Kültür Araştırmaları Stuart Hail

Kültür Araştırmaları

Stuart Hail

FİKİR

1970’ler ve 80’lerde yeni, daha post-modern sosyologlar klâsik sosyo­lojinin temel kavramı sınıf terimine itiraz ettiler ve sınıf yerine genç­lik, toplumsal cinsiyet ve etnisite gibi sınıfsal-olmayan konularla ilgili yaşam biçimlerine ve toplumsal kimliklere yoğunlaştılar. Yeni bir sosyoloji, kültür ve modern hayat araştırmalarına dayalı sosyolojik bir anlayış gelişti. Bu yeni düşünce okulunun başında Birmingham Üni­versitesi Çağdaş Kültür Araştırmaları Merkezi’nden (CCCS) Stuart Hail ve arkadaşları vardı: bu merkez 1964-79 döneminde ürettiği yoğun ve nitelikli akademik çalışmalarla uluslararası bir ün kazandı. Kültür araştırmaları sosyal teori ve siyaset teorisinden gençlik kültürü, kitle iletişim araçları, sınıf çatışması ve popüler kültür araştırmaları gibi birçok farklı alana kadar uzanan, hepsi de Thatcher’ın Yeni Sağ hü­kümetiyle ilgili kapsamlı ve oldukça eleştirel tartışmalar içeren sol kanat, neo-Marksist bir perspektifin -ve 1970’lerin sonlarındaki femi­nist ve siyah yazarların- etkisindeki bağımsız bir akademik disiplin olarak ortaya çıktı. Kültür araştırmaları ve CCCS bu dönemdeki Yeni Sol hareketin ön saflarında yer alıyordu.

Birçok farklı Avrupa geleneğinden beslenen kültür araştırmaları 60’ların sonu ve 70’lerdeki toplumsal, siyasal ve kültürel ‘devrimler’ ortasında gelişti. 1968 Paris öğrenci ayaklanmaları, Amerika’daki savaş karşıtı gösteriler, İngiltere’deki nükleer güç karşıtı yürüyüşler ve 1950’lerde Elvis Presley ve Beatles, Rolling Stones, Bob Dylan ve son­raki on yılda onları izleyenlerin önderliğindeki Kültür Devrimiyle, savaş sonrası toplumda gençler ve radikaller neredeyse bir devrim yaratmak üzereydi. Yeni hareketlerin idealizmi ve romantik enerjisi gençlerden bazılarını savaş-sonrası toplumu yargılamaya ve değiş­tirmeye, bazılarını da uyuşturucu kullanarak veya alternatif, komünal

 

yaşam biçimlerini benimseyerek ‘geri çekilme’ye itmişti. Gençler arasında geleneksel topluma açıkça meydan okuyan tam bir yeni ‘karşı kültür’, duygularını müzik, edebiyat, protestolar ve özel bir yaşam biçimiyle ifade eden bir gençlik kültürü ortaya çıktı. Kültür araştırmaları bu yeni sosyolojiye egemen olmayı ve onu kucaklamayı amaçlayan akademik girişimlerin ön saflarında yer alıyordu.

Çağdaş Kültür Araştırmaları Merkezi, 1950’lerde Richard Hoggart tarafından, çağdaş ve gündelik hayata ve özellikle akademik çalışma­larda ihmal ve göz ardı edilenlerin -çalışan sınıfların- yaşantılarına odaklanarak, geleneksel kültür anlayışını değiştirmek ve onun dar ve orta sınıf klâsik müzik, geleneksel sanat ve klâsik edebiyat takıntısını yıkmak için kuruldu. Stuart Hall’un yönetime gelmesiyle araştırma merkezi çağdaş toplumu, özellikle gelişen gençlik kültürünü analiz ederken sınıf, etnisite ve toplumsal cinsiyetin de önemini vurgulayan neo-Marksist bir çerçeve kullanarak kültür araştırmalarını modernleş­tirmeye girişti. İşçi sınıfından gençlerin davranışlarının ve onların liderlerinin ‘sessiz’ isyanlarının analiz edildiği bu yaklaşımda ‘kültürel direniş’ kavramı merkezi bir yere sahipti. Stuart Hail ve arkadaşları, Ritüellerle Direnç’te (1976), farklı ve gençler tarafından geliştirilen alt kültürlere -zenci müziğiyle ilgilenenler, Rokcular, Punkçular vb.ne- odaklanan çalışmalar yayınladılar. Hall’e göre, bu tutumlar ve yaşam biçimleri çeşitliliğinin altında ortak bir tema, modern kapitalizme karşı ortak sınıfsal direniş yatar. 1960’lar ve 70’ler kuşağı kapitalizme karşı ebeveynlerinden farklı direniş biçimleri sergilemiş olabilir -yeni işçi sınıfı kapitalizme direniş biçimi olarak işçi sendikalarına ve İşçi Partisine yönelmiş olabilir. 1960’ların yeni orta sınıf gençliği aksine ya üniversitedeki yaşam biçimlerini kökten değiştirmeye, radikal protes­toya yönelmiş ya da sadece uyuşturucuya ve komünlere geri dön­müştür. Fakat her iki gençlik de kapitalist kontrole muhalefetlerini, yabancılaşmalarını ve özellikle “kapitalizm senin için iyi ve değerli tek ve normal hayat tarzıdır” biçimindeki ideolojik kabulü reddettiklerini ifade etmeye çalışmışlardır. Antonio Gramsci’nin düşünceleri, özellik­le onun hegemonya kavramı ve ideolojik kontrol anlayışı CCCS’in eleştirel analizinde temel bir rol oynamıştır.

