Bilgi/Bilişim Toplumu Manuel Castells

Bilgi/Bilişim Toplumu

Manuel Castells

FİKİR

Hepimiz bir bilgi çağında yaşıyoruz; hepimiz bir bilgi toplumunun parçalarıyız. Bilgi yeni bir zenginlik ve güç kaynağı, bilgi teknolojisi de yeni üretim aracı dır. Son 10-15 yıldır yazarlar ve dünya liderleri bilgi teknolojisinin küresel bir toplum ve dünya ekonomisi üzerinde­ki etkilerini anlayabilmek için büyük çaba harcamışlardır. Bu alanın önde gelen yazarlarından biri, kent sosyolojisi, modern kent konula­rında çalışmaları olan ve yakınlarda küresel kapitalizm üzerine yazıları yayınlanan İspanyol sosyolog ve radikal teorisyen Manuel Castells’tir. Castells’e göre, post-modern toplumun tanımlayıcı karakteristikleri bilgi teknolojisi, Internet ve hepimizi kuşatan bilişim toplumudur – Castells’in Bilgi Çağı adlı üç ciltlik devasa eserinde (1996-1998) ayrın­tılarıyla sergilemeye çalıştığı bir senaryo.

Bilgi ve iletişim önceki bütün toplumlarının merkezî bir unsuruy­du ve onların ekonomik, toplumsal ve siyasal gelişimleri açısından kritik öneme sahipti. Antik dünyada ve Ortaçağ’da seyahat ve iletişim sınırlıydı, hatta devlet kendi nüfusu hakkında sınırlı bilgilere sahipti. Ancak Sanayi Devrimi taşımacılık ve iletişimde bir devrim yarattı. Demiryolları, buharlı makineler, arabalar ve nihayetinde uçağın ica­dıyla dünya çok küçük bir yer haline geldi ve uluslararası iletişim telefon, telgraf, radyo ve televizyonun icadıyla hızla gelişti. Yirminci yüzyıl sonu, sadece uydu teknolojisiyle kitlesel iletişim bakımından değil, kişisel iletişim ve bilgiye ulaşma bakımından da bir İletişimler Devrimi dönemi olarak görüldü. Kişisel bilgisayar, mobil telefon ve Internet ulaşımı gibi faktörler bilginin yaygın olarak kullanıldığı bilgi toplumlarını -bilgi teknolojisinin bir yaşam biçimi, işyeri kadar evin de temel bir özelliği haline geldiği küresel iletişim ve ekonomik et­kinlik ağının bir parçası olan- bilişim toplumlarına dönüştürdü. Bilgi

 

Devriminin merkezinde bütün ağların kraliçesi olan ve hiçbir öznesi bulunmayan Internet bulunur. Internet 1960’larda Amerika Birleşik Devletleri Savunma Departmam’mn İleri Araştırmalar Birimi (DARPA) tarafından, muhtemel bir Sovyet saldırısına karşı direnme veya Ame­rikan iletişim sisteminin bir nükleer savaş sonucunda yıkımını engel­leme aracı olarak tasarlanan cüretkâr bir projeden doğdu. Internet’in güzelliği, düşmanın bir darbede vurup yıkabileceği hiçbir merkezin, hiçbir komuta merkezinin olmamasıdır. Daha ziyade o, hiçbir merkez olmadan birbirleriyle konuşan binlerce insanı ve bağımsız bilgisayar­ları birbirine bağlayan gerçek bir ağdır. Bugün, büyük şirketler, ban­kalar ve mağazalardan öğrenciler, ev kadınları, protesto grupları ve (ironik olarak) teröristlere kadar, 400 milyondan fazla kullanıcı Inter- net’e bağlanmaktadır. O gerçekte bir ‘insanlar ağı’dır ve eğer dünya toplumları kendi hayat tarzları olarak benimser ve çalışma biçimleri­nin bir parçası haline getirirlerse, Internet dünya çapında bir bilgisa­yar ağının küresel bir bilişim toplumu yaratma gücü, genişliği ve derinliğinin temel sembolünü oluşturacaktır. Bunun bir örneği, Cas- tells’e göre, SSCB bilgi teknolojisinin 1980’lerdeki yıkımının temel bir nedeni olduğunu kavrayamazken, diğer büyük devletçi ve merkezî plânlamacı ekonomiye sahip Çin’in bu yeni teknolojiyi kullanarak daha esnek ve daha az merkeziyetçi bir toplum haline gelmesi ve bu sayede küresel kapitalizmin hâkimiyetindeki bir dünyada ayakta kalabilmesidir.

