İdeoloji Kari Mannheim

İdeoloji Kari Mannheim

Kari Mannheim (1893-1847) Maca­ristan, Budapeşte’de dünyaya geldi ve Birinci Dünya Savaşı’nda Orta Avrupa’daki karışıklıkların ve ko­münistlerle faşistler arasındaki ça­tışmaların ortasında yetişti. 1918­1919 yıllarında radikal Macar Hü­kümetinde görev yaptı, fakat sağcı bir darbenin ardından Almanya’yı terk etmek zorunda kaldı. Berlin, Budapeşte, Paris, Freiberg Üniversi­telerinde ve Max VVeber’in fikirleri­nin yoğun etkisi altında olan önde gelen düşünce merkezi Heidelberg Üniversitesinde çalıştı. Mannheim 1926’da Frankfurt Üniversitesine Sosyoloji Profesörü olarak atandı, ancak 1933’te Nazilerden kaçıp İngiltere’ye sığınmak zorunda kaldı. 1933-1945 yılları arasında London School of Economicsde öğretim üyeliği yaptı ve daha sonra London Institute of Education’da Sosyo­loji ve Eğitim Felsefesi Profesörü olarak göreve başladı.

Mannheim’ın Macaristan sonrası kariyeri çoğunlukla iki ana evre­ye ayrılır:

. Alman evre (1920-33): Büyük ölçüde Georg Lukâcs’tan etkilen­diği, dönemin her tarafı istilâ eden devrimci ideolojilerinin iddi­alarını değerlendirecek rasyonel bir araç olarak bir bilgi sosyo­lojisinin temelini atmaya çalıştığı evre. Onun buradaki temel ça­lışması İdeoloji ve Ütopya’du (1929/1960).

. İngiliz evre (1933-47): Modern ‘kitle’ toplumunun yapısını, onun
parçalanıp atomlaşmasını, uç fikirler ve totaliter hükümetleri benimsemeye istekliliğini analiz etmeye çalıştığı evre. Mann- heim bu evrede yazdığı Yeniden İnşa Çağında İnsan ve Toplum (1940) ve Özgürlük, Güç ve Demokratik Plânlama (1950) gibi ça­lışmalarında, toplumsal düzen ve konsensüsü yeniden kurmak için daha kapsamlı bir sosyal plânlamayı savunur.

FİKİR

İdeoloji terimi, genellikle insan doğası, toplum ve hayatın nasıl olma­sı gerektiği konusunda önceden belirlenmiş, hatta yanlı bir bakış açısını anlatmakta kullanılır. İdeolojiler komünizm ve faşizm gibi oldukça yapılaşmış ya da sistematik düşünceler bütününü anlatabilir veya güç, siyaset ve sosyal düzen hakkında temel duygular, hatta önyargıları yansıtabilirler. İdeolojiler genellikle mevcut toplumu anlamaya çalışır ve çoğu kez toplum ve hayatın nasıl olması veya nasıl geliştirilmesi gerektiği konusunda teoriler, inançlar veya politik manifestolar sunarlar. İdeolojiler genellikle insanlığın doğası hakkın­da özel bir görüşü ve çoğu kez ahlâk ve sosyal adalet konusunda güçlü ve samimi duyguları yansıtırlar. İdeolojik perspektifler genellik­le yanlı bakış açıları olarak, belirli bir ideolojiyi desteklemek veya bir başka ideolojiye karşı çıkmak için olgular ve kişilerin seçici biçimde yorumlandığı özel, çoğu kez kısmî veya kapalı dünya görüşleri olarak görülür. Örneğin, bir sosyalistin modern Britanya’da gelir dağılımı veya suçun nedenleri, aile hayatının çökmesi gibi konulardaki yo­rumları ve argümanlarını bir muhafazakârınkilerle karşılaştırın. Veya bilimsel bir olgular ve rakamlar yaklaşımını ideolojik bir yaklaşımla karşılaştırın. Bilimsel yaklaşım içindeki akademisyenler ve bilim insan­ları olguları konuşturmak için tasarlanmış salt nesnel ve tarafsız bir metodolojiyi benimserler. Öte yandan, ideologlar açıkça yanlıdırlar ve çoğu kez olgular ve rakamları önceden belirlenmiş argümanlarını desteklemek ve siyasal karşıtlarını zayıflatmak için seçici ve kısmî bir biçimde kullanırlar.

