İktidar Seçkinleri C. Wright Mills

İktidar Seçkinleri C. Wright Mills

  1. VVright Mills (1916-1962) Teksas, VVaco’da orta sınıf Katolik bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Üni­versite eğitimini Teksas ve VVisconsin Üniversitelerinde tamamladıktan sonra Mary- land Üniversitesi’nde öğre­tim üyeliğine başlayan Mills, daha sonra Columbia Üniversitesi’ne geçti. Fakat bazı politik engellemeler yüzünden 1956’ye kadar profesörlük unvanı alamadı. Bu tür engeller Mills’in ol­dukça tartışmalı kariyerini yeterince yansıtmaktadır. O bir asi, hatta Amerika’daki sosyal bilimler kurumuna karşı gelen bir asiydi. Mills’in hayranları kadar eleştiricileri de vardır ve pek çok kişi Irving L. Ho- rovvitz’in, “O Amerika’nın yetiştirdiği en büyük sosyologdur” görüşü­nü paylaşacaktır.
  2. VVright Mills, bir aydın olmanın yanı sıra eylem adamıydı ve zamanını akademiden meslektaşlarından ziyade işadamları, politika­cılar ve ordudan insanlarla beraber geçirirdi. O, pek çok sosyologun dönemin temel problemleriyle yüzleşmekten kaçındığını, ancak sosyolojinin görevinin bu problemlerle yüzleşmek ve onları eleştirel gözle analiz etmek olduğunu düşünür. Onun amacı, toplumu açık­lamak kadar sosyal reformlar yapmak, Amerikan toplumuna sosyolo-

 

jiyi tanıtmak ve sosyolojik imgelemi geliştirmektir. Mills, Amerikan Hava Kuvvetleri Koleji’nden VVilliam A. White Psikiyatri Enstitüsü’ne kadar pek çok farklı kurumda farklı kademelerde eğitimci olarak çalış­tı. O, sadece Avrupa ve Latin Amerika’ya seyahatler yapmakla kalma­dı, Soğuk Savaşın giderek kızıştığı bir dönemde Rusya ve Polonya’yı, hatta Castro Kübasını ziyaret etti. Amerikan liberalizminin kritik eşiği aştığına ve bu yüzden bir rehavet dönemine girdiğine inanan Mills, VVeber’in ve giderek Marx’ın çatışma teorilerine yönelir. Yine de o, hiçbir zaman ‘liberal’ ve ‘hümanist’ güdülerini yitirmemiş, hiçbir za­man teorik bir görüşe körü körüne bağlı kalmamış ve daima sosyal bilimlerde etik değerlerin önemini vurgulamıştır. Mills, Demir Per­de nin her iki yakasında da yaşanan ‘çağımızın ahlâkî rahatsızlı­ğından, kitlelerin siyasal ve toplumsal seçkinlerin kontrolü altına girmeye başladığı bir dönemde çağdaş aydınların manevi liderlikle­rini sürdüremediklerinden ve modern sosyal bilimlerin teorik ve yöntemsel yetersizliklerinden sık sık yakınır. Buna rağmen Mills, bilgi sayesinde insanın özgürleşeceği ve iyi toplum yaratılabileceği umu­dunu hep korumuştur.

Temel çalışmaları:

  • Beyaz Yakalılar (1951)
  • iktidar Seçkinleri (1956)
  • Toplumbilimsel Düşün (1959)
  • Dünya Savaşının Nedenleri (1958)
  • Dinle Yankee (1960)
  • Marksistler (1962)

FİKİR

İktidar seçkinleri araştırması siyasal sosyoloji tarihinde temel bir ana­liz konusu olmuştur. Kavramın kökleri iki büyük filozof Aristoteles ve Platon’a kadar uzanır ve -Robert Michels ve Kari Marx aracılığıyla- Mosca dan Pareto ya kadar siyaset teorisyenlerinin ilgi merkezini oluşturmuştur. Ancak Mills’ın yorumunda farklı olan yan, ‘seçkinler iktidarı nı bireylerden ziyade kurumlar temelinde analiz etmesi ve yirminci yüzyılda demokrasinin yuvası olarak görülen ve özellikle 1950’ler ve 60’ların Soğuk Savaş ortamında şer komünist güçlere karşı insanların mutluluğu için savaştığını ve özgürlük mücadelesi verdiğini iddia eden Amerika’da iktidar seçkinlerinin varlığını belir­lemesi ve analiz etmesidir. Özgürlük Anıtının yuvasının sorumsuz iktidar seçkinleri tarafından yönetildiğini iddia edebilmek sadece bir cesaret işi değil, özellikle savaş-sonrası McChartizm döneminde ol­dukça tehlikeli bir işti.