Dünya çapında ve bireysel bağlanma Internet’in temel özellikle­rinden biriyse, öteki de hızı, yani cevap, gelişme ve yayılma hızıdır. Bir bilgisayar ve modeme sahip olan herkes dünyanın her yerine ve her yaştan insana bağlanabilir ve hiçbir ofis, işyeri veya uzman pazarlama şirketi gerektirmeyen on-line bir iş kurarak girişimcilik becerilerini sınayabilir. Bu kolay ulaşma, sorumluluk gerektirmeyen deneyler ve risk alma tam da 1970’lerde yaşanan Bilgi Devrimine tesadüf eder: bu dönemde Amerika’nın Batı yakasının genç, eski-hippileri bu yeni teknolojiyle oynadılar ve onu Batı yakasının önde gelen şirketlerine ve otorite ve yönetim kademesindekilere meydan okumakta kullan­dılar.

Bu yeni teknoloji başlangıçta sisteme karşı bir tehdit yaratsa bile, Castells’e göre, 1970’lerdeki petrol krizinin ve ekonomik çöküntüleri­nin ardından hızla Batı kapitalizmini yeniden yapılandırma ve can­landırma aracı ve fırsatı haline geldi. Ayrıca o, hızı ve dünyanın her yerindeki evlere ve işyerlerine ulaşması sayesinde, dünya ekonomisi­ne -Birinci, İkinci ve Üçüncü Dünya ülkelerinin piyasaları, kaynakları ve mâliyelerine ulaşarak- genişleme fırsatı sağladı. Bu bilgi devrimi,

Castells’e göre, yeni bir modern kapitalizm biçimi, bir bilişim kapita­lizmi sundu ve yarattı. Savaş-sonrası kapitalizm Keynesci ekonomik gelişme modeline (bu model 1970’lerin dizginlenemeyen enflasyon ortamında çökmüştür) ve sanayi malları üretimine dayanırken, bili­şim kapitalizmi (yeni piyasalar, yeni kârlar ve yeni sermaye biçimleri arayışı içinde) ağlar, teknolojik yenilikler ve dünyanın her yerine hızlı ve sürekli bilgi, enformasyon ve finans aktarımı ve birikimine dayanır. Modern veya post-modern kapitalizm, bu yüzden. Sanayi Devrimiyle birlikte ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan kapitalizm biçimlerinden kökten farklıdır. O sanayi malları üretimine değil, dün­ya çapında kumarhane veya para makinesi türünde bir küresel ser­maye akışını mümkün kılan küresel ağlara dayanır. Bu birikimler, hepsi yeni piyasalara yatırım yapma ve en az riskle kazanç arayışı içindeki bireysel yatırımcılar sayesinde, Mafya ve terörist gruplar aracılığıyla, büyük şirketler, bankalar ve hükümetler olarak bağımsız gruplar tarafından yaratılmıştır. Mal ve hizmetlerin üretimi, ister Bi­rinci isterse Üçüncü Dünyada olsun, basitçe bir yatırım ve kâr kayna­ğıdır. Ve , yeni sistemin özü, anında bilgi sağlayacak hızlı ve etkili bir ağ ve oluşturulan birikimlerin bir piyasadan diğerine, bir şirketten ötekine hızla (hatta modern borsalar ve para piyasalarına uygun biçim ve hızda) aktarılmasıdır. Bu yüzden, yeni teknolojiler yeni bir kapitalizm biçimi, yeni bir kapitalist sistem ve -toplumsal kökenle veya başka ayırt edici bir özellikle değil, aksine ilgili aktörlerin global ağları “sonsuz bir para için para arayışı” içinde kullanımları ve kont­rolleriyle bağlantılı- yeni bir kapitalist sınıf yaratmıştır. O hemen hemen katıksız bir kapitalizm, sadece iç mantığa, küresel ekonominin iniş çıkışlarına bağlı bir kapitalizmdir; hatta dünya kapitalizminde üzerinde hiçbir sınıf veya grubun egemen olmadığı, özel piyasaları kontrol eden tekeller, olipogoller (örneğin, petrol kartelleri) vardır. O kâr arayışı tarafından yönlendirilen ve ne zaman, ne de mekân, ülke veya kıtayla sınırlı olan dünya çapında kapitalist bir ağdır.

