Göçebe ve Çobanlar DİNÎ TUTUM VE DAVRANIŞLARI

66

Göçebe ve Çobanlar

Göçebe hayatı ve hayvan yetiştiriciliğinin, insan topluluklarında belli bir hayat tarzına tekâbül ettiği bilinmektedir. Hattâ, XIV yüzyıl­da büyük İslâm bilgini İbn Haldûn, bedevî yani göçebe hayatını, ha- zarî yahut medenî hayat yani yerleşik şehir hayatı ile birlikte mümkün iki ana hayat formundan birisi saymaktaydı. Üstelik, İbn Haldûn’a gö­re hayat, göçebelikten yerleşikliğe uzanan ve medeniyet seviyesinin belli bir düzeyinden itibaren önce duraklama ve sonra da mukadder olarak çöküntü ile sonuçlanan ve sonra sürecin yeniden başladığı dev­ri bir özelliğe de sahip bulunmaktadır. Her halükârda, göçebe hayatı belli eğilimlere sahip olup, onun bu durumunun dinî yaşayış üzerin­de yankılar uyandırdığım gözlemek din sosyolojisi bakımından olduk­ça ilginç olmaktadır.

Aile ve kabile göçebe hayatının temel unsurlarıdır. Nitekim, bu durum, bu toplulukların birer kült cemâati olmaları sonucunu doğur­muş bulunmaktadır. Aynı şekilde, göçebe hayatı ve çobanlık, mensup­larının dinî yaşayışlarında kanlı kurbanların köklü bir yer tutması ile sonuçlanmaktadır. Keza, göçebe hayatın ritmi, onların dinlerinde önemli günlerin ve bayramların takvimine tekabül etmektedir. Mese­lâ, işte bu şekildedir ki, antik Yahudilikte koyun kırkma bayramı yer almış bulunmaktadır. Hattâ, göçebe hayatın dinî yaşayış üzerindeki yansımasını, göçebelerin Tanrı telâkkilerinde dahi bulmak mümkün­dür. Kenan ülkesine yerleşmeden önceki döneme ait İsrail dini, İs­lâm’dan önce Arapların dini, Müslüman olmadan önceki Türklerin geleneksel dini, Zerdüştlük’ten önceki dönemin eski İran dini, … gi­bi örnekler göçebe dinin ve dindarlığının kayda değer tipik örnekle­rini bize sunmakta olup, göçebe dini ve dindarlığına ait bu karakteris­tik izler, kanlı kurbana atfedilen önem örneğinde olduğu üzere, bu toplumların müteakip dinleri ve dinî yaşayışlarında da varlıklarını güçlü bir biçimde sürdürmüşlerdir.