Haberleşme Sistemi

Bir toplumun fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için üyeleri ve grupları arasında belli bir haberleşme sisteminin bulunması gerekir. Grup hayatının sürekliliği insanlar arasındaki fikir, düşünce, kanaat ve izlenimlerini, duygularını birbirine aktarmalarını, yeni deyimiyle bir iletişimi zorunlu kılar.
Haberdarlık ve iletişim algı varlıklarına ait bir olgudur. Mesela, masa ile sandalye birbirinin varlığından haberdar değildirler ve bu nedenle birbirleri arasında bir etkileşme ve iletişim de yoktur. Çünkü algı varlığı değillerdir. Buna karşılık kedi ile köpek birbirinden haberdardırlar. Ancak, düşünen varlık olmadıklarından ve ilişkileri içgüdülere dayandığından, her defasında aynı davranışları gösterirler, yeni yeni davranış sistemleri geliştiremezler. Algı varlığı olarak insan ve diğer varlıklar arasındaki haberdarlık, etkileşme ve iletişim farklı bir durum arzeder. İnsanda karşılıklı haberdarlık sonucunda birlikte mensubiyet duygusu gelişir. Böylece insanlar karşılıklı haberdarlık ve birlikte mensubiyet duyguları ile toplumu oluştururlar. Diğer bir ifade ile toplumun var olabilmesi için üyeleri arasında karşılıklı haberdarlık ve mensubiyet duygularının gelişmiş olması gerekir.
Düşünen ve düşünce üreten varlık olarak insan, kendini ve kendi dışındaki varlıkları algılar, öğrenir, düşünür; analiz yapar, karşılaştırmalarla sentezlere ulaşır; varlıklar hakkında birtakım düşünceler geliştirir. Ancak düşünce geliştirmek yeterli değildir. Bunları ifade etmek ve başka varlıklara iletmek gerekir. İşte bu aşamada iletişimin en önemli aracı dil olmaktadır.
Dil, bir kültür varlığı olarak insanın yarattığı en önemli iletişim aracıdır. İnsan, düşünmenin fonksiyonlarına dayanarak objelere birtakım semboller verir. Bu anlamda düşünme; olaylara, olgulara, nesnelere birtakım semboller vererek bu semboller vasıtası ile düşünce üretmektedir. Üretilen düşünceler kelimeler halinde dile yansırlar. Demek ki kelimeler algılanan objelerin sembolleridir. İnsan algıladığı objeler ve bunlarla ilgili ürettiği semboller miktarınca düşünce genişliğine, kültür ve medeniyet yaratma gücüne sahip olur.
İletişim aynı zamanda sibernetik bir sistem içerisinde vuku bulur. Enformasyonlar, haber ve bilgiler, motivler, tavır ve hareketler, his ve duygular tek tek insanlar ve gruplar arasındaki yaptırıcı güçler vasıtası ile icra edilen ve tekrar sosyal olarak bu davranış şekillerine anlamlı olarak reaksiyonda bulunan bir sibernetik sistemde söz konusu olabilirler. Bu nedenle iletişim aynı zamanda geri besleme özelliğine de sahiptir.
İletişimin dört öğesi vardır. Bunlar: mesajı veren (mesajın kaynağı), mesajı alan, mesajnz kendisi ve iletişim ortamıdır.
İletişimde amaç, mesajın alıcıya ulaştırılmasıdır. Bu nedenle mesaj iletişimin en önemli öğesidir.
