Benlik (Nefis)

PAYLAŞ

 

Benlik (ego), ferde çevresindeki olguları şuurlu olarak ayırt etme imkânı veren ve özü yalnızca insanın sosyal ilişkilerinden oluşan şahsiyet kısmıdır.

Her şahsın kendine has bir benliği vardır. Bu da insanın tek ve özel olarak gelişmesinin bir sonucudur. Herkesin kendisi hakkında bazı bilgi ve düşünceleri vardır. Benlik bir insanın kendisini anlayışı, kendi şahsiyeti ile ilgili kendi görüş tarzını ifade eder. Bir insanın kendisini ve çevresini algılayış tarzı, onun genel tutumunu ve davranışlarını büyük ölçüde belirler. Bu nedenle şahsiyeti etkileyen güçlü bir faktör benliktir.

Benlik birtakım yaşantılar sonunda kazanılan bir yapı, bir oluşum-dur. Çocuk, büyüme sürecinde giderek kendini diğer insanlardan ve nesnelerden ayırmayı öğrenir. Böylece “öz” ya da “benlik” kavramı oluşur. İnsan, diğer kişilerle bölüştüğü şeylerin ve diğerleriyle olan ayrıntılarının idrakine sahiptir. Bunları bilmektedir. İşte bu bilgi, bu farkında oluş, bu idrak onun öz benliğini oluşturur. Demek ki “öz-benlik” insanı kendisi yapan ve onu diğer kişilerden ayıran duygular, fikirler, niyetler ve değerlendirmelerin bir yığınıdır. Kişiye dün ve bugün, çok muhtemel olarak yarın, aynı kişi olduğunu ve olacağını bildiren şeydir.

İnsanda öz-benliğin oluşması, doğuştan itibaren diğer insanlarla olan ilişkiler ve sosyal olmayan çevre ile temas sayesinde mümkün olabilmektedir. Öz-benlik de sosyal bir sonuçtur. Sosyalleşme, çocuğun yalnız kültür muhtevasını elde etmesini değil, aynı zamanda kişilik ve öz-benlik kazanmasını da sağlamaktadır.

Çok küçük çocuklar kendileriyle, kendileri olmayanı ayırt edemezler. Çocuk, ancak eşya ve diğer şahıslarla olan iletişim ve etkileşimleri sonucunda kendisini diğer insanlardan ve eşyalardan ayrı bir obje olarak idrak etmeye başlar. Çocuk duyum mekânizması yoluyla birçok ışıklar, renkler, şekiller görmekte, sesler duymakta, soğuktan-sıcaktan etkilenmekte, koku almakta, bedeninde; acı, sızı, rahatlık, açlık, tokluk duymakta fakat bunları anlama ve bütünüyle kavrama zamanla olmaktadır. Demek ki benlik, çocuk doğduğundan itibaren başından geçen sayısız olaylarla, çevresinde ilişki kurduğu kişilerin etkisiyle yavaş yavaş oluşmaktadır.

