Göreli Özerklik Nicos Poulantzas

Göreli Özerklik

Nicos Poulantzas

Nicos Poulantzas (1936-1979) Atina’da dünyaya geldi. Babası bir hukuk profesörü ve Yunan hukuk kuruluşunun önde gelenlerinden biriydi. Çok parlak bir çocuk ve çok başarılı bir öğrenci olan Poulant­zas, Atina Üniversitesi’ne bağlı bir deneysel okulda okudu ve eğiti­mini bu Üniversitede 1957’de hukuk derecesiyle tamamladı. O çok erken yaşlardan itibaren felsefeye, özellikle varoluşçuluk, sosyalizm ve Marksizm’e yoğun ilgi duydu ve Yunan Komünist Partisi ve Birleşik Demokratik Solun aktif bir üyesi olarak çalıştı; üniversiteyi bitirdikten sonra orduya çevirmen olarak girdi ve hukuk stajını tamamladı. Dok­tora yapmak için Almanya’ya gitmek isteyen Poulantzas, Nazizmin yükselişiyle Paris’e geçmek zorunda kaldı ve Sartre,.Simone de Beau- ovoir ve Merleau-Ponty’nin de içinde yer aldığı Fransız aydınlar çev­resine katıldı. Fransız hukuk dergisi Archieves de philosophie du droite yardımcı editör oldu ve 1966-72 yılları arasında Ulusal Bilimsel Araş­tırma Merkezi’nde hukukçu araştırmacı olarak çalıştı. 1972’de Ann Lecter ile evlendi.

Althusser, Gramsci ve İngiliz Marksizm’inden giderek daha fazla etkilenen Poulantzas, katı Stalinci Marksizm’den uzaklaşarak Avrupa Komünizmine kaydı. Çekoslovakya’nın Sovyetler Birliği tarafından işgali ve Yunan askerî diktatörlüğünün Rusya tarafından desteklen­mesi konusunda Yunan Komünist Partisiyle anlaşmazlığa düştü. 1977 seçimlerinde Yunan Komünist Partisi’nden ayrıldı. Yunan generalle­rinin (1967) askerî darbesi ve Fransa 1968 Mayıs devrimi onu oldukça derinden etkiledi. Paris Üniversitesinde sosyoloji öğretim üyeliği kazandı ve Althusser’le birlikte savaş-sonrası kapitalist dönemde sınıfın doğası ve devletin rolü konusunda temel teorik ve stratejik yayınlar yaptı. 1974’te Yunan cuntasının yıkılmasının ardından geçici hükümete eğitim konularında danışmanlık yapmak üzere Yunanis­

 

tan’a döndü. Vincennes ve Sosyal Bilimlerde İleri Araştırmalar Oku- lu’nda lisansüstü dersler verdi; Yunanistan ve Fransa’daki sol kanat politikalara katılmayı sürdürdü. Ekim 1979’da 43 yaşındayken bek­lenmedik bir intiharla hayatına son verdi.

Poulantzas genellikle 1970’lerin önde gelen Marksist aydınların­dan biri olarak görülür.

Temel çalışmaları:

  • Siyasal Güç ve Sosyal Sınıflar (1973)
  • Faşizm ve Diktatörlük (1974)
  • Çağdaş Kapitalizmde Sınıflar (1975)
  • Diktatörlüğün Krizi (1975)
  • Devlet, Güç, Sosyalizm (1978)

FİKİR

Siyasal sosyolojide temel tartışma konularından biri gelişmiş kapita­list toplumlarda devletin rolüdür. Devlet (hükümet, sivil bürokrasi, polis ve ordu) demokrasinin gerçek anlamında halkı temsil etmekte midir ve ona güvenilebilir mi? Yoksa o bir sınıfsal kontrol aracı, yöne­tici sınıfın -propagandayla veya güç kullanarak- kendi iradesini in­sanlara dayatmak, güç ve ayrıcalıklarını sürdürmek ve korumak için kullandığı bir araç mıdır? Liberal ve daha radikal yazarlar arasındaki bu tartışma, yani çoğulculuk-seçkincilik tartışması (bkz. İktidar Seçkin­leri), Marksist çevrelerde süregelen modern devletin bir sınıfsal kont­rol aracı olup olmadığı -bu görüş Marksist yazılarda sorgulanmaz- veya aksine, onun nasıl yönettiği ve bu sınıfsal kontrolün nasıl uygu­landığı tartışmasının bir parçası olmuştur. Geleneksel olarak, Marksist yazarlar bugün bile devletin esasen kapitalist sınıfın kontrolünde olduğunu öne sürerler. Çünkü onlara göre, basitçe, kapitalist sınıfın – üst orta sınıf kökenlerden gelen, devlet okullarında ve Oxbridge’de* eğitim görmüş- üyeleri hükümet, sivil bürokrasi, yargı ve orduda üst kademeleri işgal ederler ve kendi sınıfsal çıkarlarını koruyan ortak bir kod ve kültüre göre hareket ederler. Bu tür bir analizin iyi örnekleri olarak Sam Aaronovitch (1961) ve Ralph Miliband’ın (1969) çalışmala­rı verilebilir.