Mesajın ifade aracı dildir. Bu nedenle dil insanoğlunun başardığı ilk ve en önemli kültürdür. Daha önce de söylediğimiz gibi, kültür öğrenme ile elde edilir ve benimsenir, öğretme ile nesillere aktarılır. Bu şartlarda dil de diğer kültür öğeleri gibi değişir ve gelişir. Dilin gelişmişliği aynı zamanda kültürün gelişmişliğini de ifade eder. Belli bir kültür oluşturan toplumlarda dil ile kültürleri arasında karşılıklı ve fonksiyonel bir ilişkinin olduğunu gözlemekteyiz.
Bir toplumdaki bilgilenmeler, zihni öğrenme muhtevaları, his ve heyecan durumları, teşvik ve ödüllerle aktarılan araçlar, yalnız ifade şekilleri değil, aynı zamanda soyut sembollerdir. Eğer sosyal münasebetler büyük ölçüde yüz yüze vuku bulursa, mesela, basit toplumlardaki gibi dil vasıtası ve belli sembollerin aracılığı direkt olarak şahıslar arası trafiğe kâfi gelebilir. Fakat kompleks ve komplike toplumlarda, daha başka dolaylı ve şahıslar üstü sosyal iletişime aracılık eden mercilere ve nakil vasıtalarına ihtiyaç duyulur.
İnsanlık tarihinde en önemli kültür aşamalarından biri de davranışa dayalı ve sözlü iletişimden yazılı iletişime geçiştir. Dilin, belirli birtakım şekillerle belirtilmesi yazıyı oluşturur. Diğer bir ifade ile dil, sesle belirtilen sembollerden, yazı ise şekil halindeki sembollerden ibarettir.  Bir kültür yazılı bir dile, bilime, felsefe ve yüksek derecede uzmanlaşmış iş bölümüne, karmaşık bir teknolojiye ve siyasi sisteme sahip olduğunda uygar kültür, “medeniyet” halini alır. Yazısı olmayan toplumlarda bilim, endüstri yoktur.
İnsanlar esasta iletişimi, haberleşmeyi yüz yüze yaparlar. Ancak zaman geçip toplum her gün biraz daha karmaşık nitelik kazanınca, mesaj yöneltilecek gruplar büyük genişlik kazanır ve yüz yüze haberleşme, iletişim yetersiz hale gelir. Kişinin artık bildiği, tanıdığı komşusuna değil; tanımadığı brincil ilişkiler içinde bulunmadığı diğer insanlara mesajlar yöneltmesi gerekir. Bu olgudan doğan iletişime “tali, ikinci türde iletişim, haberleşme” denir. İşte bu nitelikteki haberleşmenin bazı tekniklerle, belirli bir teknoloji uygulanarak çoğaltılıp güçlendirilerek, çok sayıda kişiyi etkileyecek biçime getirilmesine “kitle iletişimi” adı verilir ve kullanılan araçlara da “kitle iletişim araçları” denir.
Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ulaştırma ve kitle iletişim araçlarının fiziki mesafeleri daralttığını ve küçülttüğünü görüyoruz. Bu durumdan iletişimin ortam faktörü kadar iletişimin alıcı öğesi de etkilenmektedir. Zaten bütün amaç da vericinin alıcıya duygu ve düşüncelerini, haber ve bilgilerini aktarmak, iletmek, onu etkileyerek kendi düşüncelerini ona kabul ettirmek ve benimsetmektir. Ancak iletişimin geri besleme özelliği bu tek yönlü etkileme durumunu bozar. Karşı tarafın da benzer amaç ve davranışı, düşünceler ve davranışlar arasında belli bir dengeleşmeyi ve anlaşmayı gerektirir. İşte birlikte davranış olgusu ve sosyal uzlaşma bu aşamada gerçekleşir. Kalıplaşmış, tipleşmiş ve modelleşmiş davranış şekilleri toplum adı verilen varlığı bir bütün haline getirir. Demek ki, toplumun oluşabilmesi için üyeleri arasında belli bir iletişim sisteminin bulunması gerekir.

