Yurt Ansiklopedisi – Samsun Maddesi

Yurt Ansiklopedisi – Samsun Maddesi (s.
6540-6664)

Coğrafya

Samsun ilinin güneyinden geçen sıra dağların
yükseltisi, doğusundakilere kıyasla bir hayli düşüktür.

Samsun ilini üç ayrı coğrafi bölüme
ayırabiliriz: birincisi ilin güneyindeki dağlık bölüm, ikincisi bu dağların
Karadeniz’e bakan yönündeki yaylalar, üçüncüsü ise yaylalar ile kıyı şeridi
arasındaki bölüm.

Samsun kıyı şeridi iki yerde denize sokulur.
Bunlar, Kızılırmak ve Yeşilırmak’ın denize döküldüğü yerlerde deltaların sebep
olduğu çıkıntılardır.

Samsun coğrafyasının % 45’i dağlık olmasına
karşın bu dağların yükseltisi düşüktür. İç kesimlerle Karadeniz kıyısı
arasındaki ulaşıma engel olmazlar. Samsun’un iç kesimlerinde batıda Çangal
dağları, doğuda ise Canik dağları yer alır. İlin en yüksek noktası 2.062 m
yüksekliğe sahip olan Akdağ’dır.

Samsun, su kaynakları bakımından çok
zengindir. Çok sayıda akarsuyun yanı sıra birçok da göl mevcuttur.

Yer üstü kaynakları çok zengin olan Samsun,
yer altı kaynakları bakımından çok fakirdir.

Havza ve Ladik’teki kaplıcaları çok ünlüdür.

Samsun’un iklimi ılımandır. Kıyı şeridinde
çok yağış görülür.

İç kesimlerde, ovalarda ve dağların az
eğimli yamaçlarında orman örtüsü hemen hemen bitmiştir.

Eğimin arttığı yerlerde rakım 1000-1200 m’ye
ulaşana dek orman örtüsü görülür. Daha çok meşe, gürgen, ıhlamur, kestane,
kayın ve dişbudak ağaçlarına rastlanır.

 1200
m’den sonra iğne yapraklı ağaçlar sayıca fazlalaşır.

Hayvan türleri bakımından zengin bir ildir Samsun. İldeki
yaban hayvanlarını üç gurupta inceleyebiliriz: orman, göl ve deniz hayvanları…

Deniz canlıları barbunya, hamsi, çipura,
istavrit, karagöz, kalkan, kefal, kırlangıç, kofana, levrek, lüfer, zargana,
mezgit, palamut ve alabalıktır.

Orman hayvanlarının başlıcaları ayı, kurt,
çakal, tilki, domuz, taşan, sincap, sansar ve orman örtüsünün sık olduğu
yerlerde geyik ve karacadır.

Samsun kuş varlığı bakımından da çok
zengindir. Yüksek yerlerde yırtıcı kuşlar yaşar; akbaba, şahin, kartal, atmaca
ve baykuş bunların başlıcalarıdır. Ekili alanlara yaklaşıldıkça tür ve
popülasyon artar; keklik, çulluk, bıldırcın, ördek, sülün ve balıkçıl çokça
görülür.

Samsun Osmanlı döneminde olduğu gibi
Cumhuriyet’in ilk yıllarında da toplu göç hareketleri görmüş bir ilimizdir. Doğu
Karadeniz’in sıkışık coğrafyasına nazaran Samsun gerek ekilebilir düzlük
alanlarının çokluğu, gerek iklimi gerekse ulaşım imkânları bakımından çevre
illerde yaşayanlar için bir cazibe merkezi olmuştur. Bu göçlerim önemli bir
kısmı 1940-1950 yılları arasında olmuştur.

Tarih

MÖ. 7. yüzyıldan itibaren Karadeniz
kıyılarında koloni kuran Miletosluların Samsun yakınlarında kurdukları
koloninin ismi Amissos’tur.

Amissos bir liman kenti olarak uzun yıllar
önemli bir ticaret merkezi oldu. Bundan dolayı da sık sık saldırılara uğradı.

11 yüzyılda Danişmentliler şehri kuşattı
ancak ele geçiremedi. Bunun üzerine kente 3 km mesafede Yeni Amissos adıyla
başka bir şehir kurdular. İlerleyen yıllarda “Simisso,” “Samisun” gibi ses
değişimlerine uğrayan kentin ismi Samsun’a dönüştü.

Anadolu Selçuklu döneminde Canik olarak
anılan bölge Osmanlı döneminde de Canik sancağı altında yönetildi.