Nicos Poulantzas 1970’lerde yönetici sınıfın yöntemleri ve taktik­leri hakkında, doğrudan sınıfsal kontrolden ziyade göreli özerklik kavramı temelinde çok farklı bir tez geliştirdi. Poulantzas, Ralph Mili-

Oxford ve Cambridge Üniversiteleri (Ü. T.).

band’la ünlü ve uzun tartışmasında, ne bireylere ne de iktidardaki partilere bağlı olmayan daha yapısal bir kapitalist toplum analizi geliştirdi. Ona göre, kapitalist bir toplumun yönetiminde kim olursa olsun onu kapitalizmin çıkarlarına göre yönetecektir.

Poulantzas, bir kapitalist sistem ve kapitalist devlet modeli çiz­meye çalışırken, kapitalist üretim tarzının -karşılıklı ilişki içinde olsa­lar bile, birbirlerinden bir ölçüde özerk veya bağımsız- üç temel dü­zey veya alt-sistemden oluştuğunu öne sürer. Nitekim, ekonomik sistem siyasal ve ideolojik düzeyleri önemli ölçüde etkilese bile, siya­sal ve ideolojik olayların ekonomiyi etkilemesi ve/veya özel bir ivme kazanması aynı ölçüde mümkündür.

Bu karmaşık etkileşim ortasında, modern kapitalist devletin rolü bir bütün olarak sistemi düzenlemek, kapitalizmin uzun vadeli çıkar­larını korumak, burjuva yönetiminin ve kazançların pürüzsüz sürdü­rülmesini sağlamak ve proletaryayı -mümkünse ideolojiyle, gerekti­ğinde güç kullanarak- kontrol altında tutmaktır. Özelde onun görevi, sınıf mücadelesini, yani sermaye ve emek arasında ortadan kaldırıl­ması imkânsız, ancak patlak vermesi muhtemel bir sınıfsal devrimi önlemek için, temel antagonizmayı kontrol altına alarak düzenle­mektir. Bir kitle demokrasisi ve bireysel özgürlükler çağında bu, doğ­rudan baskıyla değil, dolaylı kontrolle, devletin yönetici sınıftan ‘gö­reli özerkliği’yle mümkündür. Böylece hükümet, polis ve yargı sistemi belirli bir sınıftan bağımsız olarak ‘ortaya çıkabilir’ ve böylece top­lumdaki bütün sınıfların desteği ve rızasını kazanabilir. Ayrıca, ‘ba­ğımsız’ bir devlet kapitalist sistemin çıkarlarını -büyük toprak sahip­leri ve büyük işadamlarından büyük malî güçler ve çokuluslu şirketle­re kadar geniş bir yelpazede yer alan, çok farklı ‘kesimler’ veya rakip çıkarlar içinde fazlaca gruplaşmış ve bölünmüş- kapitalist sınıftan daha iyi koruyabilir. Hükümet, sahip olduğu göreli özerklik sayesinde kapitalist sınıfın farklı kesimleri arasında ve burjuvaziyle proletarya arasında arabuluculuk yapabilir ve böylece yönetici sınıfa hayatî bir birlik ve liderlik kazandırabilir ve açık sınıf çatışmalarını önleyebilir. Bu özerklik, hükümetin işçi sınıfına, örneğin refah düzeyiyle ilişkili önlemlerle kısa-vadeli tavizler vermesini mümkün kılar ve hatta spe- külâtörler gibi -açgözlülükleri tüm sistemin veya kapitalizmin ünü­nün sarsılmasına yol açabilecek- kapitalist kesimler veya gruplara sınırlamalar getirmesini sağlar. Kapitalist devlet, bu yüzden, yönetici sınıfı disiplin altına alabilir, işçi sınıfını bölebilir ve kapitalizmin uzun dönemli çıkarlarını koruyabilir ve görünüşte tarafsızlığını sürdürebilir. Bu tarafsızlık modern sınıfsal kontrolde hayatî bir unsurdur. Modern devlet, bütün insanlar ve sosyal sınıfları temsil ediyor ‘görünerek’, geçmişte olduğu gibi güç kullanmaktan ziyade, ikna ile yönetebilir. Bu ideolojik kontrol askerî güç ve çıplak baskıdan çok daha etkilidir. Bu yüzden, Poulantzas devletin baskıcı aygıtları ve ideolojik aygıtları ayrımı yapar; baskıcı kontrol aygıtları polis, ordu ve hükümeti, ideolo­jik kontrol aygıtları ise kilise ve okulu, hatta aileyi içerir.