Kapitalizm hâlâ yönetmekte, kapitalistler hâlâ belirli bir plâna dâhil olmadan vücut bulmakta ve kapitalist sınıflar dünyanın – iradesini bilgisayar ekranlarından bütün dünyaya saçılan görüş­lerde ve gelecek yönelik tahminlerde sergileyen güçlü bir kasır­ganın eklentileri olarak serpilip geliştikleri – belirli özel alanlarıyla sınırlı kalmaktadır (Castells, 1996:505).

Aslında sermaye ve yönetim yeni ekonomide küresel ve merkezi­leşmiş bir düzeyde işlerken, emek yereldir ve merkezileşmemiştir, parçalıdır ve bireyselleşmiştir. Sermaye zaman ve mekândan bağım­sız “sanal küresel ağlar içindeki saraylarında oturan küçük bir beyinler güruhu tarafından işletilirken” (Castells, 1996: 506), emek-gücünün en etkili ve en kollektif biçimi sendikalar bu ‘yüz-süz’, ülkesiz ve kont­rol dışı bir sisteme tepki verebilme konusunda yardımsızlardır. “Özünde sermaye küreseldir. Kural olarak, emek yereldir” (a.g.y.).

Kapitalistler ve işçiler aynı ülkelerde yaşayabilirler, ancak onlar gerçekte çok farklı hayat tarzları sürdürürler ve farklı yerler ve zaman­larda yaşarlar; onlar aslında farklı dünyalarda yaşarlar. Eski Marksist sınıf mücadelesi anlayışı artık geçerli değildir; daha ziyade, “farklı kapitalistler ve çeşitli işçi sınıfları arasındaki mücadele daha temel bir karşıtlık temelinde, sermaye akışlarının çıplak mantığı ile kültürel insan deneyimleri arasındaki daha temel karşıtlık çerçevesinde sınıf­landırılabilir.” “Burada” Castells’e göre, “piyasanın mantığı ile birey, grup veya ülkenin kimlik ve anlam arayışı arasında geleceğin ‘sınıf çatışması’nın muhtemel kökleri yatmaktadır.” Çevreci gruplar veya tüketicilerin -ister petrol sanayine isterse araba üreticilerine olsun- tekelci kapitalizme karşı protestoları bu temel çatışmanın bir örneği­dir; dinsel ve ulusal fundamentalizmlerin ortaya çıkışı bir başka ör­nektir. İkisi de yeni sistemin gücünden ve onun ulusal, kültürel ve bireysel kimlikler üzerindeki etkilerinden korkar. İkisi de, ironiktir ki, sadece iletişim kurmak ve dünya çapında örgütlenmek için değil, aynı zamanda, terörizm örneğinde olduğu gibi yeni teknolojilerin nasıl kullanılacağını, 11 Eylül 2001’de çarpıcı bir biçimde sergilendiği gibi bilişim kapitalizminin ve onun malî ağlarının asıl merkezi Kenti – bu örnekte New York’u- nasıl vuracaklarını çok çabuk öğrenmişlerdir.

