Sekülerleşme Nedir ?

2003

Toplumun modernleşmesi sekülerleşme anlamına gelmemektedir. Fransız sosyolog Yves Lambert (1999) modernliğin ortaya çıkışının din üzerinde dört etkisi olabileceğine inanmaktadır: gerileme, uyarlama ve yeni yorum, muhafazakâr tepki ve yenilik. Bu etkilerden sadece birincisinin sınıflama bakımından sekülerleşmeyi içerdiğini söylemek olasıdır.
Sekülerleşme kavramının çeşitli yorumları vardır, bu yorumlar o kadar çoktur ki bu yüzden bazı sosyologlar bu terimin sosyolojik bir terim olarak kapsam dışına itilmesini önermiştir. Bununla birlikte sekülerleşme, çeşitli bağlamlarda ortaya çıkma eğilimi gösteren bir kavramdır. Sonuç olarak sosyal bilimlerle ilgili tartışmalarda bu kavramın kapsama dâhil edilmesi gerekir, ancak bizim yaptığımız gibi, bu kavram tanımlanmalıdır.
Tarihsel olarak sekülerleşme ilk kez Protestan reformu geçiren ülkelerde kilise mallarının devlet mülkiyetine devredilmesiyle ilgili olarak kullanılmıştır. Bu kavram 1900’lere kadar sosyoloji alanında yaygın olarak kullanılmamıştır. Din sosyolojisinde sekülerleşme terimi, dinin çeşitli şekillerde daha marjinal ve daha az önemli hale geldiğini belirtmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu terimin sosyolojide nasıl anlaşıldığını inceleyeceğiz. Ancak bundan önce din bilimciler gibi dindar insanların sekülerleşmeyi kategorik olarak negatif bir kavram olarak algılamadıklarını belirtmek gerekir. Hiç kuşkusuz, birçok dindar insan dinlerinin toplum içindeki konumunun gerilemesi nedeniyle yas tutacaktır, ancak bazı kişiler, bu tür bir değişikliği dinin özgürleşmesi olarak görebilir. Bu kişiler, dinin dinsel çıkarlar ile laik politik güç arasındaki tavizlerle dolu kaynaşmadan kurtulmuş olduğunu ve kendilerinin bu nedenle dinin özüne odaklanabileceklerini savunmaktadır. Sosyolog Talcott Parsons (1966) da bu görüşü desteklemektedir. Modern toplumdaki işlevsel farklılaşma yoluyla din çeşitli işlevlerini yitirmiştir ancak bu nedenle din, birincil işlevlerini daha iyi yerine getirebilecektir. Niklas Luhmann da aynı çerçeve dâhilinde yorumlanabilir. Din diğer sistemler üzerindeki etkisini büyük ölçüde kaybetmiştir ancak hayattaki belirsizlikleri azaltma konusundaki güçlü konumunu sürdürmektedir. Bu örneklere bakarak sekülerleşmeyle ilgili görüşlerin dinin nasıl tanımlandığına bağlı olarak değiştiğini görmekteyiz. Bazı sosyologlar sekülerleş-menin tanım itibariyle olanaksız hale gelmesine yol açacak şekilde dini geniş kapsamlı bir biçimde tanımlamaktadır. Thomas Luckmann (1967), dini bireyin daha geniş bir bağlamda kimlik arayışı olarak tanımlamaktadır. Bu tanımın sonucu olarak din, önceden olduğu gibi, bir insan sabiti haline gelmektedir ve Luckmann örgütlü dinin zayıflatıldığını ve marjinalleştirildiğini savunmaktadır. Bununla beraber sekülerleşme kuramları üzerine tartışmalar, dini deneyüstü bir şeyle ilişkilendiren temel din tanımlarına dayanmaktadır.
Sosyolog Larry Shiner (1966) sekülerleşmeyle ilgili çeşitli kavramlara ilişkin klasik bir inceleme sunmaktadır. Shiner, sekülerleşmeye ilişkin başlıca altı yorum arasında ayrım yapmaktadır: