Pozisyon-Rol-Statü

Toplumun temel görevi, kendisi ile fert arasında yer alan; tampon vazifesi gören sosyo-kültürel kişiyi meydana getirmektir. Toplumun bütünlüğü ve sürekliliği-sosyo kültürel kurallara uymakla sağlanır. Ferdin toplum kurallarına uyması bu kuralların emir ve yasaklarını yerine getirmesi ile olur. Bu anlamda toplum kuralları ferdin eline verilmiş senaryolardır. Fert bu senaryolar-daki rolünü ifa derecesine, gücü ve yeteneğine göre toplum katında bir yer işgal eder. Bu yer onun sosyo-kültürel yapı içerisindeki pozisyonu ve üstlendiği rollerden oluşan statüsüdür.  Bundan sonra da sosyo-kültürel kişi, toplum piramidinde sahip olduğu statüsü ile temsil edilir.
Sosyo- kültüel şahsiyet sahibi kişi, bir davranış sistemin içinde belli bir davranışta bulunduğunda (Bu davranışın nereye doğru olduğu önemsizdir) bir konum almış olur. O halde konum, bir sosyal davranış alanı içerisindeki davranış örneklerinin merkezi-leştiği yer ve durumdan başka birşey değildir. Diğer bir ifade ile davranış örneklerinin fonksiyon icra ettiği yerde bir sosyal pozisyon mevcuttur.
Sosyal davranış daima bir yönelme davranışıdır. Bu nedenle de bir sosyal durum ve pozisyon ancak başka sosyal durum ve pozisyonlara göre kavranabilir. Bir fotoğraftaki resim, fotoğrafı çekenin tespit ettiği bir pozisyondur.

                       
           AYAKLARIN POZİSYONUNA DİKKAT!                       KİM DAHA GÜZEL POZ VERİYOR?

Sosyal durum ve pozisyon sık sık statü kavramı ile eşleştirilir. Halbuki bu iki olgu birbirinden çok farklıdır. Statü pozisyondan daha geniştir. Pozisyon statünün statik kısmıdır. Bir sosyal durum ve pozisyon “paye”, “değer” veya “prestij” ile bağlantılı ise bir statüden bahsedilir. Demek ki bir pozisyona bir derece, bir değer veya saygınlık atfedilirse o pozisyon statü olarak ifade edilir.  Bu durumun, pozisyon ve statünün toplum katında bir oluşuma (sürece) ve farklılığa da sahip olduğunu vurguladığı açıktır.
Sosyal pozisyon ve durumlara atfedilen değer toplumdan topluma farklılıklar gösterir. Bu nedenle farklı sosyo-kültürel yapılarda pozisyonların bu farklı değerlendirilişi statülerin de farklı algılanışına ve değer taşımasına neden olur. Mesela, meslek kategorilerine, yaş ve nesillere yüklenen değer, din ve eğitim, giyim ve kuşam, ikametgah, servet ve eğlenme durumları çeşitli kültür ve toplumlarda farklı kognitif şuura sahiptirler ve toplumun değer yargılarına göre şekillenirler. O halde sosyal pozisyon ve durumlara bağlı davranış örnekleri belli bir değer ifade eden sosyal düzen içerisine taşındığında insanın sosyal hayatında birçok sosyal pozisyon ve statü sözkonusudur.
Karşılıklı davranış olgusu içerisinde bulunan iki sosyo-kültürel şahsiyetin davranış şemaları içindeki yerini ve durumunu “pozisyon” olarak ifade ettiğimizde, bu pozisyona bir değer atfı ise “statü”yü meydana getirdiği yukarıdaki anlatımlardan kolayca anlaşılmaktadır. Demek ki, “statü bir topluma üye olan kişinin belli değerlerle donatılmış yeridir.” Bu anlamda statüler topluluğu, davranış düzlemini oluşturur.
Üç tür statü vardır. Bunlar, “isnad edilen statü”, “kazanılan statü” ve “nakledilen statü” şeklinde tipleştirilebilirler. İsnad edilen statüde bir sosyal ilişki sistemi (toplumda) içerisinde herhangi bir başkasının müdahalesi olmaksızın ferdiyetin zorunlu olarak kabul edilmesi durumu söz konusudur. Mesela erkek veya kadın, Türk veya Alman, zenci veya beyaz doğmak gibi… İsnad edilen statüde statüye atfedilen değer, topyekün toplumsal değer sistemi ile ilgilidir. İsnad edilen statü tekliği nedeniyle değişmezdir.