Bilgi/Bilişim Devrimi, Castells’e göre, basitçe ekonomik bir olgu değildir. O yeni bir toplumsal düzen tipine, yeni bir bilişim veya ağ toplumuna yol açma potansiyeline sahiptir. Bilişim toplumları, sade­ce bilginin önemli olduğu toplumlar olmayıp, aynı zamanda bilgi ağlarının toplumsal hayata nüfuz ettiği ve onun temelini teşkil ettiği, iş hayatı ve boş zaman faaliyetlerinden oy verme davranışına ve alışverişlere kadar bütün bireysel ve toplumsal etkinlik biçimlerini mümkün kılan ve hatta motive eden toplumlardır. Onlar medya ve yeni teknolojiler tarafından desteklenir ve geliştirilirler, ancak onlar, giderek, bilgisayarlar ve mobil telefonlar aracılığıyla, ironik bir biçim­de, interaktif ve kişiler-arası hale gelebilirler. Ağlar ve enformasyon akışları sadece bilişim toplumunun bir parçası değildir. Onlar bizzat kültürdür. Uzaklık ve zaman ağların dünya çapında işlediği bir bilişim çağında önemini kaybeder.

Biz, Castells’e göre, yeni bir çağa, yeni bir toplumsal düzene gir­mekteyiz. Farklı toplumlar farklı gelişme evrelerinde bulunmalarına, farklı bir ağ toplumu, küresel bir ekonomi ve Dünya Çapında bir Ağla

 

farklı bütünleşme düzeylerinde yer almalarına rağmen, nihayetinde hepsi zamanla piyasanın mantığına uyacak (veya Sovyetler Birliği gibi içe patlayacak ve çökecek) ve dışarıyla bağlantılı hale gekfiği kadar, içerde ve kültürel temellerde ağ ilişkileri içine girecektir. Antik toplumlar doğada varlıklarını sürdürür ve modern insan onu fethe­dip sanayileştirirken, post-modern insan yeni bir çağa, doğanın değil de, kültürün egemen olduğu yeni bir bilgi çağına girmektedir. Biz artık “çoğunlukla toplumsal bir dünyada yaşıyoruz -ancak bunun her zaman keyif verici olduğu söylenemez. Sadece, nihayetinde kendi İnsanî dünyamızda yalnız olduğumuz için, kendimize tarihsel gerçek­liğin aynasında bakmak zorundayız” (Castells, 1996), fakat gördüğü­müz şeyler hoşumuza gitmeyebilir.

KAVRAMSAL GELİŞİM

Manuel Castells, Bilgi Çağı’nda (1996-1998), post-modern toplum ve ekonominin temel özellikleri olarak gördüğü şeyleri ortaya koymaya, betimlemeye ve analiz etmeye çalışır. Üç ciltte bu ortak konular ele alınır. Birinci cilt (1996) Internet’e ve ‘ağ toplumu’nun ekonomik sonuçlarına odaklanır. İkinci cilt (1997) geleneksel kimlik kaynakları, aile ve ulus-devletin artık önemsiz göründüğü bir ağ toplumu çağın­da benlik, kişisel ve toplumsal kimlikle ilgili konulara yoğunlaşır. Üçüncü ciltte, bütün bu eğilimler ve trendler bir araya getirilmeye, teori ve gözlemler geleceğin toplumunun doğası ve biçimi hakkın- daki genel bulgularla birleştirilmeye çalışılır.