Fakat bu hassas denge nasıl sağlanacaktır? Devlet sermaye ve emek arasındaki sürekli değişen güç dengesine ne zaman ve hangi şekillerde tepki göstereceğini nasıl bilecektir? Poulantzas için, temel mekanizma her zaman devlet aygıtı -parlamento, hükümet, kamu hizmeti vb- içinde işçiler ve kapitalistler arasında bir güç dengesi olarak yansıyan ve taraflardan birinin gücü artar veya yükselirken, diğerinin zayıfladığı veya güçsüz düştüğü ‘sınıf mücadelesi’dir. Ör­neğin, 1970’lerin başlarında İngiltere’de olduğu gibi, sendikalar güç- lüyken hükümet ücret artışları sağlayacak, yoksullara yardımlar yapa­cak ve toprak sahipleri veya işverenler aleyhine yeni yasalar çıkarta­caktır. Ancak işçi sınıfı zayıfladığında ya da dağıldığında veya kapita­lizmin temel çıkarları tehdit altında olduğunda, hükümet -1980’lerde olduğu gibi- sendikalar üzerinde baskı kuracak, ücretlere sınırlamalar getirecek, vergi kesintileri yapacak ve işlerden ziyade kârlara destek olacaktır. Bu sırada hangi partinin hükümette olduğu önemli değil­dir. Hem monetarizm*, hem de sendikalar üzerindeki kısıtlamalar (aslında bunlar Muhafazakâr Thatcher Hükümeti’nin temel politikala­rıdır), ilk olarak 1960’ların sonları ve 70’lerde İşçi Partisi hükümetleri tarafından uygulamaya sokulmuştur.

Poulantzas için, üst kademelerdeki politikacılar, yargıçlar vb.nin sınıfsal kökenleri önemli değildir. Esas olan kapitalist toplumun yapı­sının devleti, iktidar koltuğunda kim oturursa otursun, kapitalizmin uzun vadeli çıkarlarına göre davranmaya zorlamasıdır. Yine de, onun özerkliği her zaman göreli ve sınırlıdır. Devlet asla kapitalizmi yıkmak veya zayıflatmak için kullanılamaz: öyle ki. Batılı kapitalist bir top­lumda sosyalist bir partinin iktidarı demokratik yollarla ele geçirmesi ve sosyalizme barışçı yoldan geçmesi potansiyeli oldukça sınırlıdır. Bu sınıfsal kontrol, ister askerî yönetim, ister faşizm, isterse liberal demokrasi biçimini alsın, özel ulusal siyasal gelişmelere bağlıdır, ancak bu yönetim biçimi kılık değiştirdikçe daha iyi görünür.

Bu yüzden, kapitalist toplumda devletin rolü istikrarı sağlamak ve kapitalizmin filizleneceği koşulları yaratmaktır. O kapitalist üstyapının bir parçasıdır ve bu yüzden nihayetinde -devletin üst konumlarını

Sıkı para politikası. 1980’lerde Batılı kapitalist ülkelerde uygulanan ekono­mik rejime verilen ad. (Ü.T.)

yönetici sınıflar işgal etmese bile- yönetici sınıfın çıkarlarına hizmet eder. Gerçekte, devlet yönetici sınıflardan özgürleşir göründükçe, hem burjuvazinin bütün kesimleri ve çıkarlarını temsil etme, hem de kendi yönetimini meşrulaştırmak ve kamunun rızasını kazanmak için ihtiyaç duyduğu bağımsızlık mitini sürdürme bakımından daha iyi konumda olur. O gerçek rolünü, kapitalizmin gerçek çıkarlarını temsil ettiğini gizlemek zorundadır. Bu yönetimin varlığı gözlerden saklan­dıkça toplum daha kolay yönetilir.

Kapitalist devlet kapitalist sınıfın çıkarlarına, en iyi şekilde sadece bu sınıfın üyeleri doğrudan devlet aygıtı içinde yer almadıkların­da, başka deyişle Yönetici Sınıf siyasal açıdan yönetici sınıf konu­munda olmadığında hizmet eder (Poulantzas, 1973).

