Kültür Nedir?

 

Kültür terimi, günlük dilde, bazı bedensel –kültürfizik- ifadesinde, ya da, zihinsel -matematik kültürü-nde olduğu gibi- melekelerin geliştirilmesi veya gelişmiş olması anlamına gelmektedir. Ayrıca, “kültürlü bir kişi” ifadesinde olduğu gibi, okumuş ve bu sayede estetik zevkini, muhakeme gücünü ve eleştiri yeteneğini geliştirmiş insanın özelliğini de belirtmektedir. Ancak sosyal bilimler kültür kavramına günlük dildeki bu anlamlarından farklı anlamlar yüklerler. Bu bilimlerden ikisinin kültür kavramı ile ilgili açıklamaları önemlidir. Bunlar antropoloji ve sosyolojidir.
Şüphesiz kültürün bütün antropologlar ve etnologlar tarafından etnolojinin temel ve merkezi kavramı kabul edilmesi tabiidir. Ancak bu kavramın neyi ifade ettiği hususunda mevcut görüşler birbirinden pek çok farklılıklar gösterir. Bu nedenle de farklı farklı kültür tanımlarıyla karşılaşmaktayız.
Birkısım antropoloğa göre kültür, “öğrenilmiş davranış”tır. Bazılarına göre ise kültür, davranıştan çok “davranışın bir soyutlaması”dır. Bir kısmına göre de, “bir şey ne ise odur.” Bu anlamda bazı antropologlar için taş baltalar, toprak mamülleri vb. maddi şeyler kültürü temsil ederler. Bunun tam aksini söyleyenlere göre ise maddi şeyler kültürü temsil edemezler. Bazıları için kültür “ruhi ve zihinsel bir olgu” dur. Diğer bazıları için ise, kültür “dış dünyada algılanabilen nesne ve olaylar”dan ibarettir. Başka bir grup “kültür, fikir ve düşüncelerden ibarettir” der. Ancak bu gruptakiler fikirlerin kaynağı konusunda ayrılırlar. Bunlardan bir kısmı “fikirlerin kaynağının, araştırılan insanların ruhunda bulunduğunu” söylerken, diğerleri “bu fikirlerin aslında araştırıcıların ruhunda var olduğu” görüşündedirler.
Bu kültür tanımları ve anlayışlarını daha da çoğaltmak mümkündür. Mesela, kültürü “bir psikolojik savunma mekanizması” olarak düşünenler olduğu gibi, onu, “(n) ile (m) nin karşılıklı ilişkiler içindeki farklı toplumsal işaretlerinin farklı cevapları” diye kabul edenlerden tutun, kültürü “bir toplumun şahneyi” diye tanımlayanlar da mevcuttur.  Bir müzik korosunda müziğin ahenkli bir bütünlük içerisinde bulunabilmesi için herkesin ona göre kendisini ayarladığı bir müzik aleti bulunur. Neyle icra edilen bir müzikte de bir baş neyci ve çalan bir ney bulunur. Bu neye göre herkes müzik aletinin akortunu yapar. Kültür bu benzetmeye göre toplumda şahney görevi görmektedir.
Wilhelm von Humbodlt (1767-1835) insanlık tarihinin teknik, ekonomik ve yönetim tezahürlerini “kültür”, manevi ve yaratıcı teşebbüslerini ise “medeniyet” olarak tanımlar. 19. yüzyılda ise kültür ve medeniyete yüklenen bu anlam yer değiştirir. Tarihi ve felsefi yazılarda kültür, medeniyetin zıddına daha çok manevi-yaratıcı, medeniyet ise teknik, sanat ve enstrumental anlamlarında yer alır.
Humbolt’un bu anlayışının bizim için önemi, kültürle medeniyet arasındaki ilişkiyi vurgulamasıdır. Bu değerlendirme daha sonra maddi kültür ve manevi kültür ayırımına varacaktır. Hatta kültür sırf manevi kültür anlamında ele alınacak, maddi kültüre ise medeniyet adı verilecektir.
Sosyolog ve antropologlar tarafından farklı olgular için farklı anlamlar yüklenen kültür ve medeniyet kavramları, anlam farklılıklarına rağmen kültür adı verilen bir bütünün iki görünümünden ibarettirler. Bize göre kültür ve medeniyeti iki ayrı olgu kabul etmek yanlıştır. Bu tür bir ayırım kültürün iki yanını vurgulamak, anlatım kolaylığı sağladığı içindir; zihni bir işlemdir ve realitede içiçe bulunan bu iki kavramı birbirinden ayırarak analiz etmek mümkün değildir. Bu nedenle her iki kavram beraberce bir bütünü oluşturdukları için “kültür ve medeniyet” şeklinde birbirlerinin tamamlayıcısı (lazım-ı müteradifi) olarak kullanılmaktadır. Zira kültür ve medeniyet düzeyi, bir toplumun insanlık tarihindeki yerinin ifadesidir.
Kültür kelimesinin aslı Latince’dir. Türkçe kullanılış şekli (kültür) Fransızca “culture” kelimesinin Türkçe okunuşudur. Latince “cultura” tarlaya ekin ekmek, sütü mayalamak anlamlarına gelmektedir. Bu nedenle Türkçe karşılığı olarak “ekin” veya “maya” şeklinde tercüme edilebilir. Gökalp “kültür” karşılığı olarak “hars” kelimesini kullanmaktadır.
Kültür, sosyolojinin temel konularından birisi olmasına rağmen ele alınışı bakımından antropoloji ile sosyoloji arasında fark vardır. Sosyoloji antropolojinin ele aldığı şekliyle kültürün mahiyeti ile ilgilenmez. Sosyoloji kültürü, toplumu meydana getiren sosyal yapı unsurlarından biri olarak ele alır.
