58.DUA GÜDÜLERİ Din Psikolojisi

Bireyi Allah’la iletişim kurarak O’na dua etmeye, O’ndan yardım talebinde bulunmaya yönelten güdülerin çok çeşitlilik gösterdiği görülmektedir. Bunlar bireyin yaşına, cinsiyetine, eğitim, kültür ve ekonomik durumuna göre farklı nedenlere bağlı ve farklı içeriklerde olabilmektedir. Örneğin, 11-18 yaş arası öğrenciler üzerinde yapılan bir araştırmada Allah’a dua etmelerine sebep olarak % 41’i manevi sıkıntıları, % 15’i maddi sıkıntıları, % 11 ‘i mutluluk anlarını, % 7’si de tabiatın güzelliğini saymışlardır. (Vergote, 1999, s.47).
Genelde dua güdüleri olarak şunlar ön plana çıkmaktadır: 
Maddi ya da Manevi Bir Arzunun, Bir İsteğin Gerçekleşmesi
İnsanın çok farklı istek ve arzuları vardır. Kendisiyle, sevdikleriyle, bulunduğu durumla, gelecekle, dünyayla, Ahiretle ilgili birçok isteği olur. O, hayat süreci içerisinde bunların ancak bir kısmını gerçekleştirebilmekte, bazılarını kısmen, bazılarını da hiç elde edememektedir. İşte insan arzu ve isteklerini karşılamada kendisine yardım etmesi için Yüce bir varlık olan Allah’a yönelir ve O’na dua eder. Bu istekler mal, servet, şöhret, çocuk, başarı, zafer gibi maddi; aşk, mutluluk, huzur, iyi bir insan olma, ilahi inayet ve şefaate ulaşma gibi psikolojik ve manevi türde olabilir.

Halk arasında beddua (kötü dua) denen bir dua da vardır. Beddua eden kişi kötülerin, zalimlerin cezalandırılmasını Allah’tan talep etmektedir. Kur’an’da bazı ayetlerde kâfirlere, münafıklara ve zalimlere dönük beddua ve lanet ifadeleri yer almaktadır. Bu konuda Tebbet sûresi en önemli örnektir.


Bir Çaresizliğin, Mahrumiyetin, Sıkıntının Giderilmesi
İçinde bulunduğu çaresizliği ve mahrumiyeti gidermek için Allah’tan yardım talebinde bulunmak duanın önemli bir güdüsüdür. Dua ile çaresizlik ve sıkıntı arasında çok yakın bir ilişki vardır. Hatta Allah’a inanmadığını belirten kişilerin bile çok çaresiz kaldıkları anlarda Allah’a dua ettiklerinin gözlendiğini araştırmacılar ifade etmektedirler. Şu psikolojik bir gerçektir ki, her türlü dinî inancı terk etmiş ve sadece akli (rasyonel) bir hayat tarzını benimseyen birçok kişi, aşırı tehlike durumlarında, yani bir kaza anında veya bir hastalık sırasında yahut da ecel saatinde dua ve yakarışlarda bulunur.
Allah’ın Nimetlerine Şükrün İfadesi
Allah’a karşı duyulan sevgi, saygı ve bağlılığın, O’nun nimetlerine şükrün ifadesi olarak dualar yapılmaktadır. Birey kendi varoluşunun nedeni olan, kendini yaratan, ona birçok yetenek güç ve imkânlar bahşeden Allah’a duasında teşekkür eder, şükranlarını sunar. Özellikle yemek dualarında bu çok net olarak görülmektedir. “Ya Rabbi! Verdiğin nimetlere, sıhhat ve afiyete binlerce şükürler olsun!” ifadesi çokça söylenen bir şükür duasıdır. Ayrıca doğum, düğün veya başka bir kutlama gibi sevinç ve mutluluk anlarında da Allah’a şükranların ifade edildiği dualar yapılır. Böylece birey aynı zamanda kendini, kendi benliğini kabul etmekte, Allah’la kurduğu sevgi bağını güçlendirmiş olmaktadır.