Çocuk ilk olarak, sosyalleşme sürecine ailede girer. İlk aylarda par-mağı ağzından çıktığı için ağlayan çocuk, bir sürü tecrübeden sonra el ve ayakların kendisine ait olduğunu ve bunları kendi isteğiyle hareket ettirebileceğini keşfeder. İkinci yılın başında, çocuğun ilgileri genişler ve kendisini duyuşları, fikirleri ve istekleri olan ayrı bir kişi olarak çevresindekilerden ayırt etmeye başlar. Psiko-sosyal benliği böylece gelişme yoluna giren çocuk, önce ailesinin üyeleri ile sosyal bağlar kurar. Daha sonra kendi akranları ve yaşıtları dünyasını keşfeder. Önce ev, sonra mahalle, daha sonra okul ve başka çevrelerle ilişki kurarak benliği gittikçe genişleyen halkalar halinde gelişmeye devam eder.
Benliğin gelişmesinde kişiler arası ilişkilerin ve içinde yaşanılan atıf gruplarının büyük önemi vardır. Çevremizdeki insanları (küçükken ana ve baba, kardeşlerin, daha sonra yakın akrabalar, öğretmenlerin ve arkadaşların) bize karşı tepkileri benliğin muhtevasını etkiler. Takdir edilme ve benliğini gerçekleştirme ihtiyaçları ile, sevgi, aidiyet, saygınlık ve beğenilme ihtiyaç, istek ve arzularıın tatmini sırasında benlik etkilenir. Aynı şekilde, insanlar, mensup oldukları atıf grubunun etkisiyle, onun ortak değerlerini doğrudan doğruya ve ana cemiyetin değerini de dolaylı bir şekilde kendi istek ve hedefleri olarak benimserler. Böylece arzu edilebilir olanlar, arzu edilir bir hale gelir. Fertlerin çocuğun nefislerine karşı takdirleri, grupların değerlerini aksettiren kendi hedeflerine erişme hususundaki başarılarına dayanmaktadır. Bu hedeflerin en önemli olanları da grubun en hâkim olan değerlerini temsil edenlerdir. Fakat cemiyetin değerleri de değişmektedir. Grupta değerlerin değişmesi fertlerin hareket ve faaliyetleri neticesinde meydana gelir. Bu itibarla fertler, cemiyetlerin sadece birer kopyalarından ibaret değildir. Fertler kendilerine has hayat tecrübeleri sebebiyle hayatlarına hâkim olan yeni değerler, yeni hedefler edinmiş olabilirler. Bu nedenle fertlerin bu hedefleri gerçekleştirmeleri, cemiyette büyük değişmelere yol açabilir.

Gerek anne ve babası gerek diğer yetişkinler, çocuğa daha çok erken yaşlarda ne olması ve ne olmaması lazım geldiğini söylerler. Ona hangi şahsi özelliklerin “arzu edilir” veya “iyi” olduğunu ve hangi özelliklerin de “arzulanmadığını” veya “kötü” olduğunu anlatırlar. Kültüre ait değerlerin bu şekilde öğretilmesi sonucunda çocuk ne olması lazım geldiğine dair bir mefhum edinir ve geliştirir ki bu onun ideal nefsi (beni) olur. Fiili nefis ile ideal nefis arasındaki fark ne kadar küçük olursa, fert, o ölçüde nefsine karşı saygısının kuvvetlenmiş olduğunu hissedecektir. Zira yakın hedefler aşıldıkça, başarı duygusu gelişir ve nefse güven artar. Buna karşılık fiili nefis ile ideal nefis arasındaki farkın büyüklüğü ölçüsünde ferdin kendisine karşı saygısı azalmış olacaktır. Çünkü uzak hedeflere ulaşma çoğu zaman mümkün olmamakta ve fert başaramama duygusuna kapılmaktadır.
Amerikan sosyologlarından Cooley (1902) başkalarının bizi nasıl gördüğü hususundaki inançları bir aynanın yansımasına benzetmektedir. Cooley “aynadaki kendimiz” veya “ayna benlik” diye adlandırdığı bu olguyu “ yüzümüzü, vücudumuzu ve elbiselerimizi aynada gördüğümüz zaman bunlara bizim oldukları için ilgi duyduğumuz gibi, hayalimizde de başkalarının bizim görünüşümüz, âdetlerimiz, amaçlarımız, düşüncelerimiz, işlerimiz, karakterimiz, arkadaşlarımız vs, hakkındaki düşünceleri olduğunu hayal eder ve bunlardan etkileniriz.” şeklinde ifade etmektedir. Cooley bu şekilde ifade ettiği ayna benliği, “ Herkes herkesin aynasıdır. Bu ayna önünden geçeni onun sosyal sınıfına göre aksettirir”  hipotezi ile ifade et-mektedir.

Bu anlamda “ayna benlik, insanın diğer şahısların kendisine karşı olan reaksiyonu vasıtasıyla nefsi hakkında edinmiş olduğu tasavvur” olmaktadır. Yüksek sosyal statüde bulunanlar başkalarından bu statülerini yükseltecek ipuçları almaya eğilim gösterirken, aşağı statüde bulunanlar statülerini daha düşürecek intibalar edinirler. Diğer bir ifade ile yüksek statüde bulunan bir kişinin nefsi hayal büyütücü bir aynadan, aşağı statüdeki kişinin nefsi ise küçültücü bir aynadan akseder.