mana ifade etmemesindendir. Bu durumun muhtemel nedeni, arkadaşının ailesinin o zamana kadar Allah kavramını çok az ya da hiç kullanmamış olmasıdır.
Benzer durumlar, dinî pratikler için de geçerlidir. Diğerleri serbest konuşma şeklinde dua ederken, başka bir çocuk dua etmeyi sadece diz çökerek ve belli bir metnin ezberlenmesi şeklinde öğrenebilir. Bir çocuk camiye Cuma günleri giderken, diğeri Cumartesi gidebilir. Örneğin camiye veya kiliseye gitmeyen çocuk, arkadaşının o zamanlarda neden oyun oyna¬maya gelmediğine şaşırabilir. Sonuç, insanların bu şekillerde farklı davranış¬larına yönelik samimi bir şaşkınlık olabilir. Bilişsel gelişimcilere göre bu şaşkınlıklar, çocuklar için normal yüzleşmelerdir. Onlar çocukları içinde bulundukları evreden bir sonrakine geçmeye itecek problem çözmeye yönelik gelişim görevleridir.
Sosyal çevresinin, çocuğun dinî gelişimini destekleyerek hızlandırması veya desteklemeyerek geciktirmesi ya da yavaşlatması mümkündür. Aile ve dini kurumların etkisi açık bir şekilde destekleyicidir. Fakat daha büyük çocukların okula gittikleri zaman, kendi tecrübelerinden farklı kişi ve fikirlerin etkisine daha açık olma ihtimalleri yüksektir. Bu dönemde çocuklar ailesi tarafından icra edilen pratiklere ilave olarak değişik seçeneklerin mevcut olduğunu fark etmeye başlamaktadır. Ergenlik dönemi eşiğine gelen çocukların çevreden aldığı bu etkiler ile bilişsel kabiliyetlerdeki gelişmenin birleşmesi, ergenlik dönemi boyunca, çocukluk döneminde öğrenilen şeylerin sorgulanmasını ve şüpheyle karşılanmasını teşvik eder. Ancak, ergenler geçmişinin bir parçası olan bağlanma tipine bağlı olabilecek olan bu duruma farklı tepkiler gösterebilirler. Annesi veya temel bakıcısıyla güvensiz bağlanma ilişkisinde olanlar, bu durumu telafi etmek için, o zamana kadar ilişkide bulunmadıkları Tanrıyı güvenli bir bağlanma figürü şeklinde kullanarak dindar olabilirler. Bunun aksine dindar olmayan ana babasıyla güvenli bağlanma ilişkisinde olanların ise bu nedenlerden dolayı dindar olma ihtimali daha azdır.
Okul öncesi dönemde, sosyal çevreyle karşılıklı ilişkiye giren çocuk aidiyet, sevgi ve onaylanma gibi temel kişisel ihtiyaçlara sahiptir. Çocuklar sevgi ve onay kazanabilmek için büyük enerji harcarlar. Çünkü okul öncesi çocuklar için bu ödüllerin temel kaynağı ailedir. Çocuklar, ailelerini model aldıkları ve onlar tarafından onaylanmak istedikleri için dinî pratikler icra etmeye çalışırlar. Bu durum, okul öncesi çocuk için din ile ilgili temel gerçek haline gelir. Zira bu dönemde din, inançtan ziyade pratik olarak yaşanmak¬tadır.
Çocuklarda inançla ilgili ifadeler, daha çok taklidî tarzda söylenen sözler görünümündedir. Bu durum, yemekten önce söylenen “bismillah” veya yemekten sonra söylenen “elhamdulillah” vb. gibi ana baba örneğinden tekrarlanan veya taklit edilen dinî ifadelerde görülebilir. Taklidî olarak tekrarlanan bu kavramların derinliği muhtemelen çok zayıf veya hiç yoktur.
Okul öncesi çocuklar için duanın manası da basittir. Dua sıklıkla, diğer alternatiflerin işe yaramadığı zaman kullanılabilecek yedek bir plan gibi (B planı) herhangi bir şeyi elde etmek için kullanılan bir araç şeklinde anlaşıl-maktadır. Örneğin, oyun oynayan dört yaş erkek çocuğun istediği hareketi yapamaması üzerine “Bir dahakine, zar atmadan önce dua edeceğim” demesi gibi. Dua ve diğer dinî pratikler, ancak çocuklar daha yüksek bir bilişsel seviyeye ulaştıkları zaman daha derin manalar kazanacaktır. Dua, temel eğitim (ilkokul) çocukları için de hemen hemen aynı şekilde algılanmaktadır. “Tanrıdan bir şeyler istemek” şeklindeki dua formu en çok kullanılan dua şeklidir.
Çocukluk (ve Ergenlik) Dönemi Dinî Gelişimiyle İlgili Teoriler
Çok boyutlu bir olgu olan gelişimin farklı yönlerini açıklamak üzere birçok teori geliştirilmiştir. Bunlar arasında en önemlilerinden birisi, İsviçreli Psikolog J. Piaget tarafından ileri sürülen ve genel kabul gören teorilerden biri olan “bilişsel gelişim modeli”dir. Günümüzde dinî gelişimle ilgili olarak ileri sürülen teorilerin büyük çoğunluğu, bu teorinin entelektüel uzantıları olarak değerlendirilmektedir. Piaget’in çocukluktan yetişkinliğe kadar meydana gelen değişim süreçleriyle ilgili görüşleri konusunda genel bir bilgi sahibi olmak, dinî gelişimin doğasını anlama konusunda önemli katkı sağlayacaktır

Bilişsel Gelişim Teorisi