Günahlarının Bağışlanması

Allah’ın isteklerine, emir ve yasaklarına uygun davranışlarda bulunamadığı, hatalarının, günahlarının olduğu bilinciyle birey, Allah’ın kendisini bağışlaması için O’na dua eder, yalvarır. Allah’ın isteğine aykırı hareket etmiş olmanın üzüntüsünü, Allah’ın rızasını kaybetmenin endişesini yaşar. Pişman olduğunu belirtir, tutum ve davranışlarını düzelteceğine dair O’na söz verir, tövbe eder. Allah’tan kendisini cezalandırmamasını, Cehennemden uzaklaştırıp Cennetle ödüllendirmesini talep eder. Bu bağışlanma isteği ve bağışlanacağı ümidi aynı zamanda onun günahkârlık ve suçluluk duygusuna kapılmasını da önler. O’na duyduğu güvenle rahatlar. 
Allah’ın Yüceliğine Duyulan Hayranlığın Vurgulanması
Bazı insanlar belirgin bir ihtiyacı olmadan, Allah’ın Yüceliğine duyduğu hayranlığı belirtmek, sevgisini, saygısını, güvenini arz etmek ve Allah’ın razı olduğu bir kul olabilmek için dua ederler.


Duanın Şekli ve Kabulü
Dua sırasında uyulması gereken dinlerce belirlenmiş şekiller vardır. Örneğin, ellerin havaya kaldırılması gibi. Yine nasıl dua yapılacağına dair önceden hazırlanmış dua sözleri de olabilmektedir. Ayrıca birey bir aracı ile (bir şahıs, bir sembol veya put gibi) dileğini Allah’a iletmekte ya da doğrudan doğruya Allah’tan taleplerde bulunmaktadır.
Bir aracı vasıtasıyla Allah’a dileklerini sunan kişi, o aracının Allah nezdinde değer verilen etkili bir kişi olduğunu düşünmekte, böylece duasına daha kolay karşılık alacağına inanmaktadır. Zamanla bu aracılar kutsallaştırılmakta ve birçok dinde görüldüğü gibi, Allah adına hareket eden kişiler, sınıflar (Hıristiyanlıktaki ruhban sınıfı, Şiilikteki imamet sınıfı gibi) oluşmaktadır.
Çoğunlukla bireylerin ibadetler sırasında tekrar ettikleri, ezberledikleri, önceden hazırlanmış dua metinlerinden dua ettikleri görülmekle beraber, o an içinden geldiği şekilde dua edenler de olmaktadır. Dua eden kişi duada sözlerin önemli olduğuna inanıyorsa, söyleyeceklerini itina ile seçer, güzel cümleler kurmaya çalışır. Duada samimiliğin daha önemli olduğuna inanıyorsa içten geldiği şekilde taleplerini Allah’a bildirir. Kur’an’da, boyun bükerek, sessizce, korku ve ümitle dua edilmesi gerektiği bildirilmektedir. (Âraf, 7/55-56).
Dua eden kişi elbette duasının kabul olacağı ümidi ve inancı içerisinde bulunur. Hatta duasının hemen kabul edilmesini isteyebilir, sabırsız davranabilir. Duanın kabulü konusunda farklı inançlar, farklı değerlendir¬meler vardır. Bazıları er veya geç duasının kabul olacağına inanır. Bazıları duanın cevabının doğrudan doğruya ya da zamanla sezilemeyecek bir şekilde dolaylı olarak da verilebileceğini düşünür. Bazıları Allah’tan kendisi için hayırlı olanı ister ve istekleri gerçekleşmese de bunu ezeli takdir ile yine kendi lehine yorumlar. Bazıları dualarının karşılığını Dünyada olmasa da Ahirette mutlaka alacakları inancıyla ruhsal bir rahatlık duyar.
Duada Allah’a karşı duyulan samimi inanç, bağlılık ve güven, içtenlik oldukça önemlidir. Sözlerin kalp tarafından onayı gereklidir. Kur’an’da insanların tabii özelliği olarak, başlarına bir sıkıntı geldiğinde, darda kaldıklarında Allah’a yalvardıkları, kurtulup nimete kavuştuklarında ise, Allah’ı unutarak kendi çabalarıyla bunları elde ettikleri gibi çelişkili bir tutum takındıklarından bahsedilmektedir. (Bkz. Zümer, 39/49, Lokman, 31/32, Yûnus, 10/12). Bu ayetlerde, rahatlık ve bolluk içindeyken Allah’ı unutup darlıkta hatırlayanlar yerilirken, aslında insana yakışanın, hem darda hem de rahatlıkta Allah’ı hatırlamak ve anmak olduğu vurgulanmış olmak¬tadır.
İslam dininde, dua edebilmek için özel yerlere ihtiyaç yoktur. Ancak dua ruhsal bir hal olduğuna göre, insana sükûn veren, kalp huzuru getiren şartların elverişliliği önemlidir. Bir cami, sakin bir ortam, gecenin sessizliği gibi dış etkilerden uzak, insanın içe dönüşünü, Allah’a yaklaşımını daha çok sağlayan bir yerde yapılan dua, kuşkusuz daha verimli olur. Çünkü zihnî gerginliği gidermenin, gönülleri aydınlatmanın ve kalbe rahatlık vermenin esaslı bir şartı da sessizlik olup, zihnin ve kalbin Allah’a yönelmesine kolaylık sağlar.
“… yerde, … zamanda yapılan dualar makbuldür” dibi açıklamalara dinî metinlerde çokça rastlanılmaktadır. Bu tür açıklamaları kişinin psikolojik durumuyla bağlantılı olarak değerlendirmek gerekir. Şöyle ki, bazı yerlerde ve bazı zamanlarda, o yer ve zamanın manevi etkisiyle birey dış dünyadan kendini tamamen soyutlayarak Allah’tan, çok içten, samimi bir yönelişle ve tam bir teslimiyetle taleplerde bulunabilir, dileklerini O’na arz edebilir. İşte bu tür duaların kabul edilme oranı çok yüksektir. Kâbe’de, Arafat’ta, gecenin sessizliğinde yapılan duaların daha makbul olacağı bu nedenle söylenir.


Duanın Etkileri
Duanın insanın bütün psikolojik mekanizmaları, ruh ve beden sağlığı üzerinde etkili olduğunu gözlem ve araştırmalar göstermektedir. Dua insanın düşüncesini, duygularını, algılarını, istek ve arzularını, tutum ve davranış¬larını, kısaca tüm kişiliğini etkilemektedir. Bu etki bireyden bireye farklılık göstermekte, özellikle duadaki samimiyet, içtenlik ve süreklilik etki gücünün tayininde önemli rol oynamaktadır.
Öncelikle dua bireyde sükûnet ve huzur oluşturur, sinirlerini yatıştırır. Sıkıntılı ve gergin durumda ise onda hafiflik ve rahatlık meydana getirir. Ortaokul öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada, öğrencilerin % 93’ü dua ederken bir hafiflik hissettiklerini ve huzur duyduklarını belirtmişlerdir. Dua eden kişi, sıkıntısını, derdini Allah’a anlatarak, yaptıklarını ve beklen¬tilerini Allah’la paylaşarak ruhen rahatlar.
Duanın en önemli yararı, kişinin yalnız olmadığını hissetmesidir. Dua ve ibadetle Allah’a sığınan ve bu dünyada yalnız olmadığını bilen insan, çağımızda en çok rastlanan bir hastalık olan depresyonun oluşturduğu gerginlik, karamsarlık, endişe hali, dalgınlık, unutkanlık ve yoğunlaşma güçlüğünden büyük oranda korunur. Çünkü dua eden bireyin gelecekle ilgili kaygıları azalır, hayata olumsuz bakmaz; iyi, güzel beklentiler içerisinde olur.
Dua aynı zamanda insana çalışma ve başarma gücü verir. Zorluklarla, güçlüklerle baş etme, mücadele etme, yılmama, dayanma, sabretme gücü kazandırır. Cesaret ve güven verir.
Dine ilgisiz ve inançsız olduğunu belirten kişilerin de güç durumda kaldıklarında zaman zaman dua etmeleri, hangi insani özellikle açıklanabilir? Değerlendiriniz.
Dua insanın ümitvar olmasını sağlar, ondaki karamsar ve kötümser duyguları giderir, onu iyimser kılar. Ümitsizlik insanın ruhunu karartan, onun gücünü ve aktivitesini azaltan, onu yıkan bir duygudur. Dua eden insan Allah’a güvenen, O’nun kendisine yardım edeceğine kuvvetle inanan, ümitle O’na bağlanan insandır. Hayra ve iyiliğe ait isteklerinin, beklentilerinin gerçekleşeceği ümidiyle hayata iyimser bakan, karamsar düşüncelerden ve duygulardan uzaklaşan insandır.