Kronik

MÖ. 1650-1200 Hititler / Kaşkalar

MÖ. 700’den sonra kolonileşme

MÖ. 550-332 Persler

MÖ. 302-71 Pontus Krallığı

MÖ. 71-395 Roma İmparatorluğu

395’den sonra Doğu Roma İmparatorluğu

705 Arapların Samsun ve çevresine gelmesi

733- Araplar Samsun’u ele geçirdi

739- Doğu Roma İmparatorluğu Samsun’u tekrar
ele geçirdi

893- Araplar kenti ele geçirip yağmaladı,
hemen akabinde Doğu Roma İmparatorluğu şehri tekrar geri kazandı

1086- Danişmentliler şehri alamayınca Yeni
Amissos’u kurdular

1160- Danişmetliler Bafra’yı ele geçirdi

1222- Trabzon Rum Devleti Samsun ve Sinop’u
ele geçirdi. Kısa süre sonra Anadolu Selçukluları her iki şehri aldı

1398- Yıldırım Bayezid, Hıristiyan
mahalleler dışındaki tüm Samsun’u ele geçirdi

1402- Bölge tekrar beyliklerin kontrolüne
geçti

1428- Çarşamba Ovası Osmanlıların eline
geçti

1559- Suhte olayları, Çölmekoğlu soygunları

1576-Amasya sancakbeyi Şehsuvar, suhteleri
yendi

1601- Celali isyancısı Karayazıcı Canik
dağlarında öldü

1805- Hüseyin Bey ile Tayyar Paşa isyan etti.
İsyanı bastırmak için gelen donanma şehri bombardımana tuttu.

1869- Büyük bir yangın Samsun’u perişan
etti.

Koloniler döneminde Samsun’un batı kesiminde
yaşayan halk Paflagonlar’dan, doğu kesiminde yaşayan halk Khalibler’den
(Tibarenler) oluşuyordu. Yine bu bölgede, Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Amazon
kadınlarının soyundan gelen bir başka topluluk daha yaşıyordu.

Anadolu, Pers hakimiyeti altına girince
Persler kolonilerin başına tiranlar atadılar. Tiranlar zorba olsa da kıyı
kentlerinin toplumsal düzenini değiştiremediler.

Pontus Krallığı döneminde kral soyundan
gelenler Mitridates, Farnakes ya da Ariobarzanes adını alıyorlardı.

Romalılar, Pontus Krallığını yıktıktan sonra
Pontus topraklarını savaş ortakları arasında bölüştürdü. Samsun ve çevresini
Galat (Kelt) oymaklarının lideri Deiotaros’a bıraktı.

Lezgilerin (Lazların) Kafkaslardan kalkıp
büyük kitleler halinde Doğu Anadolu topraklarına gelmesi de bu dönemde oldu. Trabzon
kenti bu dönemde önem kazanmaya başladı. 276’da Doğu Karadeniz’in Trabzon’a
kadar olan bölümü Gotların saldırısına uğradı.

Doğu Roma İmparatorluğu döneminde Samsun,
merkezi Neokasareia (Niksar) olan Pontos Polemoniacus vilayeti içinde yer aldı.

Malazgirt Zaferi’nden önce kısa sürelerle
İslam orduları tarafından ele geçirilen Samsun ilk defa 1072’de Türklerin eline
geçti. Ancak kısa süre sonra Doğu Roma İmparatorluğu Samsun’u geri aldı.

Anadolu Selçuklu Devleti 1086 yılında başsız
kalınca, Danişmentliler bağımsızlıklarını ilan ettiler ve Karadeniz’e yönelip
Samsun’a akınlar düzenlediler. Zaman zaman ilerlemeler kaydettilerse de kenti
ele geçiremediler. Buna mukabil kentin yakınlarına başka bir şehir kurdular. Bu
kentlerden yeni olanı Müslüman Samsun, eskisi ise Hıristiyan Samsun diye
anılmaya başlandı. (s. 6558)

Haçlı seferlerinin ilki bu tarihlerde
yaşandı. Anadolu’daki Türkler Haçlıları Malatya önlerinde bozguna uğrattılar.
Bunun ardından düzenlenen ikinci Haçlı saldırısı da Danişmentlilerin mücadelesi
sonucunda Samsun-Bafra çevresinde alt edildi.

Savaşlar ve iktidar çekişmeleriyle iyice
yıpranan Anadolu Selçuklu devleti giderek güçsüzleşti. 1110 tarihinden itibaren
Anadolu’daki en güçlü otorite Danişmentlilerdi. 1143’te Danişmentliler arasında
da saltanat kavgaları başladı. Kardeşler birbirlerine düştüler. 1178’de II.
Kılıç Arslan Danişmentli hakimiyetini ortadan kaldırdı.

Anadolu beyleri arasında taht kavgaları
yaşandığı bir dönemde Trabzon’da Rum Devleti kuruldu. Bu devlet kısa sürede
Doğu Karadeniz kıyılarına yayıldı. Samsun bir süre üzerinde hiçbir otorite
olmadan, güçlü bir liman ve ticaret kenti olarak varlığını sürdürdü.

Moğol istilası Anadolu’ya ulaşınca, Trabzon
Rum Devleti, Moğollara vergi vermeyi kabul etti ve yine bu dönemde Karadeniz
kıyılarındaki hakimiyet alanını Sinop’a kadar genişletti.

Moğol-İlhanlı Devleti yöneticileri Anadolu
topraklarını kendi aralarında pay ettiler. Samsun bu taksimatta Mücireddin
Emirşah’ın payına düştü. 1288’de başlayan yönetimi 1296’da sona erdi. Yerine
Kemalettin Tiflisi gönderildi. Tiflisi, halka zulmeden zorba biriydi. Bölgede
çok fazla kalamadan ayrılmak zorunda kaldı. Anadolu’daki yönetim kargaşası bir
süre daha devam etti.

İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han,
Anadolu’nun yönetimini Emir Çoban Bey’in oğlu Timurtaş’a verdi. Timurtaş,
1318’da Anadolu Selçuklu devleti kalıntılarını ortadan kaldırdı. Emir Çoban Bey
öldürülünce, yerine vekil olarak Eretna Bey atandı. Timurtaş, aynı dönemde
Anadolu’dan ayrıldı. Eretna Bey, Anadolu’yu bir süre İlhanlılara bağlı olarak
yönetti. 1340’da bağımsızlığını ilan etti. Eretna Bey’den sonra ülkeyi
yönetmeye çalışan Gıyaseddin Mehmed Bey döneminde yönetim bozuldu. Şehir
yöneticileri başlarına buyruk hareket etmeye başladılar. Tacettin Altınbaş Gazi
Çelebi, Ladik ve Samsun çevresinde Kubadoğulları (Altınbaşoğulları) adında bir
beylik kurdu.

Yıldırım Bayezid döneminde Samsun, Osmanlı’nın
bir sancağı oldu. 1402’de Osmanlı devleti Timur karşısında dağılınca beylikler
yeniden hortladı. Terme ve Çarşamba Tacettinoğlu Hüsamettin Hasan; Samsun’da
Kubadoğlu Cüneyt egemen oldu. Cüneyt’in öldürülmesinden sonra Samsun ile Bafra
İsfendiyar Bey’in oğlu Hızır Bey’in eline geçti.

Çelebi Mehmet, Samsun’u ele geçirmek üzere
sefere çıktı. Hıristiyan Samsun’a hakim olan Cenevizliler, direnemeyeceklerini
anlayınca şehri ateşe verip gemileriyle uzaklaştılar. Hızır Bey de direnmedi ve
1418’de Müslüman Samsun Osmanlı topraklarına katıldı.

Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyt, Anadolu’da
Şia’nın yayılması için çalışıyordu. II. Murad’dan yerleşmek için yer istedi. II.
Murad bu talebi reddetti. Şeyh Cüneyt bunun üzerine Karamanoğullarına sığındı. Topladığı
güçlerle Trabzon ve Samsun yöresine geldi. Trabzon kalesini alamayınca geri
döndü. Şehzade Mustafa’nın katli sonrasında, biriken bazı huzursuzlukları Şia
taraftarları diline doladı. Kanunî’nin şehzadeleri Selim ve Bayezid arasındaki
çekişme sırasında medrese tahsilli bazı guruplar eşkıyalık yapmaya başladılar. Bu
suhtelerden Çölmekoğlu’nun Ladik ve çevresindeki soygunları hayli meşhurdur. Suhtelerin
eşkıyalıkları, Şia fitneleriyle birleşerek ilerleyen yıllarda Celali
isyanlarının zeminin hazırladı.

Samsun en zor dönemini 17. yüzyılda yaşadı. Kazak
ve Abaza saldırılarına uğrayan şehir bir köy haline geldi. Vergi ödeyenlerin
sayısı 58’e kadar düştü.

19 yüzyılın başlarında Hüseyin Bey ile
Tayyar Paşa ayaklandılar. Ayaklanmayı bastırmaya çalışan Osmanlı donanması,
Samsun’u bombaladı, çıkan yangın şehri büyük ölçüde tahrip etti. İlerleyen
yıllarda Canikli Hazinedar ailesi Samsun’a hâkim oldu. Merkezi otorite
güçlendikçe bu ailenin nüfuzu azaldı. Buharlı gemilerin ticaret taşımacılığı
yapmaya başlamasıyla Samsun’un yıldızı bir liman kenti olarak parlamaya
başladı. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan Kafkas göçleri, Trabzon ve Samsun
limanlarına yoğunlaştı.

1869’da Samsun şehri büyük bir yangın
geçirdi.

Son olarak 1915 yılında Samsun şehri, Rus
donanması tarafından top ateşine tutuldu.

Osmanlı dönemimde Samsun ve çevresi Trabzon
Vilayetine bağlı olarak yönetildi. Samsun, Canik sancağına bağlıydı. Canik
sancağı II. Meşrutiyet’ten sonra Trabzon Vilayetinden ayrılarak bağımsız sancak
durumuna getirildi.

1887 tarihli Trabzon Vilayet Salnamesine
göre Samsun merkez kazanın bu dönemdeki en önemli tarım ürünü 1.163.453 kıyye ile
tütün idi. Tütünün ardından 120.220 kile buğday, 108.068 kile mısır, 73.130
kile de arpa üretiliyordu. Hayvan yemi olarak kullanılan alaf da 105.470 kile üretimi
ile önemli bir tarım ürünüydü.