Statik veya bir kast toplumunda genelde isnad edilen statülerle toplum üyeliğine girilir. Kazanılan statülerden çok isnad edilen statüler toplum üyeliğini belirler. Halbuki açık ve demokratik toplumlarda isnad edilen statüler değil, kazanılan statüler ön plandadır; hangi statüyü istediği ferde bırakılmıştır. Bu gönüllülük unsuru yanında şahsi yetenek ve belli vasıfların kazanılması kazanılan statünün sosyal pozisyonunun tercihinde önemli rol oynar. Ancak bu şahsi özellik ve yeteneklerin yanında sosyal ve ekolojik yapılar da kazanılan statüyü etkiler ve sınırlandırır.
Nakledilen statüde mevcut bir kişinin veya kurumun statüsüne ka-tılmak sözkonusudur. İsnad edilen veya kazanılmış olan bir statüye ortak olmak veya devir alınmak suretiyle kişi toplumda yeni bir statü elde eder. Mesela, İngiltere kraliyet ailesinin en yaşlı oğlu VIII. Edward isnad edilen statü gereği taht talibiydi. Babasının ölümüyle kendisine kralın statüsü nakledildi. Halbuki evlenmek için sevdiği kadının seçimi ile karşı karşıya kalınca kral olmaktan vazgeçti. İngiliz kraliyet ailesinin isnad edilen statüsünü muhafaza etmesine rağmen nakledilen statüden vazgeçti. Demek ki nakledilen statüde gönüllülük unsuru sözkonusudur. Amaçlar ve roller arasındaki ihtilafta fert amaçlardan ve rollerden birini seçme hürriyetine sahiptir. Aynı şekilde, hanımına kocasının statüsü nakledilir. Veya içinde görev aldığı bir kurumun, mesela, bir firmanın, üniversitenin, küçük bir büroda çalışan kişinin bu kurumların toplumdaki statüsü ile statüleri eşleştirilir.  Daha açık örnekleriyle anlatacak olursak, ailenin statüsünü toplumda temsil eden genellikle aile reisidir, ailenin ileri gelenidir. Eş ve çocuklar aile reisinin (babanın) statüsünü yansıtırlar, böylece babanın statüsü eş ve çocuklara aktarılmış olur. Genelde soyadının babaya isnad edilmesi bundandır. Aynı şekilde çocuklar toplumda ailenin statüsü ile değerlendirilirler. Ailenin statüsünün taşıdığı değer çocuğun veya aile üyelerinin aynı statüde değerlendirilmesine neden olur.

Statü aktarmasının iki şekline dikkat etmek gerekir. Bunlardan birinci şekildeki statü aktarmasında, statünün kendisi değil, statünün prestijinin aktarılması söz konusudur. Yani statü aktarılması yapılan kişiye statünün kendisi değil statünün taşıdığı değer çerçevesinde bir statü aktarması yapılmaktadır. İkinci şekildeki statü aktarmasında ise, kişi sahip olduğu statüden yararlanarak veya kullanarak başka bir statü elde eder. Buna göre bir yerde kazanılan bir statü başka bir yere aktarılır. Mesela yüksek rütbeli emekli askerler sanayi üretimi hakkında bilgileri olmasa da büyük sanayi şirketlerinde çalışabilirler. Bunların değeri sanayi bilgilerinden çok rütbelerinin ifadesi olan statülerinden dolayıdır.  Toplum katında herkesin bir statüsü mevcuttur. Ancak bir kimsenin statüsünden bahsedebilmemiz için statü sahibi başka bir kişinin bulunması gerekir. Yani nasıl ki pozisyon bir bir başka pozisyona karşı ise, statü de bir başka statüye nazaran mevcuttur. Demek ki statüler arasında bir mesafe sözkonusudur. Bu mesafe yatay olduğu gibi, aynı zamanda dikeydir.
Pozisyonların sınıf ve tabaka değerleri aynı zamanda ferdin sosyal tabaka piramidindeki yerini ifade eder. Bu bağlamda statünün ilgili olduğu diğer bir kavram da saygınlıktır. Statüye rağmen prestijde çevre ile karşılaşıldığında (rol hiyerarşisi içinde ve dışında) ferdin şahsi değer hissi sözkonusudur. Kişinin bulunduğu pozisyon ve statü ile ilgili kendi şahsi değer duygusudur. “Bu pozisyon ve statüde bulunduğun için kendini nasıl hissediyorsun?” sorusuna kişinin verdiği cevaptır. Burada bir kimsenin üstlendiği roller yanında, hem o kimsenin sahip olduğu şahsi ifa gücü, karakter, yetki, beklentilerin yerine getirilmesi, fiziki görünümler birlikte rol oynarlar. Demek ki bir davranış düzlemi içerisindeki statüyü belli özellikler sınırlandıracak ve tayin edecektir. Bu sınırlandırma da şahsi vasıfların yanında toplumun genel kültürü ve alışkanlıkları da belirleyici rol oynarlar. Diğer bir ifade ile, bir davranış düzlemi içerisinde ne gibi statülerin yer alacağı düzlemin oluşum ve amaç biçimine bağlıdır. Ancak bu düzlem içerisindeki statülerin sınırlayıcı kuralları toplumun genel kültüründen, alışkanlıklarından bağımsız olamaz.
Günümüz toplumunda farklı hayat alanlarının bulunması fert için muhtelif pozisyon ve statü imkânları ortaya çıkarmıştır. Prestijin ihtiyaç ile ilişkili olduğu düşünüldüğünde, ihtiyaçların tatmini durumunun ferdin bulunduğu pozisyon ve statüye atfedildiği değer ve kendi nefsini algılama (prestij) durumunu da etkileyecektir. Aynı şekilde statü değiştirme ihtiyacı ve isteği ortaya çıkacaktır.