Kari Mannheim ideoloji kavramını tüm bilgilerin ideolojik oldu­ğunu anlatmak için kullanır; matematik ve fizik gibi belirgin istisnalar dışında her bilgi ideolojiktir, yani onlar modern toplumu oluşturan farklı sosyal grupların -mezhepler, kuşaklar, partiler ve özellikle sos­yal sınıfların- değerleri, istekleri ve çıkarlarının basit birer yansıması­dır. “Olgular ve rakamlar kendilerini anlatmazlar”. Onlar kendileri adına konuşamazlar, aksine yorumlanmaları gerekir. Olgular ve ra­

 

kamları anlamak için bazı entellektüel çerçevelere gerek vardır. Bu yüzden, Mannheim’ın bakış açısına göre, nesnel bilgi veya mutlak hakikât yoktur, sadece olsa olsa yaklaşık bir hakikât, hayatın gerçekte nasıl bir şey olduğuna ve ne yapılması gerektiğine dair birçok farklı inançlar sentezi vardır. Bu nedenle Mannheim, entellektüellerin bir sınıf veya grubun çıkarlarının en açık sözcülerinden başka bir şey olmadıklarını düşünür; ancak Mannheim sonradan, onların rakip bakış açılarının sentezini yapabilecek ve bir tür fikrî uyum yaratacak kadar bağımsız olabileceklerini kabul eder. Bu durumda, bilgi sosyo­lojisinin rolü, düşüncelerin kaynağının sosyal gruplar olduğunu orta­ya koymak, bu kanıtlardan onların genel ideolojisini elde etmeye çalışmak ve böyle bir dünya görüşünün grubun kendi çıkarlarını kollamaya nasıl yardım ettiğini göstermektir. Bu yüzden, tüm ha­kikâtler ideolojik olarak yanlıdır, tüm hakikâtler nihayetinde belirli sosyal grupların çıkarları ve eğilimlerini yansıtırlar. O halde sorun, kimin çıkarları sorunu ve bazı grupların kendi dünya yorumlarını geliştirmede diğer gruplardan ne kadar güçlü olduklarıdır.

Kari Mannheim, bu yüzden, bir bilgi sosyolojisi geliştirmeye, bil­ginin yaratılma ve geliştirilme biçiminin sosyolojik bir analizini yap­maya çalışır. Bu ‘sosyolojik’ bilgi anlayışının ana hatları İdeoloji ve Ütopya’da (1929) açıkça ortaya konulur. Mannheim, ‘ideoloji’ terimiy­le, belirli bir toplumdaki yönetici sınıfın inançları ve değerlerini anla­tır: belirli durumlarda, belirli grupların kollektif bilinçdışı hem bu sınıfın hem de diğer kesimlerin toplumun gerçek durumunu görme­lerini engeller ve böylece mevcut durumu sağlamlaştırır. Mannheim, ‘ütopya’ terimiyle, genellikle, toplumu bir gelecek düşüncesine -aynı ölçüde yanlı ve çarpıtılmış bir gerçeklik anlayışına- göre yeniden kurmaya çalışan baskı altındaki grupların ve radikal bir alternatif veya ütopik bir toplum arayışı içindeki grupların inançları ve değerlerini anlatır: ‘bazı bastırılmış gruplar, entellektüel açıdan, büyük ölçüde toplumdaki -sadece, olumsuzlama eğiliminde oldukları durumun unsurları olarak gördükleri- mevcut koşulları yıkmaya ve dönüştür­meye çalışırlar. İki perspektif de ona göre yanlıdır. İkisi de toplumun nasıl -ve kimin çıkarlarına göre- düzenlenmesi gerektiği konusunda güçlü temel ideolojilere dayanır. İkisi de kendi argümanları ve ko­numlarını geliştirmek ve güçlendirmek için hakikât ve gerçekliği bulanıklaştırır ve çarpıtır. Bu tür ideolojiler özünde çatışırlar, birbirle- riyle tamamen karşıtlık içindedirler ve ideolojik bir savaş biçimini temsil ederler. Hâkim sosyal düzenin zayıflığı ve adaletsizlikleri eleşti­rilere ve değişme yönünde taleplere yol açar. Bu talepler karşılanma­dığı takdirde, yeni bir sosyal düzen, insanların özgür olacakları ve ihtiyaçlarının karşılandığı bir Ütopyanın amaçlandığı radikal, hatta devrimci ideolojiler ortaya çıkar. Devrimle birlikte yeni bir sosyal düzen, yeni bir yönetici sınıf, yeni bir yönetici ideoloji ve nihayetinde yeni bir radikal alternatif, yeni bir tasavvur ve ideoloji ortaya çıkar. Fransız Monarşisinin Jakobenleri ve Rus Çarlığının Bolşevikleri do­ğurması gibi, yirminci yüzyılda kapitalizm de komünizmin Soğuk Savaş ideolojisiyle yüz yüze gelmiştir. Bu yüzden Mannheim’a göre, sosyal hayat rakip ideolojiler tarafından desteklenen rakip sosyal gruplar arasındaki sürekli bir güç mücadelesidir ve Mannheim siyasal düşüncelerin izini, binyılcılık öğretisinden başlayarak liberalizm, mu­hafazakârlık ve son olarak komünizme kadar sürer.