KAVRAMSAL GELİŞİM

Biyografisini yazanlardan Bob Jessop’a (1985) göre, “Poulantzas’ın savaş sonrası dönemde en önemli ve en etkili Marksist devlet ve siyaset teorisyeni olarak kaldığını söylemek abartma değildir”. Alt- husser’in fikirleri Latin Amerika ve İskandinavya gibi uzak ülkelerde bile etkili olmuştur. Ayrıca, onun göreli özerklik kavramı modern kapitalist toplum teori ve pratiğini, yönetici sınıfın yönetimini nasıl sürdürdüğünü ve yönetimin, kapitalist sınıfın devlet içindeki farklı kesimleri arasındaki mücadeleleri teşvik kadar, işçi sınıfını devrimden uzak tutma stratejilerini de anlamaya katkısını sürdürmektedir.

Ancak, göreli özerklik kavramı hâlâ hem belirsizliği nedeniyle hem de işlerliği yönünde kanıt bulma güçlüğü yüzünden ciddi eleşti­rilere uğramaktadır. Kesin olarak, göreli ne kadar göreli özerkliktir? Devlet ne kadar özerktir, ne kadar sınırlandırılmıştır? Dearlove ve Saunders (1984) Poulantzas’ın teorisinde dört temel zayıf yan belir­ler:

  • Poulantzas’ın tezi dolambaçlıdır, yani işçi sınıfının gücü veya zayıflığı sadece ona verilen tavizin miktarına göre ölçülür. An­cak, aynı şekilde, işçi sınıfının, zayıf olduğunda bile, özellikle İşçi Partisi hükümette olduğunda devletten tavizler koparabileceği öne sürülebilir.
  • Bu tez totolojiktir. Göreli özerklik fikrini sınamak mümkün de­ğildir. O her şeyi açıklar ve hiçbir şeyi açıklamaz, zira Poulantzas onu empirik olarak sınayacak hiçbir ölçüt geliştirmemiştir. Gö­reli özerklik fikrini kanıtlamak veya çürütmek neredeyse imkânsızdır. Devletin bir eylemi yönetici sınıfın yararına bir ey­lem olduğu kadar proletaryaya verilen bir taviz olarak da yo­rumlanabilir.
  • O çok dar bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda, savaş-sonrası toplum­da sınıflarla belirli noktalarda örtüşen diğer gruplar ve çıkarların -feminizm, Siyahlar, gaylar, çevreci gruplar vb.nin- yükselişi ihmal edilerek, sadece sınıf mücadelesi üzerinde durulmuştur. Poulantzas’ın tüm bu baskı gruplarını bir sınıf analizi altında sı­nıflandırma girişimi yetersizdir.
  • Bu tez eksiktir. Sadece, Margaret Thatcher veya Tony Benn ya­hut Ulusal Cephe veya Askeri Eğilimin iktidarda olmasının so­nucu değiştirmeyeceğini ima eden bir analiz sunularak, kişiler, gruplar ve hiziplerin etkisi göz ardı edilmiştir.

Bu eleştiri, Poulantzas’la uzun bir tartışmaya giren Ralph Miliband (1969) gibi yazarların önerdiği, modern kapitalist devletin işleyişiyle ilgili alternatif Marksist görüşün özünü oluşturur. Miliband, kapitalist sınıfın üyelerinin gerçekte modern devletin memurları olduklarını; kapitalizme özgü periyodik krizler sayesinde dümeni ele geçirdikleri­ni ve bu krizi sınıf mücadelesini bastırmak için kullandıklarını öne sürer. Miliband’ın yaklaşımı Poulantzas’ınkinden daha esnek ve daha az deterministtir, sistemin temel yapı ve mantığından ziyade insanla­ra ve kişiliklere önem verir, ancak bu yaklaşım da, gerçekte güç den­gesini ölçme ve tavizin bir reform değil gerçekte ne kadar taviz oldu­ğunu kanıtlama konularında problemler yaratır. Ne de bu yaklaşım, sosyalist partinin veya işçi partisinin kapitalizmi sosyalizme dönüştü­rüp dönüştüremeyeceği konusundaki temel pratik soruları cevaplar – hatta o iyimser bile değildir.

Poulantzas, son çalışmasında (Devlet, Güç ve Sosyalizm, 1970) gö­reli özerklik fikrinden uzaklaşır ve bu onun ölümünden sonra yayın­lanan notlarında da görülebilir. Yine de, o modern Marksizm’de önemli bir tartışmayı başlatmış ve modern devletin rolü ve işleyişi problemini sosyolojik teoride ön plâna çıkartmıştır.