Radikal bir ruh ve doğaya sahip olan C. VVright Mills sadece Ame­rikan toplumunu eleştirmekle kalmaz, onun önde gelen bir demok­rasi olduğu iddiasını da sorgular. Mills, iktidar Seçkinleri’nde (1956), Amerikan toplumunun halk tarafından değil, içinde üç temel kurumu -büyük şirketler, ordu ve federal hükümeti- barındıran bir iktidar seçkinleri tarafından yönetildiğini göstermeye çalışır. Ayrıca ona göre, bu üç ayrı organizasyonu oluşturan farklı seçkin gruplar, birbir­lerinden bağımsız gibi görünseler de, aslında gerçekte tek ve birleşik bir seçkinler grubu, Amerika’yı kendi çıkarlarına göre yöneten ve seçimlerde hesap verme gibi bir kaygıları olmayan elit bir grup oluş­tururlar. Onun analizine göre, bu seçkinler grubunun birliğinin temeli ‘kurumsal yakınlıkları ve karşılıklı bağımlılıklarıdır. Siyasetçilerin ülke savunması için orduya ihtiyaçları vardır; ordu askerî bütçeye gerekli malî desteği sağlamak için siyasetçilere ihtiyaç duyar ve büyük şirket­lerin askerî teknolojiler ve yeni silâhlar geliştirerek kârlarını büyük ölçüde artırmaları gerekir. Amerikan ordu bütçesinin bu kadar büyük olmasının nedeni savaş sanayinin modern Amerikan ekonomisinin temel unsurlarından biri olmasıdır; bizzat büyük bir şirket 1950’ler ve 60’larda Amerika’yı Sovyet Rusya’yla ‘Soğuk Savaş’a sokacak ölçüde etkili olmuştur. Bu seçkinler grubu, Mills’e göre, sadece ‘işlerini sür­dürebilmek’ için birbirlerine ihtiyaç duymakla kalmaz, aynı zamanda benzer toplumsal ve eğitsel kökenlerden gelirler, kendi aralarında evlilikler yaparlar ve aynı sosyal çevrede ve üst düzey işlerde yer alırlar. Üst düzey bir işadamının kabineye girmesi veya Dvvight Ei- senhovver gibi yüksek komuta kademesinden bir generalin başkan olması alışılmadık bir şey değildir. Amerika’nın mevcut başkanı Ge- orge Bush büyük bir işadamıdır ve hukuk kökenlidir; hatta babası daha önce başkanlık yapmıştır ve kendi Devlet Sekreteri Colin Powell da Körfez savaşının önde gelen generallerinden biriydi.

Amerika’nın bir iktidar seçkinleri tarafından yönetilmesi -veya yönlendirilmesi- mutlaka anti demokratik yollarla gerçekleşmez, çünkü hükümete seçimlerde hesap sorulabilir ve o sahip olduğu gücü kendi ayrıcalıkları veya çıkarlarından ziyade Amerikan halkının yararına kullanabilir. Fakat, Mills’e göre, bu askerî-sınaî-siyasal komp­leks sadece sorumsuz olmakla kalmayıp, aynı zamanda otokratiktir ve kendi çıkarlarına hizmet eder. Modern Amerika, ona göre, “İktidar Seçkinleri için, İktidar Seçkinleri tarafından yönetilen bir İktidar Seç­kinleri yönetimi”dir. O Amerikan kapitalizminin ve büyük Amerikan şirketlerinin çıkarlarına hizmet ederken, kitleler genellikle iktidardan