KAVRAMSAL GELİŞİM

Mannheim’ın bilgi anlayışı yoğun bir etki yaratmıştır ve Kari Marx’la birlikte genellikle bilgi sosyolojisinin kurucu babası olarak görülür. İkisi de bilgi ve fikirlerin bağımsız bir gerçekliğe sahip oldukları inan­cını yıkmışlardır. Onlar, daha ziyade, bilgi ve fikirlerin toplumsal kö­kenlerini ve fikirlerin insanların davranışlarını etkileme ve kontrol gücünü aydınlatmışlardır. Mannheim, Marx’tan büyük ölçüde etki­lenmesine rağmen, sınıfın ideolojinin tek temeli olduğu düşüncesine karşı çıkar ve sınıfsal ideolojinin çarpıtmalarını sergileyecek ve ha­kikâti ortaya koyacak ‘bilimsel’ bir analizin mümkün olmadığını dü­şünür.

Bununla beraber Mannheim diğer uca yönelmemiştir. 0 ne röla- tivist bilgi anlayışını ne de doğru ve nesnel bilginin mümkün olduğu düşüncesini destekler. Daha ziyade, kendi tezini rölativizmden kur­tarmaya çalışır ve bu tezin hakikâti ortaya çıkarma potansiyelini ar­tırmak için şu yollara başvurur:

  • Kesin bilimleri -matematik ve fizik gibi kesin ölçüm gerektiren bilimleri- kendi bilgi sosyolojisi teorisinin dışında tutar.
  • Bilgili entellektüellerin sınıfsal çıkarlardan uzak durabilecekleri­ni ve böylece gerçeği görebileceklerini anlatan ‘bağımsız aydın­lar’ kavramını kullanır.
  • Rölativizm yerine sosyal konum ve toplumsal görüşler arasın­daki bir ilişkiyi anlatan ilişkiselcilik kavramını kullanır: bu ilişki­nin kavranması nihayetinde evrensel olarak geçerli bilgiye yol açacaktır.

Mannheim Marx kadar sistematik bir düşünür değildir ve belirli grupların belirli ideolojilerden ziyade niçin diğerlerini benimsedikle­rini veya niçin bazı toplumların sürekli güç mücadelesi içinde olduk­larını açıklayacak bir teoriden yoksundur. Bununla beraber, Mann- heim’ın bireysel ideolojiler konusunda çok parlak görüşleri ve analiz­leri vardır. Örneğin ‘Muhafazakâr Düşünce’ konusundaki yazısı bir klâsik olarak kabul edilir.

Mannheim, kısmen mülteci kimliği, kısmen de AvrupalI düşüncesi nedeniyle, özellikle Almanya’da Nazizm ve II. Dünya Savaşı’nın yıkım­ları yüzünden, hiçbir zaman VVeber gibi yeni bir sosyologlar nesli yaratamamıştır; bilgi sosyolojisi üzerindeki etkisi bugün bile önemli ölçüde yüksek olmasına ve Berger ve Luckman’ınki gibi fenomenolo- jik çalışmalara yansımasına rağmen, arkasında analizini sürdürüp genişletecek mirasçılar bırakmamıştır. George Ritzer’in (1996) ifade­siyle,

O  günümüzde Bilgi Sosyolojisi olarak bilinen çağdaş alanın yara­tılmasının neredeyse tek sorumlusudur.