1887’de Terme’de 401.467 kıyye fasulye
üretilmiştir. (s. 6567)

1904’te Merzifon’daki Amerikan
Kolejinde Pontus Rum Cemiyeti kuruldu. İlk şubelerinden birini de
Samsun’da açtı. Samsun’u kurmayı hayal ettikleri devlet için merkez olarak
düşünmüşlerdi. 1908’de Samsun’da üç tane daha ayrılıkçı örgüt kuruldu. Büyük
Savaş boyunda Osmanlı’yı işgal etmek isteyen ülkelerin desteğini alan (silah
desteği) Rumlar, Mondros Mütarekesinin hemen ardından Türklere karşı silahlı
saldırılara başladılar. Devam eden saldırılar Mustafa Kemal’in III. Ordu
Müfettişi sıfatıyla Samsun’a çıkışına kadar devam etti.

Kültür

19 yüzyılın başlarında Samsun, 2000 nüfuslu
küçük bir kasabaydı. Tütün tarımı Samsun’un çehresini hızlı şekilde değiştirmiş
ve yüzyılın sonlarında Samsun’un nüfusu 11000’e ulaşmıştır.

Tütün ve liman ticareti farklı ülkelerden
insanları Samsun’a çekmiş, merkezde yerli ve yabancı nüfusu içeren geliri
yüksek bir gurup oluşmuştur.

1950’den sonra ulaşım ağına karayolu ve
demiryolunun da eklenmesiyle Samsun, bölgesinin en canlı merkezi konumuna
geldi.

Samsun’da iç göçler toplumsal katmanlaşmayı
oluşturan başlıca öğelerdendir.

Karadeniz Bölgesinin geleneksel giyim-kuşamı Samsun için de geçerlidir. Kadınlar da
peştamal, kefiye, çatma gibi üst giysiler; erkeklerde çapula, yemeni gibi
ayakkabı türleri, İngiliz külodu denen pantolon yöresel özelliktedir.

İl merkezinde eski zamanlarda oluşan kültür
katmanları seçkinleşme eğilimini arttırmıştır. Giyim-kuşamda belirleyici olan
bir diğer etken de gelir düzeyi olmuştur. 1950’lelerden itibaren yöre insanı
hazır giyime yönelmiştir. Bu da geleneksel renklerin kaybolmasını
hızlandırmıştır.

Başörtüsü olarak kefiye ya da çatma
bağlanır.

Kavak yöresi kadınlarında delmeli gömlek,
delikli yelek, “Osmanlı” denen iri tokalı kemer, başa örtülen çember ve
peştamal dikkat çeker.

İnce çorap üzerine giyilen şişon denen kısa,
renkli yün çorap çarık veya kara lastik kadın giyim-kuşamının bütünleyici
öğeleridir.

Özel günlerde dudubarna ve kutnu kumaştan
bindallı ya da “sen git ben geliyorum” denen arka etekleri uzun entariler
giyilir.

Geleneksel erkek giyiminde başlıklar
çeşitlidir. Kırsal kesimde el örgüsü “kalabak” kullanılır.

Merkezlerde fes giyilip üstüne de allı
yemeni bağlanmaktadır. Yaşlılarda da el örgüsü takkeler yaygındır.

Ak bez ya da ketenden, uzun kollu içliğe de
rastlanır. Gömlek üzerine avcı yeleği ile aba giyilir.

Erkekler en çok İngiliz külodu ya da külot
pantolon giyer. Bunların dizden aşağısı dar, yanları sık düğmelidir. Bu
pantolonun arkası bol biçimine zıpka da denmektedir. Yağışlı mevsimlerde kalın
kumaştan tozluk biçimi çamurluk takılır.

Kırsal kesimde ayakkabı olarak önceleri çapula
ve çarık giyilirdi. Daha sonra bunların yerini kara lastik aldı. Kasabalarda
yemeni yaygındır. Sivri burunlu, yüksek topuklu, yandan bağcıklı kunduralar
(acıska) yabanlık olarak giyilmektedir. Gençler çoğunlukla “sapuk” denen kısa
çizme giyinirler. Lapçin, kaloş ve ökçeli çizme yörede görülebilecek diğer
ayakkabı türleridir.

Yaşlılar aba yerine daha çok gocuk ve sako
denen kalın üst giysileri kullanır.

Mutfak

Mısır, lahana ve fasulyenin ağırlık taşıdığı
Karadeniz mutfağı Samsun’da et, pirinç ve hamurlu yiyeceklerle çeşitlilik
kazanır. Kaz, tavuk, ördek gibi kümes hayvanları yörenin beslenmesinde önemli
bir yer tutar. Tirit, lepsi, herse, kaz çevirmesi kümes hayvanlarından yapılan
yemeklerdir.

Yumurta en sık kullanılan “öğün vacak”
(geçiştirecek) yiyecektir.

Kır otlarından yardımcı yemek, çeşni yapma
alışkanlığı yörede yaygındır.

