17.Gerçekliğin Zihinsel İnşası ve Din (Fenomenoloji ve Etnometodoloji)

PAYLAŞ

Weber sonrası din çalışmalarının giderek onun gölgesi altında yürütüldüğünü söy¬lemek abartılı olmaz. Bu konuda onun da kısmen takip ettiği bir program olarak fenomenoloji dine dair sosyolojik çalışmalarda giderek gelişen bir program haline gelmiştir.
Fenomenoloji din çalışmalarında insanların dünyayı zihinlerinde nasıl ve han¬gi kavramlarla kurduklarını araştırır. Gerçekliğin gerçekte ne olduğu değil, o ger¬çekliğin insan zihnine nasıl yansıdığı önemlidir. Gerçekliğin insan zihnine yansı¬masını sağlayansa insan zihninin içindeki kavramlar, insanın hayat tecrübesinde yaşadıklarıdır. Fenomenin Türkçesi görüngü, Osmanlıcası zahiriyedir. Kelime an¬lamı da kavramı çok iyi ifade etmektedir. Felsefede fenomenoloji modern dönem¬de Edmund Husserl’in çalışmalarıyla somutlaşır. Sosyolojide ise alışmalarıyla so- mutlaşır. dönemde Edmund NHusserl’fred Schutz’irdeki kavramlar, insanın hayat tecrübesinde yaşadıklarıdır. rFenomenolojik yöntemin ilk önemli ismi Alfred Schutz’dur, ama onun başladığı yolu sonuna kadar yürüyen geliştirdiği anlamacı sosyoloji yöntemiyle Max Weber olmuştur. Daha sonra Mircea Eliade ile Peter Ber- ger’in çalışmaları dinin fenomenolojik yolla çalışılması için en önemli çalışmaları yapmışlardır. Bu çalışmalarda gerçekliğin bile aslında insanın zihninde kurgulan¬dığı ve inşa edildiği söylenir. Özellikle dinin zihinde kurguladığı kutsal ve din dı¬şı ayırımı toplumsal hayattaki sınırları ve parametreleri oluşturur. Bu saatten sonra dünyamızın sınırları da oluşmaya başlar. Bu da dış gerçekliğin anlaşılması için zih-nimizin derinlerine doğru bir yolculuğun çok önemli olduğunu ifade eder. Din herşeyden önce bir inanç olarak bir güçlü bir zihinsel performanstır. Bu perfor¬mans gerçekliğin algılanması, etkilenmesi ve dönüştürülmesinde çok önemlidir. Bir nebze idealist gibi gelebilecek bu yaklaşım, dil çalışmalarındaki son zamanlar¬daki gelişmeler ve tartışmalar ışığında artık kolayca dışlanamayan bir etkinliğe ka¬vuşmuştur. Bu yaklaşıma göre gerçekliği anlamanın yolu bizzat gerçekliğe gitmek değil, gerçekliğin insan zihnine nasıl yansıdığına gitmekten geçer. (Berger, 2011; Berger & Luckman, 2008).
Etnometodolojinin de temeli fenomenolojiye dayanır. İnsanların zihinlerine gerçekliğin yansıyan bir görüntüsü vardır ancak bu görüntünün her insan tekinin zihninde aynı olduğunu söylemek mümkün değildir. Buna mukabil herkes kendi zihnine yansıyan gerçeklik ile başkalarının zihnine yansıyan gerçekliğin aynı oldu¬ğunu zanneder veya varsayar. Zaman zaman bazı testlerde aslında birbirimizle ay¬nı gerçeklik algısına sahip olmadığımızı fark etsek bile bu anlaşmazlıkları görmez¬den geliriz, çünkü bir yandan da ortak bir dünyada yaşıyor olduğumuz düşünce¬sine ihtiyaç duyarız. Bunun sağladığı bir güven duygusu vardır. Aksi durumda top¬lumda düzen tesis etmek mümkün olmaz. Harold Garfinkel isimli sosyologun ge¬liştirdiği bir yöntemle bizim ortak gerçeklik algımızın ne kadar farazi olduğu bazı testlerle gösterilmeye çalışılır. Örneğin, birbirimizin bildiğimizi varsayarak birbiri¬mizle kurduğumuz bazı diyaloglar bunu test etmek için en iyi örnekleri oluştura¬bilir. Paylaşılan inançlarla ve bu inançların gerçeklikle test edilmesi karşısında ta¬kındığımız onarıcı veya izah edici tutumlar veya bazen bir teoriye ters düşen bir gerçeklikle karşılaşıldığında takınılan açıklamacı tutumlar etnometodolojinin iddi-alarının güzel örnekleridir (Garfinkel, 1967).
Hem fenomenoloji hem de Etnometodoloji; hem geleneksel hem modern top¬lumda din olgusunun nasıl işlediğini anlama konusunda çok önemli bir metodolo¬jik yaklaşım sunuyorlar. Bu yaklaşım dinin mahiyeti, doğruluk iddiaları ve kökeni hakkında bir iddiadan ziyade insanların zihnine din de dahil olmak üzere gerçek¬liğin nasıl yansıyor olduğu ve bu yansıyan görüntünün dönüp tekrar gerçekliği ne şekilde etkilediğini anlamamıza yardımcı olur.