dalanır ve düzmece bir demokrasi sunulur. Amerika’da iki temel Parti Cumhuriyetçiler ve Demokratlar hiçbir gerçek politik alternatif sun­maz ve nüfus kitlesi tüketimciliğe teşvik edilir ve politikaya yabana- faş.r. Bu yüzden başkanlık seçimlerine katılım bile düşüktür. Bu tür bir güç yoğunlaşmasının kaynağı, Mills’e göre, bir yandan Amerikan kapitalizminin küçük işletmeleri yutan ve dev şirketler yaratan oligar­şi eğilimleri; öte yandan savaş-sonrası Amerika’da federal hükümet we bürokrasinin gelişimi ve özelde II. Dünya Savaşı’ndan sonraki Şahlanma Yarışıdır. Mills için, Hiroşima’ya atom bombasının atılması Amerika’daki iktidar seçkinlerinin güçlerinin derecesi ve tam sorum­suzluklarının bir göstergesidir. Amerikan halk kitlesi, ona göre, olan­ları sadece korku ve merak içinde izleyebilir. Onlar bu tür kararlar söz konusu olduğunda günlük işlerini sürdürmekten başka bir şey ya­pamazlar.

Amerika’nın aynı zamanda ülke dışında da mücadele veren güçlü, »rumsuz bir iktidar seçkinleri tarafından ve diktatörce yönetildiği düşüncesi yeterince iç karartıcı olsa da, daha sonra Mills, Üçüncü Dünya Savaşının Nedenleri’nde (1958), Amerika ve Sovyetler Birliğin­deki iktidar seçkinlerinin bir anlamda ortak bir çıkara, hatta bir an- tamda ortak bir topluluk duygusuna sahip olmakla kalmayıp, arala- andaki bütün ideolojik farklılıklara rağmen, dünyayı yönetme gibi artak bir tutkuyla gerçekte bir tür uluslararası iktidar seçkinleri oluş­turabileceklerini öne sürer.

Ancak bu tutkulu ve radikal analizin sahibi Mills’in asıl hedefi, Amerika’daki karar verme sürecini ve karar-alıcıiarı teşhir etmek, Amerikan vatandaşlarının yöneticilerin gerçek güçlerinin daha fazla farkına varmalarını sağlamak ve kamuoyunu bu kurumsal gücü kont- mle teşvik etmek ve siyasal karar sürecini iktidar seçkinlerinin özel {iftarlarına hizmet etmekten kurtarıp ulusal çıkarların hizmetine sunmaktır.

KAVRAMSAL GELİŞİM

Amerikan halkının Stalin Rusyası imgesine uygun düşen bu kitlesel kontrol tasviri, insanlar tarafından kendi toplumları hakkında ortaya alılmış tuhaf bir iddia olarak algılanmış ve doğal olarak büyük bir -karşı saldırıya yol açmıştır. Entellektüel düzeyde, eleştirmenler IHIs’in fikrinin sadece basit bir ayrıntı olduğunu öne sürmüşlerdir. Ne böyle bir seçkinler grubunun varlığına, ne de Amerika’yı kendi gftarlarına göre yönettiklerine dair bir kanıt vardı. Kişisel düzeyde, Mİls akademik bir asi, Marksizm ve komünizmin bir savunucusuydu.

Onlara göre, Mills sadece Amerikan toplumunun tepesindeki bir seçkinler grubunun varlığını ortaya koymuş, onların halkı güdümle- : me potansiyeline sahip olduklarını göstermiş, fakat Amerikan halkına i karşı işbirliği yaptıklarına ve kelimenin tam anlamıyla idareyi ele geçirdiklerine dair hiçbir kanıt sunmamıştır. Gerçekte sadece temel karar alma sürecinin incelenmesi bile böyle bir iddiayı kanıtlamaya , yetecektir. Böylece, gelişmiş sanayi demokrasilerinde güç dağılımı ; konusunda ‘plüralist-elitist tartışması’ başlamıştır.                                                                   ?