Statü ile ilgili önemli kavramlardan biri de “rol” kavramıdır. Rol kavramını bugünkü anlamda sosyolojiye kazandıran R. Linton’dur. İlk defa rol kavramını statüye bağlamış ve “rol statünün dinamik yönüdür” şeklinde bir tanım getirmiştir. Linton’un bu tanımına göre “rol, kişinin sahip olduğu statü veya çeşitli sosyal gruplar içerisinde ferdin bulunduğu konum gereği kendisinden göstermesi beklenilen davranış örüntüsü”  olarak tanımlanabilir. Bu tanımda rol pozisyonla birlikte statünün dinamik yanı olarak ifade edilmektedir. Her ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın, rol temelde davranışla ilgilidir.
Parsons’a göre rol ferdin kişiliğiyle sosyal sistemin yapısı arasındaki birleşme noktasıdır. Bu anlamda “rol ferdin toplumun bir üyesi olarak icra edebilme kapasitesi içindeki normatif beklentiler sistemi” olmaktadır. Merton tek bir rolden ziyade rol grubundan bahseder. Ona göre bir statü tek bir role değil birçok rolden oluşan roller grubuna bağlıdır ve sosyal yapı unsuru da bu rol grubudur.  Mesela, bir öğrenci statüsünde birden çok rol bulunmaktadır. Öğrencinin diğer öğrenci arkadaşları, öğretmenleri, yöneticiler ve memurlarla olan ilişkilerinden doğan roller bütünü onun statüsü ile alakalıdır ve gerçekte onun rolü de bütün bu ilişkilerden doğan roller grubudur. Demek ki bir sosyal yapı içerisinde belli statüye sahip olan ferdin bu statüye bağlı olarak gerçekleştirdiği davranış örüntüleri o kişinin rolü olmaktadır. Nevcomb rolün bu özelliğine dikkati çeker. Ona göre, topluma katılan her kişi toplumda bir yer işgal eder ve toplumda bir yer işgal eden ferdin başkalarına karşı tavır ve haraketlerini yöneltirken kendisinden bek-lenen tavır ve hareket şekli rolü meydana getirir.

