Dinî İkaz, İtiraz ve Protestoların Çeşitleri

Dinî İkaz, İtiraz ve Protestoların Çeşitleri

Dinî ikaz, itiraz ve protestolar şekil bakımından ikiye ayrılmakta­dırlar:

  • Birincisi “ferdî” tipteki itirazlardır.
  • İkincisi ise “kolektif’ itiraz ve protestolardır.

Birinci tipe, daha çok dinin tüm emirlerine harfiyen bağlı bulunan muhafazakâr dindarlarda rastlanır. Bu kişiler, dindaşlarının dinî yaşa­yışlarını kendilerininkine nispetle daha gevşek bulduklarından onlarla ihtilafa düşer, dinin emirlerine sıkı ve sert bir şekilde bağlılığın ve dini hakkıyla yaşamanın ancak kendilerini çevrelerinden tecrit etmek sûretiyle mümkün olabileceğine kani olarak, inziva yolunu tercih eder­ler. Hemen bütün büyük dinlerde bunun örneklerine rastlanmaktadır.

Maamafih, ferdî protestolar zamanla kolektif bir hal alabilmekte­dirler. Çünkü, ferdî bir protestocuya başkaları da katılabilmekte ve böylece muterizler bir grup oluşturmaktadırlar. Bu durum, dinî ikaz, itiraz ve protestoların da grup teşkil edici özelliğinden kaynaklanmak­tadır. Genellikle, tüm dinlerde gözlenen mistik karakterli ezoterik ha­reketler, ferdî ve kolektif özellikleri tarihlerinin akışı içinde değişmiş bulunan dinî protesto hareketleridir. İslâm’da sufî hareketi ve tarikat­lar, Yahudilikte Kabbalizm ve § asidim hareketleri, Zen Budizmi, Hı­ristiyanlıkta Püritanizm ve Revivalizm hareketleri bunun tipik örnek­leridirler.

İkaz, itiraz ve protestolar, ister ferdî isterse kolektif olsun, “geçi­ci” olabilecekleri gibi “sürekli” de olabilirler. Aynı şekilde onlar “kıs­mî” olabilecekleri yani dinî tecrübenin anlatımlarından sadece biriyle veya tek bir konuyla ilgili olabilecekleri gibi, “genel” de olabilir ve böylece dinî hayatın tüm tezahürlerini kapsayabilirler. Öte yandan, ikaz, itiraz ve protestolar dinî hayatta teferruata taalluk edebilir veya temel prensipleri alakadar edebilirler. Aynı şekilde onlar, “yumuşak” olabilecekleri gibi gayet “şiddetli” de olabilirler. Nihayet ikaz, itiraz ve protestoyu yapanlar dinî bir fonksiyon ifa ediyor olabilir veya et­meyebilirler.

Kolektif protestonun köklü bir mahiyete sahip olduğu durumlar­da, protestocuların ana dinî gruptan ayrılmaları tehlikesi mevcuttur. Ancak, sonucu ayrılma ile biten itizal hareketlerinin genellikle başlan­gıçta bir ayrılma istekleri söz konusu değildir. Aksine ana dinî grup içinde kalmak ve onu ıslah etmek düşüncesi hâkimdir. Ancak zaman­la ortaya çıkan gelişmeler muterizlerin ana dinî cemâatten ayrdmala- rı sonucunu doğurabilir. Eğer öyle bir ayrılma ve bölünme vukû bul­mazsa, bu durumda yeni hareketin dinî grup tarafından tasvibi söz konusudur. Bu son durumda itirazcıların dinî cemâatin grup bağları­nı koparmaksızın yapmak istedikleri değişiklikleri başardıkları anlaşı­lır. Bir kısım eğilimler ise, tam bir kopuş ortaya çıkmaksızın ana dinî cemâat içinde tâlî gruplar halinde varlıklarını sürdürürler. Esasen, bir ümmet veya kilise (dinî cemâat) şeklinde teşkilatlanarak müesseseleş­miş olup, üstelik kurucunun dinî mirasına sadakati dolayısıyla Sünnî veya ortodoks olarak nitelenen ana dinî cemâatin din anlayışından her inhiraf bir itizal olmakla birlikte, duruma göre yeni bir grup veya alt grup teşekkül edebilmekte veya itizâlî hareket muvaffak olamadan sönüp gitmektedir.