Nevizada Atayi Kimdir, Hayatı, Eserleri, Edebi Kişiliği

0
40

Atâî Nev’îzâde, (ö. 1045/1635) Daha çok eş-Şeka iku’n-Nu mâniyye’ye yazdığı zeyille tanınan Osmanlı âlim ve şairi.

Yaşamı

İstanbul’da doğdu (Şevval 991/Ekim 1583). Sultan III. Mehmed devri kazas­kerlerinden tanınmış şair ve âlim Nevî Yahya Efendi’nin oğludur. Önce baba­sından, daha sonra Kafzâde Feyzullah Efendi’den ders okudu. 1601 yılında Ahîzâde Abdülhalim Efendi’den mülâzım olarak tahsilini tamamladı. İstanbul ka­dısı Zekeriyyâ Yahya Efendi’nin yardımıy­la 1605’te Kırk akçelik Canbaziye Med­resesi müderrisliğine tayin edildi. 1608’de müderrisliği bırakarak kadılığa baş­vurdu ve Lofça kadılığına gönderildi. Bir süre sonra kadılıktan alındı. 1610’da Ba­baeski kadısı, ardından Varna, Rusçuk ve 1618’de Silistre kadısı oldu. 1620 yılın­da Tekirdağ, arkasından da Hezargrad kadılıklarına tayin edildi. Buradan azledilince bir süre Tırnova ve Sahra kadılık­larının gelirleri kendisine verildi. 1624’te Tırhala kadılığına gönderildi. Manastır ve yeniden Tırhala kadılıkları yaptıktan sonra 1632’de Üsküp kadısı oldu. Üç yıl sonra azledilerek İstanbul’a döndü ve çok geçmeden yeni bir tayin beklerken vefat etti (Cemâziyelevvel 1045 / Ekim 1635). Mezarı Şeyh Vefa Tekkesi nazire­sinde babasının yanındadır. Ölüm tarihi Keşfü’z-zunûn’da 1044, Tezkire-i Rı­zâ’da 1046 olarak gösterilmiştir. Buna karşılık Şeyhî Mehmed’in Vekâyiu’î-fu-zalâ’sında Cemâziyelevvel 1045, Muhibbî’nin Hulâsaîü’l-eşer’i ve Âsım’ın Zeyl-i Zübdetü’l-eş’âr’mda Cemâziyelâhir 1045 tarihleri verilmiştir.

Atâî, mâzul bulunduğu kısa süreler dışında ömrünü İstanbul’dan uzakta, Balkanlar’daki çeşitli kadılıklarda geçirmiş­tir. Kaynaklardan anlaşıldığına göre gü­zel konuşan, nükteli ve alaycı bir insan­dır. Dedesi ve babası gibi o da tasavvu­fa yönelmiş ve Celvetiyye’nin kurucusu Aziz Mahmud Hüdâyi’nin müridlerinden olmuştur. Bursalı Mehmed Tâhir’in bil­dirdiğine göre Aziz Mahmud Hüdâyî Türbesi’nin kapısı üstündeki Arapça tarih kitabesi onundur.