Muhtelif sosyoloji kitaplarında rol tanımlarına rastlarız. Bu tanımlardan birkaçı şöyledir. Rol sosyal duruma uyabilmek için gösterilen çaba ve takip edilen yoldur. Rol statünün normlarına ve toplumdaki fertlerin beklentilerine cevap verme halidir. Bu anlamda rol ferdin ne yaptığını anlatır. Rol ferdin belirli bir statünün gerektirdiği görevleri yapma ve onun ayrıcalıklarından ve haklarından yararlanma biçimidir. Rol toplumdaki fertlerin bulundukları statüyle ilgili hak ve vazifelerdir. Mesela bir genel müdürün, bir annenin genel müdürlükle ve annelikle ilgili hak ve vazifeleridir. Özetle rol ferdin işgal ettiği yerde (statüde) yapıp eyledikleridir.
Bir toplum, farklı rolleri oynayan oyuncular tarafından meydana getirilir. Bir toplumun varlığını devam ettirebilmesi için, o toplumda belli bir rol yapısının ve rol farklılaşmasının bulunması gerekir. Toplum üyelerinin bu farklı roller arasında kendi rollerini tanıması ve bilmesi gereği vardır. Aksi takdirde rol kargaşası meydana gelir ve zaten bu durumda da toplum olmaz. Rolün tanınması ve bilinmesi rollerin toplumun üyeleri tarafından ortaklaşa kabul görmesi, amaç edinilmesi ve davranış kalıbı haline getirilmesidir. Demek ki rolün bir sınırı ve bu sınırlar içerisinde bir yapısı vardır. Bu durumda rol gerçek bir davranış olgusudur. Bir yandan farklı sosyal ilişkileri, diğer yandan bütünleşmiş ilişkilerin belli bir toplamını ifade eder. Bu yapısal özelliği ile de sosyal grubun davranış sistemidir. Buna göre biz sosyal grubu sosyal roller sistemi olarak tanımlayabiliriz. Altını çizerek söyleyecek olursak, rol bir sosyal grup içerisinde insanların birer aktör olarak üstlendikleri görevlerdir.
Her sosyal statü belirli kuralları temsil eder. Bu kurallar sosyal ilişkilere kılavuzluk eder. Bu anlamda belirli statülere sahip olan kişilerin davranış örneklerine “sosyal rol” denir. Her sosyal statü için toplum normları sosyal rol emreder. Bu nedenle belli bir sosyal statüye sahip olan bir kişinin etkileşimlerini ve davranış örneklerini önceden kestirmek mümkün olur.

Değişik sosyal yapılar şahıslarına farklı sosyal pozisyonlar sağlar. Ancak bazı sosyal pozisyonlar vardır ki, bunlar her sosyal yapıda bulunurlar. Sosyal pozisyonlarla birlikte bulunan bu rollere “temel rol” ve bu rol ve pozisyonlarının temsil edildiği statülere de “temel statü” adı verilir. Temel rol ve statüler temel sosyal grup ve kurumların belirlediği rol ve statülerdir. Temel rol kişilerin cinsiyet ve yaşlarına göre gerçekleştirmek durumunda oldukları rollerdir. Bir kadın için annelik rolü veya erkek için babalık rolü temel rollerdendir. Ayrıca cins ve yaşa göre toplumun fertlerden özel beklentileri mevcuttur. Bu beklentiler temel rolleri oluştururlar.
Bir kişi toplumda tek bir rol veya statü ile temsil edilmez. Şahısların birçok rolü vardır. Bu roller bir set oluştururlar. Merton bu pek çok rollere “rol takımı” (Role-set) adını vermektedir. Mesela bir üniversite profesörü konumunda bulunan kimse, sadece profesörlükten başka pek çok rollere sahiptir. Mesela bir araştırmacıdır, bürokratik işçidir, babadır, öğrenci velisidir vs. Böylece sosyal statü normların bir bileşkesi olduğu gibi, her şahıs birtakım sosyal statüler sistemi içinde bulunur. Bu statüler sistemine “rol takımı” adı verilir. Bu anlamda sosyal sistem rolleri şekillendiren bir bütündür.

