Geçiş Toplumları’nın Özellikleri Tranzisyonel Toplum

PAYLAŞ

 

Her halükarda tranzisyonel toplumların geleneksel sosyal ve kültürel yapıları dünyada meydana gelen değişmelerden büyük ölçüde etkilenmiş bulunmakta; öyle ki, bu durum onların toplumsal ve kültürel varlıkları ve kimlikleri için ciddî bir tehdit oluşturmaktadır. Her ne kadar bu toplumlar geleneksel form ve değerlerini tamamen yitirmiş değillerse de, artık geleneksel toplumun özelliklerine sahip olmadıkları da muhakkaktır. Değişim onlara kendini ontolojik bir gerçeklik olarak kabul ettirmekte; ancak onlar bu değişime ayak uydurmakta oldukça zorlanmakta ve hatta bocalamaktadırlar. Zira oldukça hızlı bir değişim ortamında, “geleneksel” ile “modern” yahut “eski” ile “yeni”, buralarda çoğu zaman öylesine antitezik ve dikotomik bir biçimde karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır ki, bu ikilem, birçok toplumsal çalkantı ve hatta krizleri de beraberinde getirmektedir.
Gerçi, modernliğin her zaman için geleneksel formların bir zıddını oluşturmadığı ve hatta birçok durumlarda ikisi arasında belli bir uyumun bulunduğu da özellikle ülkemizde konuyla ilgili olarak gerçekleştirilmiş bulunan deneysel araştırmalardan anlaşılmaktadır. Ancak, sanayileşme ve şehirleşme hamleleri, eğitim öğretimin ve kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması, hızlı nüfus artışı, köyden kente ve hatta Türkiye’mizde olduğu üzere yabancı ülkelere göç, çarpık kentleşme ve gecekondulaşma, geleneksel aile yapısında gözlenen değişim, ananevî toplumsal dayanışma formlarının giderek zayıflaması, işsizlik, eğitim ve istihdam alanındaki yetersizlik ve çarpıklıklar, bir tüketim ve pazar ekonomisine geçiş, ferdiyetçiliğin artması, toplumsal, ekonomik ve kültürel dengesizlik ve çarpıklıklar, siyasal yönetimlerin başarısızlıkları… gibi bir çok değişim ve faktörlerin çapraz etkileri, geçiş halindeki bu toplumları bir tür “kaos”a sürüklemiş ve böylesine “çarpık” bir ortamda geleneksel olanla modern olan daha da çatışmalı bir biçimde karşı karşıya gelmiştir.
Kısacası, Tönnies’in deyişi ile, “cemaat” (Gemeinschaft) tipi ilişkilerden “cemiyet” (Gesellschaft) tipi ilişkilere yönelmiş bulunan modern dünyanın en önemli sorunu uyum meselesidir ve tranzisyonel toplumlar bu sorunu daha da sancılı yaşamaktadırlar. Bu toplumlarda, meselenin en sancılı biçimde tezahür ettiği alan ise din olmaktadır. Pek çokları, bu toplumların meselelerini sırf bir ekonomik boyuta irca etmeye kalkışmak hatasını işlemişlerdir.