O büyük hacimli bir çalışmadır ve açıkça günümüzün temel özel­likleri ve gelişme çizgilerine, yeni teknolojilerin, Internet, küresel ekonomi ve yeni ağ toplumu dünyasının ortaya çıkartır göründüğü görünür kişisel, kültürel ve ulusal kimlik kaybına odaklanır. Castells’e göre, yeni küresel ekonomi, piyasaları birleştirme ve. bilgi ve para akışı sağlama bakımından teoride mükemmel olsa da, bir otomasyon sürecine, kendine ait zihni olan bir yaratığa, hiç kimsenin, hiçbir hü­kümetin, hiçbir şirket veya organizasyonun kontrol edemediği acı­masız bir mantığa dönüşmüştür. Onun sözleriyle, “insanlığın büyük kâbusu, makinelerin dünyamızı artık kontrolü altına aldığı kâbusu neredeyse bir gerçekliğe dönüşmeye başlamıştır. Ancak bu kâbus işlerimizi elimizden alan robotlar veya yaşantılarımızı kontrol eden hükümet bilgisayarları biçiminde değil, (küresel bir piyasa karşısında herkesi yardımsız bırakan) elektronik olarak tesis edilmiş malî işlem­ler sistemi biçiminde” yaşanmaktadır (1996:56).

Castells’in, insanların artık istedikleri gibi biçimlendiremeyecelderi

 

bir toplumsal dünyada, geleneksel toplumsal yapıların çöküşüyle ve kimlik kaybıyla ilgili korkuları aynı ölçüde büyük ve kötümserdir.

Bununla beraber, Ağ Toplumunun Doğuşu’da (1996) Bilgi Çağı’nın aynı zamanda yeni umutlar sunduğu vurgulanır.

  • Özgür bir akış içindeki bir ağ toplumu dünya ekonomisi, geçmi­şin sanayi ekonomilerinde rastlanmayan ölçüde, büyük şirketle­rin yanı sıra bireysel girişimlere de açıktır.
  • Dünya Çapında Bir Ağ temel ağlar veya çokuluslu şirketlere ol­duğu kadar bireyler ve küçük gruplar ya da topluluklara da açıktır. O engelleri ortadan kaldırabilir, dünya çapında iletişimi önceden hayal bile edilemeyecek düzeyde mümkün kılabilir. O, alternatif bilgilerle veya grupların işbirliğiyle güce meydan okumakta, benzer şekilde yeni topluluklar, klüpler veya toplum­lar yaratmakta kullanılabilir. Kişisel-kimlik artık tartışmaya çok daha açıktır; artık doğum, köken, aile veya ulusa bağlı değildir, ne de geleneksel roller veya kimliklerle sınırlıdır. Erkekler ve ka­dınlar, çocuklar ve büyükler artık kendi kimliklerini yaratabilirler ve kendilerine dayatılan kimliklere muhtemelen daha az sahip­lerdir.

Castells’e göre, yaşantılarımızın kontrolünü yeniden ele geçirebi­lir ve yeni teknolojileri iktidar sahiplerini sorgulamakta kullanabiliriz; küresel kapitalizme uluslararası müdahalelerle veya kısıtlamaları kaldırarak, yerel iktidarlar ve toplulukları yeniden canlandırarak. O, Finlandiya’yı, her okulun Internet ulaşımına sahip olduğu ve çoğu insanın bilgisayarla okuyup yazdığı dünyanın en gelişmiş bilgi top- lumuna örnek olarak verir. Aynı zamanda bu toplum etkin bir refah devletine ve iyi işleyen bir ekonomiye sahiptir. Burada, gerekli irade sergilendiği durumlarda, insanların kontrolü ele geçirebilecek ve Bilgi Devrimini kendi avantajlarına çevirebilecek araçlara sahip ol­dukları mesajı verilmektedir. Yapay kimlikler, yabancılaşma ve siyasal çatışmalar içeren kişisel-olmayan bir dünyada, bedeli her ne olursa olsun, bir kâr anlayışının kontrolündeki bir dünyanın alternatifi, aynı ölçüde elverişli ve muhtemeldir. Castells’e göre, Internet bize seçim imkânı sağlar, fakat bu seçim bize karşı işlemektedir -değişimin hızı arttıkça zaman giderek azalmaktadır.