Dua ahlâk ve karaktere de etki eder. Duada bir içe dönüş, kendine dönüş vardır. Hatalarını, eksiklerini görerek iyiye yöneliş arzusu vardır. Böylece birey, bencilliğini, hırsını aşarak ahlâki görevlerini yapmaya hazır hale gelir. 
Kötülük ve ıstıraplara karşı sabır ve dayanma gücü kazanır. Görev ve sorumluluk duygusu artar. Başkalarına karşı iyilik ve yardımseverlik duyguları güç kazanır. (Carrel,1967, s.36).
Duada Allah’a sığınma ve bağlılık, fakat dünyaya ve diğer tüm varlıklara karşı bir özgürlük vardır. Birey bütün varlıkları Yaratan’ın, her şeyin üstünde Olan’ın yardım ve desteğini aldığı takdirde geride kalanların bir etkisinin olamayacağı bilinciyle rahat olur, özgür olur. “Sadece Sana kulluk eder, Yalnız Senden yardım dileriz” (Fatiha, 1/5) prensibiyle kişilikli bir özellik kazanır.

Kişinin hasta ya da muhtaç olmadığı zamanlarda yaptığı duanın psikolojik yararı en fazla görülmektedir. “Hasta ve muhtaç iken yapılan dua ve ibadet mum ışığı ise, genç ve güçlü iken yapılan dua, güneş değerinde bir anlam taşır. Böyle bir insan kulluk bilinci içindedir ve gelecek zorluklara da şimdiden manevi yatırım yapıyor demektir.” (Tarhan, 2009, s.103).
Duanın beden sağlığı üzerinde de etkili olduğu bilimsel gözlem ve araştırmalarla belirlenmiştir. Geçmiş dönemde de günümüzde de tıpta, ilaçla tedavinin yanında hastanın moralinin yüksek olmasına oldukça önem verilir. İşte bu noktada duanın hastanın moralini yükseltmede oldukça önemli bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Çünkü Allah’ın kendisine inanana yardım edeceği, “Allah’tan ümit kesilmez”, “Allah benim için iyi olanı, güzel olanı, hayırlı olanı verir”, “Allah’ın gücü her şeye yeter, isterse benim hastalığımı iyileştirir” inancıyla Allah’a yalvarış insanın direncini, dayanma gücünü artırır, kalbini ferahlatır ve onu rahatlatır. Karamsar duygularını atar, moralini yüksek tutar.
Dua ile çeşitli beden hastalıklarının iyi olduğunun birçok örnekleri görülmektedir. Hastalığından muzdarip olarak Allah’a yalvaran, adaklar adayan ve hastalıktan kurtulan insanlar dikkat çekmektedir. Bu konuyu genişçe ele alan A. Carrel, Fransa’da dua ve telkin yoluyla tedavi yapılan ve mukaddes bir yer olarak kabul edilen Lourdes’e gelen ve şifa bulan hastalarla ilgili olarak şunları söylemektedir:

“Kendi kendine veya normal bir tedavi ile iyi olabilen hastalıklar söz konusu olduğunda buradaki iyileşmenin gerçek sebebinin dua ile olup olmadığı konusunda hüküm vermek güçtür. Sadece her türlü tedavinin imkânsız veya başarısız olduğu hallerde duanın sonuçları kesin olarak tayin ve tespit edilebilmektedir. Lourdes’un sağlık bürosu, bu şifaların gerçekliğini ispat ederek ilme büyük hizmetlerde bulunmuştur. Dua adeta infilaki bir etkiye sahip olup, bu yolla kanser, böbrek iltihapları, ülser, deri, akciğer, kemik veya karın zarı veremi gibi hastalıkların süratle iyileştikleri görülmüştür. Hâdise, hemen tamamiyle aynı şekilde vuku bulmaktadır. Önce büyük bir ızdırap, daha sonra iyi olduğunu hissetmek. Birkaç saniye, en fazla birkaç saat içinde ârazlar (belirtiler) kaybolmakta ve anatomik yaralar kapanmaktadır. Mucize, normal iyileşme süresinin son derece kısalmasıyla ortaya çıkmaktadır. Gerek fizyolojistler, gerekse cerrahlar tecrübeleri esnasında, şimdiye kadar tedavide böyle bir çabukluğa şahit olmamışlardır. Bu olayların meydana gelmesi için hastanın bizzat dua etmesine de gerek yoktur. Henüz konuşmasını bilmeyen küçük çocuklar ve Allah’a inanmayanlar bile Lourdes’da iyi olmuşlardır. Fakat onların yanında biri dua ediyordu. Başkası için yapılan dua bizzat yapılan duadan daima daha çok verimlidir. Duanın etkisinin, onun şiddet ve kalitesine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.

Bugün Lourdes’da meydana gelen mucizeler, kırk elli sene önceki gibi sık görülmemektedir. Zira hastalar eskiden burada hâkim olan şefkatli ve derûni havayı bulamıyorlar. Artık ziyaretçilerin çoğunu turistler teşkil etmekte ve dualar da etkisiz kalmaktadır.” (Carrel, 1967, s. 37-38).

Her ibadet için belirlenen, değişmez söz ve davranışlardan oluşan ve sembolik anlamlar taşıyan bir şekil vardır. Bu şekil ve sözler ilahi otorite (Allah) tarafından belirlenmiş, değiştirilemeyen bir özelliğe sahiptir. Fakat dua
Bu tür tedavilerde hastanın iyi olacağına kuvvetle inanmasının, onun vücut direncini arttırdığını ve iyi olmasını kolaylaştırdığını da belirtmek gerekir.
Son otuz yılını duanın insan fizyolojisi üzerine etkilerine adamış olan Dr. Benson, inancın hastalıklar üzerinde % 60-90 oranında iyileştirici etkisinin olduğunu kaydetmektedir. Benson 1200 kişi üzerinde yaptığı araştırmada, dindar insanların daha uzun ve sağlıklı yaşadıklarını, ibadetine düşkün ve düzenli şekilde dua edenlerin daha seyrek hasta olduklarını ve hastalandıklarında hastanede kalma sürelerinin daha az olduğunu belirle¬miştir. Yine bu araştırma sonunda, dinî referanslara göre yaşayanlar arasında kalp ameliyatı geçirenlerin ameliyat sonrası ölüm riskinin, hiçbir dinî aktivitesi olamayanlara göre on dört misli daha az olduğu tespit edilmiştir. Beyin MR görüntülerinde de dua halindeki kişinin beyninde kompleks aktivi- telerin gerçekleştiği rapor edilmiştir. Dua eden bir kişinin vücut ısısı yükselmekte, bedeninde bir uyarılma hissi yaşanmakta, algı gücü keskin¬leşmekte, bilinç ve farkındalık düzeyi artmaktadır. (Tarhan, 2009, s.102)
Duanın fizyolojik sonuçları ile ilgili ayrıntılı bilgi için Nevzat Tarhan’ın İnanç Psikolojisi adlı kitabını okuyunuz.