Bir Afro-Karaipli olan Hail İngiltere’deki siyah gençliğe odaklandı. Hail Krizi Yönetmekte (1978) örneğin, siyah güç ve ırk ayaklanmaları sorunlarını sosyolojik ve siyasal tartışmanın gündemine taşıdı. Hail, ırk ve rengin İngiliz işçi sınıfını bir araya getirmekten çok böldüğünü kabul ederken, siyah gençliği işçi sınıfının bir ‘kesimi’ veya unsuru olarak tanımladı. Hall’e göre, siyah suç, tıpkı siyah ayaklanmalar gibi, sınıfsal egemenliğe ve beyazların üstünlüğüne karşı siyah direnişin

bir parçasıydı.

Çağdaş Kültür Araştırmaları Merkezi’nin kültür araştırmaları yakla­şımı ve özellikle onun neo Marksist çerçevesi 1970’lerin sonlarında diğer siyah yazarların, özellikle feministlerin itirazlarıyla karşılaşsa da, Merkez’in yaptığı şey, kültür kavramını sosyolojik analiz ve tartışma­nın merkezine taşımak ve bunu sadece radikal Marksist bir eleştiriyle değil, Batı Avrupa’nın başka yerlerinde geliştirilen post modern gö­rüşlerle, yani stil, davranış biçimi ve kimliğin yanı sıra sınıf ve grup çatışmasına odaklanan görüşlerle harmanlamaktı.

KAVRAMSAL GELİŞİM

Kültür araştırmaları, bu yaklaşımın kavramları ve kuramsal perspektif­leri artık modern sosyolojinin kabul gören bir parçasıdır ve pek çok üniversitede akademik bir disiplini temsil etmektedir. Bu kabul ve bütünleşmenin kaynağı büyük ölçüde Stuart Hail ve arkadaşlarının Çağdaş Kültür Araştırmaları Merkezi’ndeki öncü çalışmalarıdır. Ancak yine de, kültür araştırmaları kavram ve uygulama konusunda eleştiri­lere uğramıştır.

Redhead (1990) ve Bennett (1999), örneğin, onun ‘alt kültür’ anla­yışını, çok katı ve esneklikten yoksun olmakla eleştirir. Bennett’e göre, gençler, “sadece bir toplumda veya bu toplumun alt kültürle­rinden birinde yaşamazlar”. Daha ziyade, çoğu genç ev veya iş hayatı ile bir alt kültürün yaşam biçimi, giyim veya müzik çevresine yoğun­laşmış toplumsal yaşantılar’ -hafta sonu rock grupları, mini etekli kütüphaneciler veya punkçular- arasında gelip gider. 1960’lar ve 70’lerin en sert günlerinde bile gençlerin sadece çok küçük bir yüz- desi devrimciler veya profesyonel hippiler haline gelmiştir.

İkinci olarak, CCCS modeli alt kültürleri temelde modern kapita­lizme ve onun kültürel egemenliğine karşı direniş biçimleri olarak alır görünür. Ancak, bizzat Hail ve Jefferson’ın da kabul ettiği gibi, alt- kültürler işçi sınıfının yüz yüze olduğu düşük ücret, işsizlik ve eğitim­deki başarısızlık gibi sorunları çözemezler. Onlar, olsa olsa, otoriteye isyan ve bir tür kaçış yoludurlar ve devrime temel oluşturmazlar. Mike O’Donnell’a göre, bu durum, siyah gençliğe ve onların fiziksel şiddete yatkınlıkları ve ayaklanmaya istekliliklerine uygulama dışın­da, ‘alt kültürel direniş’ kavramını gereksiz kılar görünmektedir. Bir başka durumda, beyaz alt kültür direnişi, en iyisinden otorite karşıtı ve en kötüsünden ırkçı ve yabancı düşmanıdır. 1990’larda ekonomi gelişir ve istihdam artarken, işçi sınıfı gençler tam istihdam ve göreli bir refah düzeyine ulaşırken, beyaz alt kültürler, tamamen olmasa da.

büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. 1950’ler ve 70’lerin işçi sınıfı ‘deli­kanlıları’ -rokçılar ve punklar- artık İngiliz toplumsal tarihinin bir parçasıdır. Savaş-sonrası dönem gençliği, yaşlı kuşağın aksine, sınıfsal bir devrimin önderleri olmaktan çok, genç kimlikler oluşturmaya çalışıyordu ve hatta daha militan ve radikal orta sınıf gençlik üniversi­teden çıkıp kapitalist ‘koşuşturma’ya katıldığında duruma çok çabuk ayak uydurdu. Bunların bir bölümü kapitalizmin kaptanları konumu­na geldiler; Richard Branson bunlara klâsik bir örnektir.

Son olarak, CCCS modelinin gençlik davranışını tasviri çok katıdır. AvrupalI görüşler ve yapısal Marksizm’in bu çalışmalara girmesi kül­tür araştırmalarına oldukça radikal ve post modern bir çerçeve ka­zandırmış olsa bile, bu analizler çok soyut ve deterministti. Bu dö­nemde gençliğin davranışı çoğu kez radikal, hatta devrimci eylemin öncüsü olarak yorumlandı; oysa pratikte gençlerin çoğu sadece yeni özgürlükler, yeni zenginlikler ve yeni fırsatlara sahiplerdi ve toplumu büyük ölçüde değiştirmeye çalışmaktan ziyade, yeni yaşam biçimleri ve yeni kimlikler deniyorlardı. Pek çoğu daha fazla özgürlük ve yurt­taşlık hakları için protesto yürüyüşleri yapmaya hazır olsa bile, pek azı kendisini bir sınıf savaşına girişen uzun soluklu bir devrimci olarak görmüştür.

Daha yeni kültür araştırmaları geleneğinde, özellikle Paul VVillis (1990) ve Angela McRobbie (1994), sınıf ve yaş, etnisite ve toplumsal cinsiyet gibi faktörler arasında daha açık bir denge kurmaya çalışmış­tır. Daha önemlisi, bu tür yazarlar, gençlere, davranışlarının nedenleri konusunda daha üst bir kuramsal bir çerçeve sunmaktan ziyade, kendilerini ifade fırsatı sağlamaya çalışmışlardır. Özellikle, McRob- bie’nin ‘Farklı Gençlik Öznellikleri’ adlı yazısında, yaş, etnisite, cinsiyet ve sınıf gibi faktörlerin etkileşim içinde oldukları ve bu etkileşimin bir kişinin hayatının farklı evrelerine göre değiştiği kabul edilerek, çok- nedenli bir analiz kullanılır. McRobbie’ninkine benzer çalışmalar ‘top­lumsal aktör’ düşüncesine doğru bir kaymayı, gencin sadece kendi döneminin bir ürünü olmadığını, aynı zamanda, gençlerin ve onların alt kültürlerinin modern ve popüler kültürü bireysel ve kollektif ola­rak -belirlemese bile- etkilediğini, yeni ve önceden kestirilemez bir yön kazanabileceğini kabul etmeye doğru bir yönelimi yansıtır görü­nür.

Kültür araştırmaları rüştünü büyük ölçüde ispatlamıştır. Artık, kendi müfredatı ve yön duygusuna sahip bir disiplin olarak daha yaygın kabul görmektedir. Bu, Stuart Hall’un ve onun Çağdaş Kültür Araştırmaları Merkezi’nde birlikte çalıştığı arkadaşlarının bir mirasıdır. Bu, aynı zamanda, kendini en açık haliyle, İngiliz toplumunu büyük ölçüde eleştiren ve onu kökten değiştirmeye kararlı sosyolojik bir perspektifin sonunda bu toplum tarafından kucaklanması biçiminde, Stuart Hall’un Açık Üniversite’ye bir sosyoloji profesörü olarak atan­ması biçiminde gösteren bir ironidir. Thatcher Hükümetini ve 1980’lerin Muhafazakâr Hükümetlerini en çok eleştiren, radikal ve sözünü esirgemeyen Marksist bir yazar olan siyah JamaikalI Stuart Hail, daha iyi bir İngiltere’yle ilgili radikal görüşlerini tanıtıp yaygın­laştıracak bir araç olarak İngiltere’nin en merkezi kurumlarından biri BBC’yi kullanabilmiştir. O bu konumu çok iyi değerlendirmiş ve ünlü bir TV siması ve eleştirmeni olmuştur. Stuart Hail, modern İngilte­re’nin ve içinde yaşayan insanların kültür ve yaşam biçimleriyle ilişkili görüşler geliştirdiği ve bu görüşlere esin kaynağı oluşturduğu 30 yılın ardından 1997’de emekli olmuştur.