Haberleşme Sistemi

 

Bir toplumun fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için üyeleri ve grupları arasında belli bir haberleşme sisteminin bulunması gerekir. Grup hayatının sürekliliği insanlar arasındaki fikir, düşünce, kanaat ve izlenimlerini, duygularını birbirine aktarmalarını, yeni deyimiyle bir iletişimi zorunlu kılar.[1]

Haberdarlık ve iletişim algı varlıklarına ait bir olgudur. Mesela, masa ile sandalye birbirinin varlığından haberdar değildirler ve bu nedenle birbirleri arasında bir etkileşme ve iletişim de yoktur. Çünkü algı varlığı değillerdir. Buna karşılık kedi ile köpek birbirinden haberdardırlar. Ancak, düşünen varlık olmadıklarından ve ilişkileri içgüdülere dayandığından, her defasında aynı davranışları gösterirler, yeni yeni davranış sistemleri geliştiremezler. Algı varlığı olarak insan ve diğer varlıklar arasındaki haberdarlık, etkileşme ve iletişim farklı bir durum arzeder. İnsanda karşılıklı haberdarlık sonucunda birlikte mensubiyet duygusu gelişir. Böylece insanlar karşılıklı haberdarlık ve birlikte mensubiyet duyguları ile toplumu oluştururlar. Diğer bir ifade ile toplumun var olabilmesi için üyeleri arasında karşılıklı haberdarlık ve mensubiyet duygularının gelişmiş olması gerekir.[2]

Düşünen ve düşünce üreten varlık olarak insan, kendini ve kendi dışındaki varlıkları algılar, öğrenir, düşünür; analiz yapar, karşılaştırmalarla sentezlere ulaşır; varlıklar hakkında birtakım düşünceler geliştirir. Ancak düşünce geliştirmek yeterli değildir. Bunları ifade etmek ve başka varlıklara iletmek gerekir. İşte bu aşamada iletişimin en önemli aracı dil olmaktadır.

Dil, bir kültür varlığı olarak insanın yarattığı en önemli iletişim aracıdır. İnsan, düşünmenin fonksiyonlarına dayanarak objelere birtakım semboller verir. Bu anlamda düşünme; olaylara, olgulara, nesnelere birtakım semboller vererek bu semboller vasıtası ile düşünce üretmektedir. Üretilen düşünceler kelimeler halinde dile yansırlar. Demek ki kelimeler algılanan objelerin sembolleridir. İnsan algıladığı objeler ve bunlarla ilgili ürettiği semboller miktarınca düşünce genişliğine, kültür ve medeniyet yaratma gücüne sahip olur.[3]

İletişim aynı zamanda sibernetik bir sistem içerisinde vuku bulur. Enformasyonlar, haber ve bilgiler, motivler, tavır ve hareketler, his ve duygular tek tek insanlar ve gruplar arasındaki yaptırıcı güçler vasıtası ile icra edilen ve tekrar sosyal olarak bu davranış şekillerine anlamlı olarak reaksiyonda bulunan bir sibernetik sistemde söz konusu olabilirler. Bu nedenle iletişim aynı zamanda geri besleme özelliğine de sahiptir.[4]

İletişimin dört öğesi vardır. Bunlar: mesajı veren (mesajın kaynağı), mesajı alan, mesajnz kendisi ve iletişim ortamıdır.

İletişimde amaç, mesajın alıcıya ulaştırılmasıdır. Bu nedenle mesaj iletişimin en önemli öğesidir.

Mesajın ifade aracı dildir. Bu nedenle dil insanoğlunun başardığı ilk ve en önemli kültürdür. Daha önce de söylediğimiz gibi, kültür öğrenme ile elde edilir ve benimsenir, öğretme ile nesillere aktarılır. Bu şartlarda dil de diğer kültür öğeleri gibi değişir ve gelişir. Dilin gelişmişliği aynı zamanda kültürün gelişmişliğini de ifade eder. Belli bir kültür oluşturan toplumlarda dil ile kültürleri arasında karşılıklı ve fonksiyonel bir ilişkinin olduğunu gözlemekteyiz.[5]

