Dinî Gruplarda Müteakip Gelişmeler: “Dinî İkaz, İtiraz ve Protestolar”

Dinî Gruplarda Müteakip Gelişmeler: “Dinî İkaz, İtiraz ve Protestolar”

Sırf dinî gruplarla ilgili önemli bir konu da dinî grubun bünyesi­nin çeşitli alt gruplara bölünmesi meselesidir. Yukarıda, sosyal grup­ların daima çeşitli alt gruplardan oluşmasının onların önemli bir özel­liği olduğuna işaret edilmişti. Sosyal grupların özel bir türü olan dinî grupların da aynı özelliğe sahip oldukları görülmektedir.

Gerçi, dinde asıl olan birlik ve bütünleşmedir ve bu bakımdan şüphesiz dinin en önemli sosyal fonksiyonlarından biri İçtimaî birlik ve beraberliğin sağlanmasıdır. Meselâ, Kur’ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerif­ler, Müslümanları birlik, kardeşlik, bütünleşme ve dayanışmaya teşvik eden emir ve tavsiyelerle dolup taşmaktadırlar.

Bununla birlikte, bir dinî cemâatin büyümesi ve gelişmesi engel­lerle karşılaşmaktadır. Türlü kişisel, toplumsal, kültürel, siyasal, eko­nomik, vs. şartlar, ihtiyaçlar ve gelişmeler gibi din dışı sebeplerin ya­nı sıra doğrudan doğruya dinî âmiller de dinî grubun gelişim seyrini etkiler. Nitekim, bütün bu nedenlerle, hemen tüm dinî cemâatlerin ve özellikle evrensel büyük dinlerin, gelişmelerinin ana temayüllerine karşı zaman zaman birtakım ikazlar, itirazlar ve protestolarla karşılaş­tıkları ve sonuçta onların pek çok alt gruplara bölündükleri görül­mektedir. Öyle ki, çeşitli dinî gruplar üzerine önemli sosyolojik araş­tırmaları gerçekleştirmiş bulunan Fransız sosyoloğu Marcel Mauss,[1] dinlerde mezheplerin ortaya çıkışının genel bir temâyüi ve vakıa ol­duğunu, özellikle birçok milletler ve kültürlerden kişileri bağrında toplayan evrensel dinlerin tabiî şekilde mezheplere bölündüklerini ifade etmektedir. Mauss’a göre, dinler tarihinde mezhep sadece tabiî ve normal bir hadise değil, aynı zamanda temel bir hadisedir. Esasen dinler genellikle mezhep şeklinde doğarlar; ana dini birçok bakımlar­dan tenkit eder ve ilk planda onun bir mezhebi imiş gibi organize olurlar. Öte yandan, meselâ Mauss’a göre, mezhepleşme olayı sebe­biyle belki de “Saf Budizm” hiçbir zaman var olmamıştır. Çünkü bu dinin klâsik geleneği içinde yer alan on sekiz mezhebin pek çoğu çok eski tarihlere, Budizm’in tesisi dönemine uzanmaktadır.

Çok insicamlı imiş gibi görünen dinî cemâatlerin bile derinliğine tahlil edildiğinde, çok çeşitli alt-grupları, mezhep, tarikat ve eğilim­leri bağırlarında taşıdıklarını önemle belirtelim. Meselâ, Yahudiler büyük bölümleri itibariyle ortodokstur. Onlar, Tevrat’ın üstünlüğü ve her türlü gelişme ve değişmeye kapalılığı inanç ve kanaatini pay­laşmaktadırlar. Bununla birlikte Yahudilik, tarih içerisinde çok çeşit­li mezhep ve tarikatlara şahit olmuş; bizzat Ortodoks Yahudiler ken­di içlerinde muhafazakâr, reformcu, liberal, yeniden inşacı, vb. eği­lim ve alt-grupların oluşumuna imkân vermişlerdir. Büyük bir dinî bünye oluşturan Hıristiyanlık, tarihi boyunca yirmi binden fazla dinî alt-grup, tarikat, mezhep ve cemâatin oluşumuna şahit olmuştur. Di­nî bünyelerin arz ettiği “plüral” (çoğu) yapı dolayısıyla dinlerin ve di­nî grup ve hareketlerin bir tür “süper marketi” şeklinde nitelenen ABD de bugün üç binden fazla dinî cemâatin bulunduğu ve halen orada sadece Hıristiyan cemâatlerin sayısının iki bin beş yüzü aştığı bilinmektedir.

[1]    Bk.: M. Mauss, Annee Sociologique, 1903-4, c. VIII, s. 293-294.