Eserleri

Atâî değişik konularda man­zum ve mensur pek çok eser vermiştir. Başlıca eserleri şunlardır:
1. Divan. Şey­hülislâm Yahya Efendi’ye ithaf ettiği di­vanı orta büyüklükte bir eserdir. Yazma nüshaları oldukça fazladır. Yalnız İstan­bul kütüphanelerinde on sekiz nüshası vardır. Manzume sayıları çok farklı olan bu nüshalar karşılaştırıldığında divanda mensur bir dîbâceden sonra bir mi’râciye, otuz bir kaside, 303 gazel, iki mer­siye, dört muhammes, dört müseddes, bir muaşşer, elli kıta, on üç rubâî, yirmi sekiz tarih ve yetmiş beyit bulunduğu görülür. Atâî orta derecede bir şair ol­duğundan şiirleriyle fazla tanınmamış­tır. Dili oldukça ağır ve külfetli olan şa­irin gazellerinde Fuzûlî, Nev’î ve Bâkî’nin etkileri görülür,
2.
Hamse. Nizâmfyi örnek alarak meydana getirdiği hamse­sinde Atâî’nin bu şaire bağlılığı sadece iki müsveddesinin adlarında ve dış gö-rünüşlerindedir. Şair bu eserlerinde çok kullanılmış konular yerine yeni konuları ele almıştır. Yer yer mahallî hayatı, hal­kın yaşayış ve törelerini dile getirmiş, özellikle İstanbul’un değişik manzarala­rı ve güzelliklerini ortaya koymaya çalış­mıştır; hatta hikâyeler içinde bazı ger­çek olayları dahi anlatmıştır. Böylece mesnevilerine yerli unsurlar katarak İran mesnevi geleneğinden kurtulmayı dene­miştir. Hamse nüshalarına, Hilyetü’l-efkâr dışında divanı ile bir arada külliyat halinde çokça rastlanmakta, tamamı ise Topkapı Sarayı Müzesi (III. Ahmed, nr. 2650), İstanbul Üniversitesi (TY, nr. 4013) ve Süleymaniye kütüphanelerinde (Esad Efendi, nr. 2872) bulunmaktadır. Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde bulunan (nr. 1989] dört sütun halinde yazılmış nüs­ha ise tezhipli, minyatürlü ve çiçekli bir yazmadır. Yazmalarının çokluğu mesne­vilerinin sevilerek okunduğunu gösterir. Bundan dolayı da Atâî daha çok mesne­vi şairi olarak tanınmıştır. Atâî’nin ham­sesini oluşturan beş mesnevi şunlardır: l. Âîemnümâ (Sâklnâme). 1617’de “faulün faulün faul” kalıbıyla yazılan bu mesnevinin başında Atâî. Osmanlı şair­lerinin kaside ve gazel vadisinde geçtik­leri İran şairlerinin mesnevide hâlâ üs­tün oldukları hususu tartışılırken Fâizî’nin ve diğer bazı şairlerin ısrarları üzeri­ne bu mesneviyi yazdığını söyler. Âlem-nümâ yirmi dört “bahis” içinde 1561 be­yitle Boğaziçi’nin ve hisarların güzellik­lerini anlatmakla başlar. Ardından bir iç­ki meclisinde sırasıyla sâkî, şarap, asma, küp, kadeh, sürahi, pîr-i mugan, mey­hane, şarkıcı, gece, mum, sabah ve ba­har anlatılır. Âîemnümâ, Hamserım en çok tanınmış mesnevilerindendir. Yal­nız İstanbul kitaplıklarında kırktan faz­la nüshası vardır. II. Nefhatü’l-ezhâr. Atâî’nin 1625’de Nizâmî’nin Mahzenü’l-esrar’ına nazîre olarak “müfteilün müfteilün fâilün” kalıbıyla yazdığı bu mesnevi 3200 beyittir. Baştaki tevhid, na’t, mi’râciye gibi dinî şiirler ve eserin sunulduğu Sultan IV. Murad ile Şeyhülislâm Yahya hakkındaki kaside­lerden sonra mesnevi yirmi “fasl”a ay­rılmış, “nefha” ve “dâstân” başlıkları al­tında padişahlardan, aşktan, Anadoluhisarı’ndaki maskaralar, soğuk latife ya­panlar, âşıklar ve cömertlerden söz edil­miştir. Nefhatü’l-ezhâr dinî-ahlâkî ve öğretici bir eserdir. Arasına bazı küçük hikâyeler de serpiştirilmiştir. III. Sohbetü’l-ebkâr. Atâfnin 1626’da Molla Câmi’nin Sübhatü’l-ebrâr’mdan etkile­nerek “fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbıy­la yazdığı 3450 beyitlik bir mesnevidir. Eserin başında, bir kır gezintisinde dost­larının Câmî’nin eserini överek bunun Türkçe’ye çevrilmesi gerektiğini söyle­meleri üzerine bu mesneviyi yazdığını açıklar. Mesnevi kırk “sohbet” halinde düzenlenmiş, bunlarda aşk, ibadet, te­vazu, fazilet, çalışma, iyilik, bağlılık ve yalan gibi konular işlenmiştir. Yirmi seki­zinci sohbette de Nasreddin Hoca hikâ­yeleri anlatılmıştır, iv. Heft Hân’. 