Merton’a göre rol takımı, özel bir toplumsal konum etrafında top-lanmış rollerde oluşan karmaşık bir paket gibidir. Fakat bir kimse bu karmaşık rollerden birisine daha fazla önem verip, diğerlerini ihmal edebilir; rollerden hepsine eşit derecede önem vermeyebilir. İşte ferdin belirli bir konumdaki rollerinden birisine daha çok önem vermesine “rol uzmanlaşması” denmektedir. Mesela bir öğretmen okuldaki rol takımlarından birisinde uzmanlaşır; kimi öğretmen iyi bir rehber öğretmendir, bir başkası iyi bir araştırmacıdır, kimi ise iyi ders anlatan.
Toplumda iş bölümü ve uzmanlaşma kaçınılmazdır. İş bölümü ve mesleki uzmanlaşma rol uzmanlaşmasını da peşinden getirir. Aynı şekilde rol uzmanlaşması bir sosyal görev yerine getirilirken rollerin ifasına etki eder. Böylece toplumda, uzmanlaşmanın şekli ve rol ifa gücüne göre, herkesin bir temel rolü ve statüsü teşekkül eder.
Bu iş bölümü ve uzmanlaşmaya dayalı olarak ferdin toplumda aynı zamanda birden çok statüsü teşekkül eder. Bir kimse hem öğrenci, hem baba, hem koca, hem oğul, hem öğretmen statülerinde bulunabilir. Fakat bunlardan birisi onun temel statüsüdür. Yani çeşitli statüleri arasında toplumun en fazla önem verdiği statüsü onun “anahtar statü”sünü meydana getirir.  Bir şahıs hem din adamı, hem sanayici, hem siyasi parti başkanı olabilir. Ancak toplum bunlardan hangisine daha fazla değer atfediyorsa o şahıs bu statüsü ile toplumda meşhur olur, yer alır. Fert de bütün faaliyetlerini bu statü etrafında toplar, bu statünün zedelenmemesi ve korunması için sarfedilen gayrete “sosyal yön” denir.
Hem asli ve hem de tali statüler birlikte bir statüler sistemi oluştu-rurlar. Sistemin merkezinde bulunan ve ana karakteristiğini ifade eden asli statüler o şahsın aynı zamanda şahsiyetini belirler. Bu nedenle bir şahsın sosyal rolü ve rol takımı anahtar statü ile belirlenir.
Bir toplumda en yüksek değeri temsil eden, en fazla ilgi ve enerjiyi üzerinde toplayan role “anahtar rol” denir. Bir kişinin anahtar statüsü gibi anahtar rolü de toplumda daha fazla ihtiyaç duyulan ve değer atfedilen kuruma (başat kurum) göre ölçülebilir. Mesela, bir toplumda ekonomi kurumuna daha fazla değer atfediliyorsa şüphesiz anahtar rol de ekonomik rol olacaktır.  Ortaçağda din, toplumda eksen (başat) kurumdu ve dini rollerin yerine getirilmesi önemli idi. Buna bağlı olarak da din adamının statüsü yüksekti. Aynı şekilde askeri toplumlarda askerlerin statüsü rolleri gereği yüksektir.

