Liderlik Çeşitleri

 

Max Weber otorite tiplerini açıklamada çıkış noktası olarak “meşruiyet” ölçüsünü temel alır. Weber’e göre üç meşruiyet tipi vardır: a. Geleneksel b. Karizmatik c. Yasal. Bunlar meşru otoritenin “saf (ideal) tip” lerini meydana getirirler.  Weber’in bu tiplemesinden hareketle üstlendiği rol ve icra ettiği görevler bakımından lider ve liderlik türlerini:

• Otokratik lider ve liderlik
• Karizmatik lider ve liderlik
• Demokratik lider ve liderlik olarak üçe ayırmak mümkündür.

Otoriter Liderlik ve
Geleneksel Otorite

Geleneksel toplumlarda genellikle otoriter liderlik önplana çıkar. Weber’in tasviri ile, eski geleneklerin kutsal niteliği ve gelenek tarafından otoriteyi kullanmaya çağrılanların meşru olduğu inancına dayanır. Emretme gücünü kullananlar, genellikle kalıtımla (verasetle) elde ettikleri statü nedeniyle kişisel otoriteye sahip olan efendilerdir. Böyle bir sistemde kanunlara değil, geleneklerin tayin ettiği efendilere itaat edilir. Efendilerin verdikleri emirlerin meşruluğu ise, bu emirlerin geleneklere aykırı olmamasına bağlıdır. Efendilere serbest bir alan da bırakılmıştır. Ancak bu serbest alanın da, efendilere gelenekler yoluyla tanınmış olması gerekir. Emirlere uyan kişilere gelince, uyruk durumundadırlar ve geleneksel “sadakat duygusu” ile emirlere itaat gösterirler.
Otoriter liderler, planlamayı kendileri yapar, grubun siyasetini tek başına tayin ederler. Grup üyelerinin faaliyetlerini, sırasını ve aralarındaki münasebetleri yalnız onlar bilir, belirler ve emirler verir. En son makam onlardır, mükâfat ve cezaları onlar verir.
Otoriter liderlikle idare edilen grup ve toplumlarda, liderin merkezdeki gücünü devam ettirmesi gerekir. Lider, yerini muhafaza edememesi durumunda otoritesini kaybeder ve grup dağılma ile karşı karşıya kalır. Zira grup üyelerine daha önce herhangi bir şahsiyet tanınmamıştır. Bu durumu krallıkla yönetilen toplumlarda kolaylıkla tespit etmek mümkündür.  
Karizma ve
Karizmatik Liderlik

Karizma kelimesi Max Weber tarafından sosyolojiye kazandırılmış bir kavramdır.  Kelime anlamı aşkın varlığın vergisi, olağanüstü demektir. Bu anlamda karizma kavramı sosyolojik olmaktan ziyade psikolojiktir. Ancak, bir meşruiyet, hâkimiyet ve yönetim biçimine temel olması bakımından sosyolojiktir.
Karizma bir sıfattır, özelliktir. Bu özellikler toplum tarafından algılanır ve karizma sahibi kişiler toplumun lideri olurlar. Karizma sahibi kişiler istese de istemese de toplumun cazibe merkezleridir. Bunlar reformcu, haberci, büyücü, kâhin, veli, nebi, peygamber ve din kurucusu sıfatlarıyla anılsalar da belli bir veya birçok otoriteyi temsil ederler. Bu otorite aşkın varlığın (Allah Teâlâ) gücüdür. Bundan dolayı onlar, Tanrı’nın evrendeki temsilcileri (Zillullah fi’l-arz) olarak kabul edilirler. İfadelerden anlaşılacağı gibi karizma din olgusu ile doğrudan ilişkilidir. En tipik şekliyle peygamberlerde mevcuttur. Peygamberler diğer liderlerden farklı olarak toplumların inanma ve dini ihtiyaçlarının arttığı dönemlerde ortaya çıkarlar. Diğer bir ifade ile toplum yapısı ile peygamber arasında karşılıklı bir ilişki söz konusudur. Toplum adeta peygamberi çağırır, o da ortaya çıkar veya gönderilir. Bundan sonra geliş sebebine uygun olarak görev üstlenir ve rolünü icra ederek toplumu temsil ettiği otoritenin emir ve nehiylerine göre düzenlemek ister.
Resmi liderler karizmatik otoriteden yararlanmak isterler. Bunu bazen bu otorite sahibi kişileri yanlarına almakla, bazen de her iki otoriteyi üstlenmek suretiyle yaparlar. Bu nedenle geleneksel toplumlarda karizma sahibi kişiler ve din adamları sürekli üst tabakalarda yer almışlardır.
Aynı şekilde bazı kişiler kendi kendilerine karizma izafe ederek ve etraflarına birtakım kişiler toplayarak bir dini grup oluştururlar. Sahteleri ile hakikilerini ayırt etmenin yolu, izafe edilen karizmalarını onlardan soyutlayarak geride kalan şahsiyetlerine bakmaktır. Hz. Muhammed’in peygamberlik sıfatını kaldırırsanız, geride “insanlık abidesi” kalır.
Karizmatik lider, taşıdığı misyona dayanarak itaat ve yandaş ister, bu itaat içsel irade ve denetime dayanır. İlişki ve davranışların akıl ve mantığa değil, inanç sistemlerine uygun olması aranır. Bütün hiyerarşik düzen, sosyal grup ve kurumlar bu sistem çerçevesinde oluşur.
Aslında demokratik ve yasal otorite dahil bütün bu otorite tiplerinde “sırf ve saf” lık sözkonusu değildir. Zira insandan hükmetme isteğini, gelenekleri ve inanç sistemlerini kaldırmak, yok etmek mümkün değildir. Buradaki “sırflık ve saflık” izafi “rölatif” bir özelliktir. Bir ilişkinin veya sosyal grup ve kurumun hangi temel özelliğe dayandığını ve kurulduğunu ifade etmektedir.
Karizma psiko-sosyal bir olaydır. Sırf dini ve mistik bir özellik değildir. Özellikle toplumların bunalım ve buhranlı dönemlerinde; aklın ve mantığın işlemediği durumlarda kurtuluş ümididir. Toplumların büyük adam, kurtarıcı yaratma duygusu ve mantığıdır. Milletlerin kaderlerini çizen karizmatik liderleridir.  Oğuz Han Türk Milletini var eden, Atatürk de yok olmaktan kurtaran şahsiyetlerdir.

Demokratik Liderlik ve
Yasal Otorite

Demokratik liderlikte otoritenin paylaşılması vardır. Demokratik liderlikle yönetilen toplumlarda her üye, bürokratik bir sistem içerisinde, gruba ait faaliyetler ve hedef ve amaçların tespitinde yeteneklerine uygun görev alma, fonksiyon icra etme gücüne sahiptir. Liderin fonksiyonu davranışları yasalar çerçevesinde koordine etmektir. Bu nedenle Weber bu tür otoriteye “yasal otorite”  adını vermektedir.
Weber’e göre en akılcı otorite tipi olan yasal otorite, geleneksel otorite ve karizmatik otoriteden farklı olarak emirleri ve egemenliği kullananların meşru olduğu inancı üzerine kurulur. Diğer bir ifade ile, eğer emir verme gücünün geçerliliği, “akılcı kural”lardan oluşan ve herkes için bağlayıcı olan normlara dayanıyorsa, bu takdirde yasal otorite söz konusudur. Böyle bir sistemde emir verme gücünü kullananlar, akılcı kurallara uygun olarak davrandıkları sürece meşrudurlar ve otorite altında bulunanlar, emir verme gücünü elinde bulunduranlara değil, akılcı kurallara itaat ederler ve hukuk önünde eşittirler. Emretme gücünü kullanan kişiler, kanunla düzenlenen usullere göre atanır ya da seçilirler ve bizzat hukuk düzeninin sürek-liliğinden kurallara karşı sorumludurlar.