Isırgan, kırçın, kaldırayak gibi bitkilerden
kavurma ya da çorba yapılır.

Kinzi denen ot daha çok baharat olarak
kullanılır.

Merkez ilçe ve çevresinde özellikle Pazar
günleri pide yaptırma alışkanlığı vardır. Buğday unundan, ortası açık “Çarşamba
Pidesi” yörede ünlüdür.

Dövülmüş mısırdan yapılan dibek çorbası,
fırınlanmış mısır unundan yapılan kaçamak özgün yemekler arasındadır.

İlin özgün yemeklerinden lepsi, tavuk eti ve
mısır unu ile yapılmaktadır.

Üvez pekmezi yöreye özgü bir tatlıdır.

İlin kebap çeşitleri arasında patlıcanla
yapılanlar başta gelir. Fosul da denen ateş kebabı bunların en yaygınıdır.

Ladik ilçesi yakınındaki Taştepe
istasyonunda cuma günleri koyun ya da kuzu kesilerek ateş kebabı yapmak gelenek
haline gelmiştir.

İnanç Yapısı

Tüm yurtta olduğu gibi il genelinde kent-kır
arasında töresel anlamda bir ayrılık gözlenir.

1950’lerde siyasal tutumlarla güçlenen
dinsel örgütlenmeler 1960’larda Kur’an kursu, cami yaptırma dernekleri gibi
kurumlara dönüştü. 1968’de ilde 251 cami yaptırma, 47 de Kur’an kursu tespit
edilmiştir. (s. 6637)

Kavak ve Ladik ilçelerinde Alevi
toplulukları vardır.

Türbe, mezar ziyaretleri ilde yaygındır.
Seyyid Kudbeddin Türbesi genç kızlar için kısmet açma dileklerinin adresidir. Kılıç
Dede Türbesi’nde dileğin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini sınamak türbe duvarına
taş yapıştırılır.

Şeyh Cüneyt Türbesi, Cineyd-i Bağdadî’ye
ilişkin anlatılarla sürekli ilgi odağındadır. Bu türbe “Cini Bağdat” ve
“Evliya” adlarıyla da anılmaktadır. Yağmur duasına çıkılmadan önce burada
kurban kesilir.

Evlenme

Eskiden görücü usulüyle evlenmeler varken
günümüzde kent ve kırsal alanlarda kızlar ve erkekler birbirlerini beğenerek
evlenmektedirler.

Kırsal kesimlerde başlık parasının istenmeye
devam ettiği görülür.

Evlenme çağındaki erkeğin beğendiği biri
varsa bunu yakınları aracılığıyla kızın annesine bildirir. Kız evinin görüşü
alınarak “kız bakmaya” gidilir. Dünürlüğe karar verilirse bir hafta sonrası
için sözleşilir. Sözleşilen günde (uğurlu olsun diye pazartesi ya da cuma
gününe denk getirilir) erkeğin babası yanına yer kesen yakınlarını alarak
(muhtar, hoca, gibi) kız istemeye gider.

Erkeğin babası söze girmez. Konuşmayı
vekiller yapar. Yemeğe geçilir. Ardından da söz kesmek için gün
kararlaştırılır. Nişan, düğün tarihleri, isteniyorsa başlık parası bu görüşmede
karara bağlanır. Aksi bir durum çıkmazsa nişan hazırlıklarına başlanır. (nişan
için) İstenenler çoksa listede kimi “düşmeler” (indirimler) yapılır.

Sözlüler eskiden düğüne dek birbiriyle
görüşmezdi. Bazı yörelerde damat adayı nişana da katılmazdı. Nişanda takılar
takılır. Nişandan sonra düğüne kadarki süre de çeyiz hazırlıkları için
kullanılır.

Damat adayı kına gecesine bir hafta kala
komşularına bir kalıp sabun, yakınlarını da baklava ikramıyla kınaya çağırır. Yakınlar,
baklava tepsisine bahşiş koyarak geri yollar.

Ladik çevresinde düğünler perşembe günü
başlar. Cuma sabahı damadın arkadaşları “soku dövme”ya başlar. Çevreden
getirilen yarmalar dibek taşında çeşitli eğlenceler arasında dövülür. Kız
evinden gönderilen giysiler harmanda damada giydirilir. Düğün kış ayındaysa
harman temizlenerek yere bir kilim serilir. Giysiler kilimin üstüne konur. Damadı
yiğitbaşı ve sağdıç giydirir. Saklanan kimi giysiler bahşiş karşılığında ortaya
çıkarılır. Damat giyinirken dualar okunur. Bunun ardından eğlence başlar.

Gelini “kızbaşı” denen kadın “yunak”ta
yıkayıp giydirir. At üstünde, davul zurna eşliğinde evine götürür. Akşam kına
gecesi düzenlenir. Erkek evinden gelen kına yakılırken kaynana ya da damadın
bir yakını armağan / bahşiş vermeden gelinin avucunu açmaz. Kına yakıldıktan
sonra armağanlar / bahşişler gelinin başının üzerinden atılır ve duvağı açılır.
Geç saatlere kadar eğlenceler devam eder.