1627’de Nizâmî’nin Heft Peyker’ı örnek alınarak “feilâtün mefâilün feilün” kalı­bıyla yazılan mesnevi 2784 beyittir. Heft Peyker’üe yedi ülkenin kızlarının anla­tıldığı hikâyeler burada yedi âşık tara­fından anlatılmıştır. İstanbul’da ansızın bir periye tutulan bir âşık gece gündüz yanıp yakılır, derdini ve sevgilisinin adı­nı kimseye açıklamaz. Kendisi gibi âşık olan yedi arkadaşı onu avutmak için sı­rayla yedi hikâye anlatırlar. Bu hikâye­ler Şam ve Edirne’de, Çîn ü Mâçin’de, Gazne, Bağdat, Rey, Belh ve İstanbul’da geçer. Hamsenin en tanınmış mesnevisi olan Heft Hân Turgut Karacan tarafın­dan yayımlanmıştır {AtSî’nin Heft-hSn’ı, İnceleme-Metin, Ankara 1974, XII -h 349 s.). V. Hilyetü’l-efkâr. Hamsenin yakın za­manlara kadar ele geçmeyen bu mes­nevisinin eksik bir nüshası ilk defa Agâh Sırrı Levend tarafından ortaya çıkarıl­mıştır [At&t’nin Hilyetü 7-efkâr’ı, Ankara 19481. Sonradan üç eksik nüshası daha bulunan mesnevinin mevcut kısmında münâcât ve na’t gibi başlangıç bölümle­ri yer almakta, asıl konu ile ilgili bölüm­ler bulunmamaktadır. Ancak A. S. Levend bazı karinelere dayanarak bu mesnevi­nin Hüsrev ü Şîrîn konusunda kaleme alındığını ve bazı küçük hikâye ve men­kıbelerden meydana geldiğini ileri sür­mektedir.
3. Hadâiku’l-hakâik* îî tekmileti’ş-Şekâik. Atâfnin Üsküp kadısı iken 1634 yılında bitirdiği ve Zeyl-i Şekâik veya Zeyl-i Atâî diye de tanınan bu men­sur eseri, Taşköprizâde’nin meşhur eş-Şekâ3iku’n-Nu’mâniyye adlı eserinin 965-1044 (1558-1634) yıllarını içine alan Türkçe zeylidir. Bu yetmiş altı yıllık sü­rede Osmanlı Devleti sınırları içinde ye­tişen şeyhler, ilim adamları ve şairler hakkında bilgi veren eser, kendisini 1730’a kadar zeyleden Şeyhî’nin Vekâ-yiul-îıızalâ’sıyla birlikte Şekö’ik’m en önemli zeyli olarak ilim tarihimizin ana kaynaklarından sayılmaktadır. Türkiye’­de ve dış ülkelerde pek çok yazma nüs­hası vardır. İstanbul kütüphanelerinde-ki nüshaları Zahir Güvemli tarafından, tercüme ve zeyilleri ise Behçet Gönül ta­rafından (bk. Bibi.] tesbit edilen eser ayrıca iki cildi bir arada İstanbul’da basıl­mıştır (1268). Bu neşrin tıpkıbasımı, Mecdî’nin Şekâ’ik tercümesi ve öteki yaz­ma zeyillerle birlikte bir indeks ilâvesiy­le 1989’da Abdülkadir Özcan tarafından yapılmıştır.

Atâî’nin bunlardan başka, bir kısım külliyat nüshalarının sonunda, devrinde yaşayan bazı kişiler hakkında yazılmış 100 beyit kadar tutan Hezliyyât’ı (İÜ Ktp., TY, nr. 319), yarım kalmış bir Siyer-i Veysî’ zeyli, sekiz mektuptan olu­şan bir Münşeat’] (İÜ Ktp., TY, nr. 4097), ayrıca Kudûrî, Kâdîhan, Dürer gibi bir­çok fıkıh kitabında yer alan bazı görüş­leri müellif ve kitap ismi vererek tenkit etmek üzere hazırlanmış el-Kavlü’l-ha-sen îî cevâbi’l-kavli limen adlı Arap­ça küçük bir fıkıh kitabı (Râgıb Paşa Ktp., nr. 576) vardır.

Diyanet İslam Ansiklopedisi