Amerika’da Robert Dahi (1961) ve Arnold Rose (1967), İngiltere’de Chris Hevvitt (1974) gibi bazı plüralistler, yerel ve ulusal düzeyde ■ yaptıkları karar alma süreci analizlerinde, güç yapısının merkezileş- meyip aksine parçalandığını, çeşitlilik ve rekabet içerdiğini öne sür­müşlerdir. Onlar, üst karar alma konumundakilerin ortak kökenleri ve değerlerini analiz etmek yerine, ‘karar-almama’ sürecini aydınlatma­ya çalışmışlardır: bu son düşünceye göre, temel kararlar kamuda, Kongre veya Parlamentoda alınmamakta (ve kesinlikle tartışılmamak- ta), aksine kapalı kapılar ardında alınmakta veya hiç bir şekilde gün­deme getirilmemektedir. Eşitsizlik, ırkçılık ve nükleer silâhlanma gibi sorunlar, daha ziyade, gerçek yapısı sorgulanmayan ve medyayı kontrol altına alarak tartışmalar ve eleştirileri engelleyen modern kapitalizmin birer parçasıdır.

Amerikan iktidar seçkinlerini fiilen belirleme, isimlendirme yö­nünde bir girişim Thomas R. Dye’dan (1979) gelmiştir. Dye, Ameri­ka’nın temel kurumlan ve kaynaklarını kontrol altında tutan 5416 kişi belirlemiş, Rockefeller ve Kennedyler gibi önde gelen ailelerin gücü­nü, onların ortak kökenleri ve bakış açılarını, kadınlar ve zencilerin seçkinler iktidarından nasıl dışlandıklarını, politik tartışmaların esasen amaçlar değil araçlara, Amerikan kapitalizminin nasıl değiştirilebile­ceğine değil de nasıl korunabileceğine odaklandığını göstermiştir. Siyasal gündem zaten tartışma başlamadan belirlenmiştir. Bununla bereber, Dye ayrıca bu seçkin çevreler içinde bir sosyal hareketlilik olduğu, farklı seçkinler arasında konsensüs kadar çatışmanın da bu­lunduğu ve Amerikan halkının çoğunluğunun alınan kararlarda etki­sinin sınırlı düzeyde kaldığı konusunda delillere ulaşmıştır. Sonuçta Dye’a göre, seçkinler iktidarı ne Mills’ın resmettiği kadar uyumlu bir gruptur ve ne de plüralistlerin inandığı gibi rekabet halindedir, aslın­da daha ileri düzeyde araştırmalar yapmayı gerektiren bir oligarşi vardır. Başka ülkelerdeki araştırmalarda da benzer sonuçlara ulaşıl­mıştır. Örneğin, Butler ve Kavanagh’ın (1997) ve John Scott’ın (1991) Britanya araştırmaları, günümüzde bile benzer toplumsal ve eğitsel kökenlerden gelen seçkinlerin, sayıları ve temsilcilerinin çok ötesinde

 

Ur güç ve üstünlüğe sahip olduklarını göstermektedir. Bununla be- Bber, Jean Blondel’e göre, bu tür araştırmalar seçkinlerin ‘kelimenin en güçlü anlamında” yönetmediklerini, onların aslında genelde top- tamun çıkarlarına değil kendi çıkarlarına hizmet ettiklerini göstermiş-

Ancak Mills’ın fikri ne kanıtlanmış ne de çürütülmüştür, aksine jnun gerçekte beklediği gibi, getirdiği açıklamalar Batı dünyasında ■odern toplumda gücün dağılımı ve doğası konusunda önemli bir ttrtışma, plüralist ve elitistler, liberaller ve Marksistler arasında de­mokrasinin bugünü ve geleceği konusunda bir tartışma başlatmıştır. D aynı şekilde Amerikan halkını kendi seçkincilikleri ve üstünlükleri- ■n yaratabileceği tehlikeler konusunda uyarır. Mills, bu özgür ülke- ■n aslında zannedildiği kadar özgür olmadığını gösterir. O derhal harekete geçmeyi ve seçkinciliği sorgulamayı önerir. Bu yüzden, ■hight’ın mirası kamusal olduğu kadar akademiktir, kamusal ‘imge- lem’e ve Amerikan güçler dengesi sistemine sosyolojik bir katkı ol­duğu kadar seçkinler teorisine akademik bir katkıdır.