Çarşamba yöresinde çeyiz ve eşya cumartesi
günü kız evine götürülür. Buna “sersene götürmesi” denir. Gelin giydirilir.
Büyüklerinin elini öptükten sonra oyunun açar, yerini arkadaşlarına bırakarak
köşesine çekilir. Dağılırken herkese kına verilir (gece kınası). Biri kız biri
evli olmak üzere iki arkadaşı geceyi gelinin yanında geçirir.

Ertesi gün öğle saatlerinde düğün alayı yola
çıkar. Kız evinin önüne uzunca bir sırık dikilir. Tepesine de bir yumurta
bağlanır. Gelenler yumurtayı silah atışlarıyla kırana dek eğlenceler devam
eder. Yağlı sırığa tırmanma da düğün eğlencelerindendir.

Damat yanından bahşiş verilmedikçe kız
evinin kapısı açılmaz. Gelin, başı bağlandıktan sonra kardeşi ya da başka bir
yakını tarafından ata / arabaya bindirilir. Alay, yakındaki mezarlığın
çevresinde üç kez dolanarak düğün evine gider.

Arabadan indirilen gelin büyükçe bir kazan
ters çevrilerek üzerine bastırılır. Merdivenlere, kapının eşiğine ibrikle su
dökülür. Eve giren gelinin yüzünü kardeşi açar ve çekilir. Gelinin yanında
kalan yenge çeyizi açar, odayı hazırlar. Düğün evinin önünde damat ve sağdıcın
katıldığı eğlenceler düzenlenir.

Dinî nikâhtan sonra gelinle güvey aynı odaya
alınır. Düğün yemeğini aynı kaşıkla yerler. Tepsi dışarıya verildikten sonra
damadın dışarıda bekleyen arkadaşları da yemekten tadar.

Gerdek sonrasında yenge gelinin yıkar
giydirir. Aile büyüklerinin elini öptürür. Bunun ardından “duvak günü” denen
kadınlar arası eğlenceler başlar. Gelin bu eğlencelerde bir avuç pirinci yere
saçar.

Düğünün haftasında kız anası gelin ve damadı
yemeğe çağırır. Yemekte sağdıçlar da bulunur. Bu yemekte damadın kaşık çalıp
armağan karşılığı geri vermesi geleneği yaygındır.

Ertesi hafta kız tarafı yemeğe çağrılır.

15 gün asılı kalan çeyizi gelinle anası
toplar. “Bohça çıkacak” (armağan verilecek) kişilerin bohçalarını gelinle
kaynana birlikte götürürler. Buna “el öpme” de denir. (s. 6637-6638)

Doğum ve Çocukla İlgili İnanmalar

Yörede çok çok eğilimine rastlanmaz. Ancak
çocuk için çok sayıda geleneksel yöntem mevcuttur: Hocaya görünme, muska
yazdırma, adak adama gibi. Çocukla ilgili inanmalar örnek olarak; kimi adak
yerlerinin yakınında bulunan bir ağaçtan ince bir çubuk kesilir. Yay biçiminde
bükülerek iki ucu arasına ip bağlanır. Yine ağaçtan kesilen başka bir çubukla
bu yaya ok yapılır. Bu ikisi ağaca asılır. Zamanla ok yaydan ayrılırsa çocuk
olacağına inanılır.

Çocuğu olmayan kadınlara sarı şebboy çiçeği,
Bafra yöresinde de ebegümeci kaynatılıp içirilir.

Kısırlık, bu yörede de kadına
bağlanmaktadır. Birkaç yıl sürede kadının çocuğu olmazsa ya da kız doğurursa
eşinin bir evlilik daha yaptığı görülebilir.

Sancılanan gebeyi sırta alıp hızla yere
bastırma ve kaldırıp yere vurma doğumu kolaylaştırmak için başvurulan
yöntemlerdendir.

Çarşamba yöresinde gebe kadına doğumu
kolaylaştırsın diye “Meryem Ana Eli” denen bitki suya konulur, çiçeğin
yaprakları açılınca bu su gebeye içirilir.

Doğumdan sonra bir hafta boyunca bebeği
ebesi yıkar.

İlk gün babaya danışılarak göbek adı
konulur. Üç gün sonra da asıl adı konulur.

Çarşamba, Terme yöresinde göbek adına “ezan
adı” da denir. Bu ad, çocuk büyüdükçe değiştirilir.

Doğumun haftasında beşik töreni yapılır. Davet
edilenler ebeye ve çocuğa armağanlar verirler. Dua ve iyi dileklerle bebek
beşiğe yatırılır.

Çocuk için ağaç dikme geleneği Samsun
yöresinde de vardır. Çocuk için dikilen ağaca “yaşıt” denir.