Sosyal ve kültürel yapı birlikte toplumu oluştururlar. Sosyal yapı, toplumun bir hiyerarşik düzen içerisindeki kuruluşunu, kültür ise bu kuruluşun muhtevasını ifade eder. Sosyoloji, kültürü ‘kültür-sosyal yapı’ ilişkisi, ‘kültür-toplum’ ilişkisi, ‘farklı kültürler arası ilişkiler’i ve ‘bu yapıları belirleme’si bakımından kendisine konu edinir. Diğer bir ifade ile toplumda icra ettiği fonksiyon açısından kültür, sosyolojinin konusuna girmektedir.
İnsanın tabii ve sosyal olmak üzere iki çevresi söz konusudur. İnsan bu iki çevreye bağımlı bir varlıktır. İnsanın tabii ve sosyal çevresine karşı bağımlılığını azaltması onun her iki çevre karşısındaki bağmsızlığını arttıracak ve kendi merkezli yapacaktır. Bu anlamda kültür, insanın tabii çevre karşısında kendi varlığını devam ettirebilmek için, çevresini idare etme ve hâkimiyeti altına alma çabası sonucunda yarattığı ikinci çevresidir.
İnsanın, tabii çevreyi ve sosyal çevreyi kendine hizmet eder duruma getirebilmesi için onu öğrenmesi gerekir. Bu anlamda kültür, insanın çevresini kendi merkezli yapabilmek için öğrendiği her şeydir. Bu husus kültürün en önemli özelliğidir. Kültürle ilgilenenler, kültürün öğrenme ile elde edildiği ve öğretme ile yeni nesillere aktarıldığını ittifakla kabul ederler.
Maddi ve manevi bütün varlıklardan onları işlemek suretiyle elde edilen ürün kültür objesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda kültür, insanın tabii çevre ile ilişkisi ve kendi zihni varlığına dayalı olarak yarattığı (konu ve teknikler dahil ) insan tarafından icat edilmiş ve nesilden nesile aktarılmış, geliştirilmiş duygu, düşünce ve davranış şemalarının bütünüdür. Tanıma dikkat edilecek olursa, kültür, insan ve toplumun nesilden nesile aktarılabilen hayat tarzını tasvir etmektedir. O halde kültür, insanın yaratıcı faaliyetlerinin yekünü; beşeri grup tecrübelerinin teşkilatlanmış şeklidir.
Bütün bu tanımları birleştirdiğimizde kültür, insanın geliştirdiği araçlar, silahlar, mesken ve emtia, üretim tekniklerinin geliştirilmesinden, düşünce ve inanç sistemlerine, hukuk, devlet, ahlak, sanat, bilim dâhil, felsefe, sosyal organizasyon ve kurumlara kadar ne varsa her şeyi kapsar. Özetle kültür, maddi ve manevi olarak vücuda getirilmiş her şeydir ve bu özelliği ile de “sosyal birikim” ve “sosyal miras” olarak ifade edilir.
Kültürler batmış olsa da, mesela taşıyıcı olarak bir toplum çökmüş veya ortadan kalkmış olsa da, çoğu defa kültür objeleri nesnelleşmiş şekliyle (anıtlar gibi) baki kalırlar. Bu durumda biz toplumların tarihi varlık alanı içindeki yerlerini onların kültürel mirası ile bilme imkânına sahip oluruz.
Sosyal pozisyon, rol ve statüler, sosyal grup ve kurumlardan oluşan sosyal sistem insan tarafından geliştirilmiştir. Toplum ferdin ve ferdi şahsiyetin dışında, fertler arası ilişkiler sisteminden doğan beşeri hayatın bütününü ifade eder. Aslında toplumun bizzat kendisi belli bir kültüre aittir. Böylece toplum ve kültür, birbirini karşılıklı sınırlamakta ve bu sınırlar içerisinde, bir bütünün iki farklı görünümü olmaktadır. Bu bütün bir yandan kültür şemaları, uyum, başarı ve tabiata hâkimiyet formları, diğer yandan birlikte beşeri hayatın organizasyonunu ifade eden toplumdan oluşmaktadır. Bu nedele de biz, kültürün sosyal karakterinden söz ederiz.
Kültürün hiç bir unsuru doğuştan değildir. Her nesil kültürel mirası geçmiş nesillerden devralır. O halde kültür öğrenilir. O uzun veya kısa boyluluk, saçların sarı veya siyah olması gibi kalıtımla elde edilmez. Bir kültürü öğrenmek için yegâne şart, insanlarla biyolojik akrabalık değil, zihni ve bedeni (maddi ve manevi) beraberlik ve hareketliliktir. Bir Avrupalı Avrupa kültürüne biyolojik olarak Avrupalı olduğu için değil, Avrupa’da doğduğu, eğitildiği ve yetiştiği için uyar.  Türk, Hintli, Çinli, Finli, ya da Afrikalı için de bu böyledir.
O halde insan kültürün hem yaratıcısı ve hem de alıcısıdır. Ancak kültürün tek tek toplum üyelerinden bir parça da bağımsız olduğu varsayılabilir. Dil, dini naslar, ilmi teoriler, kanun yapma yetkisi kültürün tek tek objektif realiteleridir. Her neslin hazır bulduğu kültürü benimsemesi kaçınılmazdır. “Kültürlenme” adı verilen bu süreç vasıtasıyla her nesil tarihi durumunun şartlarına uyar ve onu gelecek nesillere aktarır.