Modern toplumlarda ekonomik rol en değerli rol kabul edilse de, bunun dışına taşan örnekler de mevcuttur. Mesela kocanın anahtar rolü ekonomik iken, eşinin anahtar rolü aile, çocuğun ise eğitim merkezli olabilir. Yani herhangi bir toplumdaki eksen kuruma rağmen sosyal aktör olarak ferdin anahtar rolü farklı olabilir. Zira rol her nekadar toplumun fertten beklediği davranış ise de, rolü ifa eden sonuçta ferttir, yani rol ferdidir.
Demek ki fert toplum içerisinde kendisine atfedilen statülerle bir yer işgal eder; bu statüye uygun roller ifa eder. Yapısal ve analitik olarak rollerin toplamı sosyo-kültürel kişiliği oluşturur. Sosyal kişilik, fert olarak tek başına pek çok fonksiyonları yerine getiren, eylem içindeki bir yapıdır. Böylece kişi, oynadığı tüm rollerin bir roller bileşimine; bir toplam genelleşmiş role sahip olur. Demek ki sosyo-kültürel kişinin roller bütününe “genel rol” adı verilmektedir. Genel rol anahtar veya temel rolden farklıdır. Ferdin hayattaki duruşu nasıl tüm sosyal statülerinin toplamı ise, genel rolü de tüm rollerinin toplamıdır. Demek ki genel rol, kişinin toplumdaki tüm fonksiyonlarını yansıtan bir kavramdır. Bu anlamda “genel rol, toplumun kişiden beklediği davranışlarla kişinin topluma katkılarının bir bileşimidir.”
Özetle; fert bir sosyal grup ve toplum içerisinde oluşmuş olan mevcut değer yargıları ve normlar ağı içerisinde doğar. Fert doğumu ile birlikte bunları hazır bulur. Sosyalleşme sürecinde bunları öğrenir ve benimser. Olaylara, olgulara ve nesnelere ait ferdi tutumunu doğumu ile hazır bulduğu bu değer yargıları ve normlara göre düzenler. Bu nedenle toplum normları ferdin eline verilmiş senaryolardır. Fert bu senaryodaki rolünü benimseme ve oynama derecesine göre toplumda bir pozisyon ve statü elde eder. Bu demektir ki, toplum geliştirdiği normlara uygun rol beklentisi içerisinde bulunur ve ferdin normlara uygun rol ifasına göre ona toplumda bir yer tayin eder. Bu anlamda ferdin statüsüne uygun bir beklenen rolü ve bir de gerçekleştirdiği rolü mevcuttur. “Beklenen rol elde edilen bir sosyal konum etrafındaki görevlerle ilgili olarak, geleneksel beklentilerdir.” Diğer bir ifade ile bir sosyal konum etrafında kümelenen görevlerin gerektirdiği davranışlar o rolün beklentileridir.  Halbuki normların emrettiği görevleri ve rolleri herkes aynı şekilde ve derecede yerine getiremeyebilir veya getirmek istemeyebilir. Zira rol ifası, ferdin biyolojik, psikolojik, sosyal ve kültürel yapıları, zamanın ve mekânın determinasyonu altındadır. Bu durumda gerçekleşen rol ile beklenen rol arasında farklılık meydana gelir. Fert, ifade edilen bu şartlar dâhilinde rolünü iyi veya kötü olarak gerçekleştirecektir. Hatta beklenen rolün üzerinde ona şahsi yorumunu da katarak yeni bir şekil kazandıracaktır. Böylece hem rol gelişmesine ve hem de bir yandan kendi statüsünün yükselmesine diğer yandan bu statü ile ilgili mesleğin saygınlığının artmasına sebep olacaktır.
Rolün yerine getirilmesi ile ilgili önemli süreçlerden biri de “rol çatışması”dır. Rol çatışmasının değişik tanımları vardır. Genel olarak “rol çatışması aynı anda birden fazla rolü gerçekleştirmek durumunda kalan kişinin rol gereklerinden birisine diğerine oranla daha fazla uyması” şeklinde tanımlanabilir. Veya “beklenti ile uzlaşmayan ve gerçekte ortaya çıkan rolün durumu çatışmayı yaratır”. Beklentiler sisteminde hiç umulmayan bir şekilde gerçek olarak ortaya çıkan ve amacına ters düşen rol diğer rollerle çatışma durumuna girmiş olur. Demek ki, kişi değişik sosyal statülerdeki durumuna göre rolünü tayin etmek zorundadır. Şayet bu tayini iyi yapamazsa o zaman rol çatışması doğar. Veya iki değişik beklentiye aynı sosyal rolle cevap vermek zorunda kalmak da rol çatışmasıdır. Diğer bir anlatımla rol çatışması, kişinin bir davranış düzlemindeki rolünü benimsemesi ve içselleştirmesi (belli bir rolde çakılı kalması) veya davranış düzlemleri değiştiği halde kişinin bu benimsediği davranışını aynı sürede değiştirememesinden kaynaklanabilir. Aslında rol çatışmasının olmaması için, fertlerin belirli zaman dilimleri içerisinde ard arda, birbirinden farklı rolleri gerçekleştirmesi gerekir. Bazen bu geçiş sağlanamaz; kişi davranış düzlemlerinin değiştiğinin farkında olmaz ve rol algılamalarını da değiştiremez.  Mesela fabrikada patron olan birinin evde hanımına patronluk taslaması, bir ilkokul öğretmeninin evde hanımına çocuk muamelesi yapması vb.. gibi.
Demek ki rol çatışması, sadece ferdin aynı anda birden fazla rol davranışı ile karşı karşıya kaldığı durumda ortaya çıkmaz. Ferdin rol uyumsuzluğu, kişinin rolü veya düzlemini benimsememesi durumunda da ortaya çıkar. Bu demekdir ki rol çatışması ferdi olduğu gibi sosyal yapıyla da ilgilidir.
Ferdin aynı anda birden fazla rolü gerçekleştirme durumu ile karşı karşıya kalması ve bu duruma uyumsuzluğun sonucu ortaya çıkan rol çatışması, roller arası ilişki çatışması olarak adlandırılır. Bu tür çatışma daha ziyade bir kişiden başkalarının beklentilerinin farklı olmasından doğar.  Mesela başörtüsünün dinin bir gereği olduğuna inanan dindar bir profesörden başörtülü kız öğrencileri sınıfa almaması istenebilir. Bu durumda profesör dindarlık rolünü mü yoksa diğerini mi seçecektir?
Bu aşamada şu soru sorulabilir: Rol çatışmasını önlemek için ne yapmak lazımdır? Bunun için:

     Rolün doğru seçilmesi
     İhtiyaç ve bekentiler arasındaki tutarlılığın sağlanması
     Beklentilerin meşru olması; toplum normlarına uygun olması sağ-lanmalıdır.