Yörede nazara çokça inanılır. Buna karşı
muska yazdırmak da yaygın bir uygulamadır. Nazara karşı çocuğa “göz taşı” denen
yedi delikli boncuk, bir diş sarımsak takılır.

Çocuğu yaşamayanlarda çocuk satma geleneği
de yaygındır.

Doğumdan sonra bebeğin morarmasına “çırpma”
denir. Böyle çocuklar “izinli” tabir edilen ocaklı bir kadına yıkattırılır. Kullanılmamış
bir jiletle çocuğun birkaç yeri çizilir. Ayva kökünden alınan toprak, sütle
karıştırılarak çocuğun bedenine sürülür.

Uykusuzluk ve zayıflık, kırk basmasına
yorulur. Kırk basmasına uğrayan çocuklar yeni bir gömüt üstünde yıkanır. Gömleği
orada bırakılır.

Ölü yeni kaldırılmışsa yıkandığı yerde ondan
artan suyla çocuk da yıkanır.

Nefes almakta zorluk çeken çocuklar “izinli”
ya da “desturlu” kişilere götürülür. Desturlu kişi, “çocuk hırlama olmuş keseyi
mi” der. Anası ya da kimse getiren, “kes gitsin” der. Bu konuşma üç defa
yinelenir. Desturlu kişi çocuğun boğazını keser gibi yapar.

Konuşamayan çocuklara kuşun içtiği sudan
içirme, yürüyemeyenler için ayak kösteği kestirme gibi uygulamalara da yörede
rastlanır. (s. 6638)

Dolu kesme: dolu yağarken 3 ya da 5 metre
yükseklikte, orta boy bir sacayağı yağan doluya doğru atılır. İnanışa göre bu
yolla yağan dolu derhal kesilecektir.

Düşen sacayağının ayakları eğer havaya doğru
ise o yıl kıtlık olacak, ayaklar yerde ise o yıl bolluk olacaktır. Bir avuç tuz
serpmenin de doluyu keseceğine inanılmaktadır. Dolu tanesinin bıçakla kesilip
parçalarının yağış sırasında yere atılmasının da durdurucu etkisine inanılır. Bir
inanca göre yağış sırasında bir kaplumbağa ters çevrilirse hayvan ölmesin diye
dolu kesilecektir. Bir diğer inanca göre evin en büyük çocuğu doluyu ağzında
parçalayıp yere atarsa yağış duracaktır. (s. 6637)

El Sanatları

İlde en yaygın el sanatı bez
dokumacılığıydı. Dokumacılıkta keten, yün ve pamuk kullanılırdı. Keten
dokumacılığı Bafra’da ve Çarşamba’nın bazı köylerinde yaygındı.

Dağ köylerinde yün dokumalar, Havza ve
köylerindeyse pamuktan dokumalar vardı. (s. 6638)

Mimari

Samsun yerel mimarisi Doğu Karadeniz ve Orta
Anadolu’nun etkisi altındadır. Samsun’daki düz alanlar toplu yerleşime imkân
vermiştir. Ancak bu durum yine Anadolu’daki gibi sıkışık nizam yerleşime
dönüşmemiştir.

Köylerde salon ve odalardan oluşan kare
planlı evler yaygındır. Bu evler taşlar üzerinde inşa edilerek konut nemden
korunmuştur.

Yapıların kuzey yönüne üstü kapalı, çevresi
ahşap parmaklıkla kapalı çardak eklenir. İklimin yumuşaklığı ev dışında
oturmaya ve iş yapmaya imkân verdiği çardaklar Samsun’da yaygındır.

Çardak, tütün ekiminde de kullanılırdı:
tütün yaprakları çardaklarda dizilirdi.

Çardaklar kış aylarında kapatılarak odaya
dönüştürülürlerdi.

Kıyı kesimlerde çatılar eğimli, beşik ya da
kırmadır. İç kesimlere gidildikçe çatılar düzleşmeye başlar. Düz levhalarla
kapatılan çatılar, su geçirmesin diye ziftlenmektedir.

Saçaklar geniştir. Yarı kurumuş tütün
dizileri saçak altlarına, evlerin ön yüzlerine asılarak kurutulur. Çatı
tepelerinde ışık ve havalandırma sağlayan “güvercinlik” denilen çatı
pencereleri bulunur. Bunlar yangına karşı da bir tedbirdir. (s. 6638)

Ladik civarında Anadolu mimarisinin
özellikleri görülür. Yığma taş temel üzerine inşa edilen taşıyıcı duvarlar
yığma taş, kerpiç veya bağdadi sıvalıdır. Yer katı sıkıştırılmış toprak, üst
katlar ahşap kirişler üstüne tahta kaplamalıdır.

Havza ve Vezirköprü’de ahşaptan inşa edilmiş
özgün yapılar vardır.

Yörede üretime bağlı olarak merek, çöten,
çit, seren vb. ek yapılar görülür.

Evler avlu içerisindedir.

