Baba Tahir Uryan Kimdir, Hayatı, Eserleri

0
38

Baba Tâhir-i Uryân, (ö. 447/1055 [?]) İranlı mutasavvıf-şair.

Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Kaynaklarda kendisine bazan Hemedânî, bazan da Lürî nisbesi verilmesi onun Hemedan’la Lûristan arasında bir yerde doğmuş olabileceği ihtimalini hatıra ge­tirmektedir. Nitekim bu iki yer arasın­daki Hürremâbâd’da onun adını taşıyan bir mahalle vardır. Baba Tâhir’in muam­ma niteliğindeki bir kıtasından faydala­nılarak 326’da (938) doğduğu ileri sü­rülmektedir. Bu tarih, Rızâ Kulı Han’ın onun ölüm tarihi olarak verdiği 1010 ta­rihi ile bağdaşabilmektedir (Mecma’u’l-f{±şaha,, 326). Râvendî’nin Râhatü’ş-şu­dur adlı eserindeki bir kayda göre ise Selçuklu sultanı Tuğrul Bey 447’ye (1055) doğru Hemedan’a geldiğinde, o sırada burada şöhret yapmış üç şeyhten biri olan Baba Tâhir-i Uryân’ı ziyaret etmişti. Bu durumda onun 1O55’te veya daha sonra ölmüş olması gerekir. Deylemliler’-in akrabaları sayılan Kâkûyîler’in (1007-1051) Hemedan’daki hâkimiyetleri 435’e (1043-44) kadar sürdüğüne göre bu ta­rih, onun Deylemliler döneminde yaşa­dığına dair verilen bilgilere uygundur. Ayrıca onun İbn Sina’nın (ö. 428/1037) çağdaşı olması da 1O1O’da değil 1055’te ölmüş olduğu ihtimalini kuvvetlendir­mektedir. Aynülkudât el-Hemedânî’nin idamına (1273) şahit olduğuna dair riva­yet ise tamamıyla uydurmadır. Mezarı Hemedan’ın kuzeyinde Bûn-i Bâzâr ma­hallesinde küçük bir tepe üzerindedir.

Baba Tâhir’in, şiirlerinde sık sık yer­siz yurtsuz bir serseri hayatı sürdüğün­den, tuğlayı yastık yapıp uyuduğundan, sürekli olarak sıkıntı içinde bulunduğun­dan söz etmesi bir kalender hayatı ya­şadığını göstermektedir. “Uryân” laka­bını da bu sebeple almış olmalıdır. O bir lehçe şairi olmakla birlikte bugün eli­mizde bulunan dûbeytî adı verilen kıta­ları edebî Farsça’nın da özelliklerini ta­şımaktadır. Bu kıtaların başkaları tara­fından sonradan bu hale getirilmiş ol­ması da muhtemeldir. Ancak bu şiirler­de rastlanan bazı özellikler, Baba Tâ­hir’in dilini doğrudan doğruya bir lehçe­ye bağlamayı zorlaştırmaktadır. Nitekim Hemedan ile Hürremâbâd arasındaki bölgede birçok lehçe varsa da onun şiirlerindeki dili bunlardan herhangi birine bağlamak güçtür. Baba Tâhir’in dili bu lehçelerin hepsiyle de ilgili görülmekte ve onların bir karışımından ibaret oldu­ğu sanılmaktadır. Nyberg, bu lehçenin orta Farsça’nın (Pehievî) bakiyesi oldu­ğunu ileri sürer.

XVIII ve XIX. yüzyıl tezkirelerinde sı­nırlı sayıda kıtalarına rastlandığı için Ba­ba Tâhir yüzyılımızın ilk çeyreğine kadar pek tanınmamıştır. 1885’ten itibaren müsteşriklerin araştırmaları ve bu araştırmaları takip eden İran’daki çalışmalar sadece bu kıtaları arttırmakla kalma­mış, aynı zamanda az da olsa bazı ga­zellerinin bulunmasına yardımcı olmuş­tur. Nitekim Vahîd-i Destgirdî araştır­maları ile o zamana kadar bilinen sek­sen yedi kıtayı 296’ya, gazel sayısını da birden dörde çıkartmış ve bunları Dîvân-i Kâmii-i Bahâ Tâhir cUryân adıy­la neşretmiştir (Tahran 1306 hş.). Ancak Ömer Hayyâm’ın rubailerinde görüldü­ğü gibi bu kıtaların hepsinin Baba Tâhir’e ait olduğunu söylemek güçtür. Şek­len rubaiye benzemekle birlikte vezin bakımından ondan ayrılan bu kıtalar aru­zun hezec-i müseddes-i mahzûf bahrindedir. Halbuki rubâî vezni hezec-i mek-fûf-i maksûrdur. Bu sebeple bu kıtala­ra rubâî değil dûbeytî denilmiştir. Baba Tâhir gazellerinde de kıtalarındaki vez­ni kullanmıştır. Baba Tâhir’in şiirlerinde dünyevî aşkla ilâhî aşkı birbirinden ayırt etmek güçtür. Nitekim kıtalarının he­men büyük çoğunluğu dünyevî aşkla il­gilidir. Şiirlerindeki en büyük özellik, tasavvufî eğitim görmediği için duygu ve hayallerini herhangi bir abartmaya ge­rek duymadan vermiş olmasıdır. Ömer Hayyâm’ın yaşama zevkini ön plana al­masına karşılık Baba Tâhir hayatın çile­sini konu edinir ve bedbin bir şair ola­rak görünür.

Baba Tâhir İran halkı arasında şair­den çok bir sûfî olarak tanınır. el-Kelimâlü’l-kışâraûU yirmi üç baba ayrılmış olan eserinde ilim, marifet, ilham gibi tasavvuf! konularla ilgili 268 vecizesi vardır. Bu eser sûfiler arasında çok yay­gın olup hakkında birçok şerh yazılmış­tır. Bunlar arasında. Aynülkudât el-Hemedânî ile meçhul bir şahısa atfedilen Arapça şerhlerle Molla Sultan Ali Gunâ-bâdî’nin Arapça ve Farsça şerhleri zik­redilebilir. Bunlara, Baba Tâhir’in veci­zelerinin kısaltılmış bir nüshasının Ganî Beg el-Azîzî tarafından yazılmış şerhi olan el-Fütûhâtü’r-rabbâniyye fî İşârâ-ü’l-Hemedâniyye adlı eseri de eklemek gerekir (Bibliotheque Nationale, nr. 1903).

Aynı zamanda bir velî olarak tanınan Baba Tâhir’e birçok keramet isnat edi­lir. Mevlânâ ve Hacı Bektâş-ı Velî gibi meşhur mutasavvıfları İnançlarına bağlı ileri gelenler arasında göstermeye çalı­şan Ehl-i Hak fırkasının ana kitabı olan Serencdm’da ona da yer verilmiştir. Ulû-hiyyetin, her birinin yanında dört melek bulunan yedi kişide göründüğüne ina­nan bu fırkaya göre Baba Tâhir, bu ye­di kişinin üçüncüsü olan Baba Hûşîn’in yanında bulunan meleklerden biridir.

Diyanet İslam Ansiklopedisi