Bir toplumdaki bilgilenmeler, zihni öğrenme muhtevaları, his ve heyecan durumları, teşvik ve ödüllerle aktarılan araçlar, yalnız ifade şekilleri değil, aynı zamanda soyut sembollerdir. Eğer sosyal münasebetler büyük ölçüde yüz yüze vuku bulursa, mesela, basit toplumlardaki gibi dil vasıtası ve belli sembollerin aracılığı direkt olarak şahıslar arası trafiğe kâfi gelebilir. Fakat kompleks ve komplike toplumlarda, daha başka dolaylı ve şahıslar üstü sosyal iletişime aracılık eden mercilere ve nakil vasıtalarına ihtiyaç duyulur.[6]

İnsanlık tarihinde en önemli kültür aşamalarından biri de davranışa dayalı ve sözlü iletişimden yazılı iletişime geçiştir. Dilin, belirli birtakım şekillerle belirtilmesi yazıyı oluşturur. Diğer bir ifade ile dil, sesle belirtilen sembollerden, yazı ise şekil halindeki sembollerden ibarettir.[7] Bir kültür yazılı bir dile, bilime, felsefe ve yüksek derecede uzmanlaşmış iş bölümüne, karmaşık bir teknolojiye ve siyasi sisteme sahip olduğunda uygar kültür, “medeniyet” halini alır. Yazısı olmayan toplumlarda bilim, endüstri yoktur.

İnsanlar esasta iletişimi, haberleşmeyi yüz yüze yaparlar. Ancak zaman geçip toplum her gün biraz daha karmaşık nitelik kazanınca, mesaj yöneltilecek gruplar büyük genişlik kazanır ve yüz yüze haberleşme, iletişim yetersiz hale gelir. Kişinin artık bildiği, tanıdığı komşusuna değil; tanımadığı brincil ilişkiler içinde bulunmadığı diğer insanlara mesajlar yöneltmesi gerekir. Bu olgudan doğan iletişime “tali, ikinci türde iletişim, haberleşme” denir. İşte bu nitelikteki haberleşmenin bazı tekniklerle, belirli bir teknoloji uygulanarak çoğaltılıp güçlendirilerek, çok sayıda kişiyi etkileyecek biçime getirilmesine “kitle iletişimi” adı verilir ve kullanılan araçlara da “kitle iletişim araçları” denir.[8]

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ulaştırma ve kitle iletişim araçlarının fiziki mesafeleri daralttığını ve küçülttüğünü görüyoruz. Bu durumdan iletişimin ortam faktörü kadar iletişimin alıcı öğesi de etkilenmektedir. Zaten bütün amaç da vericinin alıcıya duygu ve düşüncelerini, haber ve bilgilerini aktarmak, iletmek, onu etkileyerek kendi düşüncelerini ona kabul ettirmek ve benimsetmektir. Ancak iletişimin geri besleme özelliği bu tek yönlü etkileme durumunu bozar. Karşı tarafın da benzer amaç ve davranışı, düşünceler ve davranışlar arasında belli bir dengeleşmeyi ve anlaşmayı gerektirir. İşte birlikte davranış olgusu ve sosyal uzlaşma bu aşamada gerçekleşir. Kalıplaşmış, tipleşmiş ve modelleşmiş davranış şekilleri toplum adı verilen varlığı bir bütün haline getirir. Demek ki, toplumun oluşabilmesi için üyeleri arasında belli bir iletişim sisteminin bulunması gerekir.[9]

 



[1]       Dönmezer, 407.

[2]       K. Bilgiseven, Genel Sosyoloji, 5.

[3]       M. Landmann, Sprache (Wörterbuch der Soziologie), 1103-1107.

[4]       Wössner, 166-167.

[5]       F. Boas, Sprache, Rasse und Kultur (Kultur, Herausgegeben C. A. Schmitz), 65-67.

[6]       Wössner, 167.

[7]       Dönmezer, 128.

[8]       Dönmezer, 408.

[9]       K. Lukasczyk, Kommunikation (Wörterbuch der Soziologie), 575-579.