Ahlak Kuralları

 

Ahlak kurallarının temelinde ahlaki değer yargıları bulunur. Ahlaki değer yargısı da bir obje (olay, olgu, nesne) hakkında “iyi” veya “kötü” şeklinde verilen değer yargısıdır.
Latince ve Yunanca’da ahlak kelimesi “ethique” ve “morale” kelimeleri ile ifade edilir. Bu iki kelimenin Türkçe’de ayrı ayrı karşılığı yoktur. Ethique karşılığ olarak “teorik ahlak”, morale karşılığı olarak da “pratik ahlak” terimleri kullanılmaktadır. Bu anlamda ethique felsefi ahlakı ve morale ise sosyal ahlakı ifade etmektedir.
Latince “moeres” Fransızca “moeurs” (morale) kelimesi huy, seciye, mizaç, töre anlamlarına gelmekte ve bundan da bir canlının kendisine özgü fiilleri kastedilmektedir. Türkçe’deki “ahlak” kelimesi de moeurs kelimesi karşılığıdır. Arapça kökenli olan ahlak kelimesi “hulk” kelimesinin çoğulu olup bir varlığın kendisine has, yaratılışı gereği yapmış olduğu davranış anlamına gelmektedir. Bugün gerek bizde, gerekse birçok Batı dillerinde “moerus” kelimesine verilen özel anlam birbirinden ayrılmış ve bizde de “moerus” karşılığı olarak “ahlak” kelimesi değil, “örf-âdet” kavramları kullanılmaktadır. Halbuki örf-âdetler bizim dışımızda vardır. Bunlar bize bizim dışımızdan gelen edinilmiş sosyal değerlerdir. Âdetler ilmi ise ahlakın da dâhil olduğu bütün sosyal değerleri içine alır. Âdet bilimci, bir zooloğun hayvanlar üzerindeki incelemesi gibi gözlemler yaparak çeşitli ülkelerde ve çeşitli zamanlarda mevcut olan âdetleri araştırarak münasebet ve değişmelerini birtakım kanunlara bağlamak ister. “Âdetler İlmi” nin kurucusu Levy Bruhl ahlakın örf-âdetlere dayandırılması gerektiğini ve insanların hareket ve davranışlarının böylece bağlı bulunduğu olaylar vasıtasıyla incelenebileceğini ileri sürer.
Yukarıda verilen anlamlardan da anlaşılacağı gibi ahlak kavramı bazen öznel bazen de nesnel anlamlarda kullanılmaktadır. Nesnel anlamda mesela, örf-adet, teamül anlamlarında kullanılmış, öznel olarak da huy, meşrep, seciye, mizaç, zihniyet, düşünüş, davranış şekli, karakter, kabul anlamlarına sahiptir. Bu ayırım daha sonra ferdi ahlak ve sosyal ahlak diye ayrılacaktır.
Ferdi ahlak, insanın kendi kendisine karşı ödevleri, sosyal ahlak ise diğer fertlere karşı olan ödevlerini belirtir. Ferdi ahlak psikolojinin, sosyal ahlak da sosyolojinin konusuna girer. Ferdi ahlakı etkileme bakımından sosyal ahlak önemli ise de, sosyal ahlakın ferdi ahlak gözönünde bulundurulmadan açıklaması mümkün değildir. Zira fertler arası ahlaki ilişkiler sonuçta tek tek fertlerin ahlaki yapılarının bir örüntü kazanmasıdır.
Ferdi ahlak insanın kendi kendisi ile, sosyal ahlak da toplum normları ile tutarlılığını gösterir. Her toplumun kendine özgü bir sosyo-kültürel yapısı olması sebebiyle, ahlak da toplumdan topluma farklılık gösterir. Bu nedenle sosyolojinin ahlak tanımı şöyledir: “Belli bir devirde belli bir insan topluluğu tarafından benimsenmiş davranış kurallarının bütününe ahlak denir.”  Buna rağmen genel ahlak kuralları evrensel bir yapıya sahiptir. Zaten bu evrensel değerler olmasaydı insanların ve toplumların birbirine benzerliği şekilden ibaret kalırdı.
Ahlak bütün toplumu ayakta tutan temel değerler sistemidir. Bu bakımdan birtakım kişilerin başka türlü değerler uğrunda ahlaki değerleri hiçe saymaları herşeyden önce cemiyet dediğimiz sosyal birliği ortadan kaldırır ki, bu olmayınca da zaten hiçbir değer sisteminin ayakta durması bahis konusu olamaz. Herkesin kendi çıkarları veya kendi önem verdikleri şeyler uğrunda başkalarını düşünmediği bir dünyada ne sanat hayatından, ne iktisadi veya sosyal hayattan söz edilebilir.
Bizim davranışlarımızı ahlak sınırları içinde tutan kuvvet, sağlam bir ahlak vicdanıdır. İnsan, davranış kurallarını öğrenmekle değil, belli davranışlar karşısında birtakım heyecanlara, sevinç, keder, nefret vb.. sahip olmakla iyi ahlaklı veya kötü ahlaklı olur. Ancak unutmamalıyız ki, vicdan dediğimiz kuvvet, ancak sıkı bir ahlak terbiyesi sonucunda meydana gelir, yoksa insan doğuştan vicdan getirmez.  Vicdan bir kurallar sistemidir; bu sistem insanın kendi davranışları veya başkalarının davranışları hakkında “doğru” veya “yanlış” şeklinde yargılar yapmasına yarar. Doğru olarak değerlendirilen davranışlar, insanın kendi benliğine karşı iyi ve olumlu duygular beslemesine yol açar; yanlış veya kötü sayılan davranışlar ise, suçluluk duyguları yaratır.
Ahlak insanlar arası münasebetleri ilgilendiren bir sistemdir ve öğ-renme yoluyla elde edilir. Başkaları bizim davranışlarımız karşısında iyi ve kötü tavırlar almamış olsalardı, ahlaklı olup olmamak da söz konusu edilemezdi. Aslında ahlaki bakımdan iyi davranış, başkalarının bizden bekledikleri davranıştır. Ancak insan, ömrü boyunca, hep başkalarının bekleyiş veya tepkilerine göre davranışlarda bulunmaz, gerekli zihni olgunluğa eriştikçe bu davranış kurallarını bir sistem halinde benimser ve daha sonra her davranışı bu sisteme göre değerlendirir. İşte bu noktada vicdan dediğimiz iç kontrol mekânizması teşekkül eder. Demek ki vicdan, dış kontrol gücünün iç kontrol mekânizması haline dönüşmüş şeklidir. Ancak iyi bir davranışın sebebi kuvvetli bir vicdan değil, fakat kuvvetli bir vicdan iyi bir davranışın sonucudur. Bu durum ahlakın sosyalliği ile sosyal ahlakın farklı şeyler olduğunu da ifade etmektedir. Ahlakın dış kontrol gücünün (toplumun) etkisi altında oluşması ferdi bir durum, ahlak kurallarının bütün toplumda ortaklaşa benimsenmesi ve davranış haline getirilmesi ise sosyal ahlaktır. Sosyal ahlak toplum vicdanı olarak görev yapar ve toplum normlarına bürünerek her yerde karşımıza çıkar. Adalet olarak hukuk kuralı olur, sorumluluk ahlakı olarak hukukun temeline oturur, sevgi olarak vatan, millet ve devlet sevgisine dönüşür, savaş ve barış ahlakı olarak çatışma ve dayanışma şeklini alır, aileyi ayakta tutar, dindarın inancı ile bütünleşerek onu Tanrı’ya götürür.