Samsun kenti 1869 yılında tümüyle yandı ve
bu tarihlerden sonra bir Fransız tarafından planlanan şehir yeniden inşa
edildi. Dolayısıyla çok eski özgün yapılar sınırlı sayıdadır. Pazar, Hançerli,
Selahiye ve Saitbey mahalleleri en eski yerleşim birimleridir. (s. 6639)

Evler çoğunlukla iki-üç katlı, ahşap ya da
ahşap karkas, bağdadi sıvalı yapılardır. Dolgu olarak taş, tuğla
kullanılmaktadır.

Alt ve üst katlar genellikle aynı plana
sahiptir. Üst kat salonu bir ya da iki uçtaki çıkmalarla dışa uzanır. Evin
girişi, öndeki çıkmanın altına dek gelir ve bu şekilde korunur.

Halk Edebiyatı

İldeki halk edebiyatı ürünlerinde yörenin
hareketli toplumsal yapısının izleri görülür.

Samsun’da kına gecelerinde, düğünlerde
eğlence toplantılarında mani söyleme geleneği vardır. Manilerde sevda,
ayrılıklar, yörenin doğası ve ürünleri işlenir.

Geçim kaynaklarından tütün de manilere konu
olur:

“Çırakman’ın evleri

Tütüncüdür beyleri

Tütüncülük olmasa

Ne olacak halleri”

“Ölürsem mezarımı

Yolun üstüne kazın

Mezarımın taşına

Sevdadan öldü yazın”

Söylenceler

Yörede tütüne ilişkin çok sayıda söylence
vardır.

Binlerce yıl önce Samsun ve çevresinde
Amazon denen tel tel sırma saçlı, savaşçı kadınlar yaşıyordu. Bunlar
ülkelerinde erkeklere yer vermezler. Başka ülkelerden kaçırdıkları kız
çocuklarını kendileri gibi savaşçı yetiştirirler.

Günün birinde Karadeniz’den gemilerle gelen
bir kavim Amazonların egemenliğine son verir. Kıyıdan uzaklaştırılıp iç
kesimlere sürülen Amazonlar tanınmamak için uzun ve gür saçlarını kesip toprağa
gömerler. Tütün filizleri işte bu saçlardan ortaya çıkmıştır.

Tel tel kıyılarak iplere asılan tütün
demetleri gür ve güzel kadın saçlarını andırır.

Tütün ve kadınla ilgili başka bir söylence:

Tütüncülükle geçinen bir köyde yoksul
delikanlı bir kıza sevdalanır. Kızı babasından isterler. Kız babası başlık
parası olarak yüklü miktarda kıyılmış tütün ister. Delikanlının toplayıp
getirdiği tütünler tartıda eksik çıkar. Terazinin kefesinin bir türlü
denkleyemez. Olanları seyreden kız delikanlının umutsuzluğunu görüp upuzun
saçlarını keser ve kefeye koyar. Terazi bu sayede dengelenir ve genç delikanlı
sevdasına kavuşur.

Başka bir söylencede:

Yaylalarda sürülerini otlatan çobanlar,
ısınmak için kendi kendine yetişmiş olan tütün yapraklarını toplayıp yakarlar. Bir
süre sonra çıkan dumanın farkını ayırt ederler. Kokladıkları dumandan
hoşlanmaya başlarlar. Giderek tiryakisi olurlar. Kamışlardan yaptıkları
çubuklarla dumanı içlerine çekmeye başlarlar. Başkaları da onları görüp tütün
dumanı koklamaya başlar. Tütün içmek bu şekilde yaygınlaşır.

Cüneyd-i Bağdadi Türbesi(Cinibadat)
Söylencesi:

İslam ordularıyla Samsun önlerine gelen
Cüneyd adlı yiğit, bir düzlükte savaşırken kolunu yitirir. Savaşa savaşa bir
tepede şehit düşer. Kolunun ve bedeninin düştüğü yerlere birer türbe yapılır.
Daha sonra kol gövdenin yanına gömülür ama ertesi gün kolun eski yerine döndüğü
görülür. Burası günümüzde de ziyaret dilek adamak üzere ziyaret edilen bir
yerdir. Dileği gerçekleşenlerin türbeyi tekrar etmesi de gelenek haline
gelmiştir. (s. 6640)

Eğri Kale Söylencesi:

Terme İlçesi’nin Kırgıl Köyü’ndeki kale
inanışa göre kul yapısı değildir, bunu Nuh Peygamber zamanında gemilerin
bağlanması için Tanrı yapmıştır. İlk kar buraya yağar. Üstüne duman çökerse
havanın bozulacağına inanılır.

Söylenceye göre bir zamanlar Çarşamba ve
Terme Ovaları denizle kaplıdır. Kale o zamanlar çok yüksek olduğu için
gemilerin iskelesi durumundadır. Halk su gereksinimini buradaki yağmur
sularının toplandığı, dinlendirildiği sarnıçlardan, havuzlardan sağlamaktadır.

Çok çok sonra toprak yarılır, İstanbul
boğazı oluşur, denizlerin birbirine karışmasıyla kalenin bulunduğu yerdeki
sularda çekilir, Samsun Ovası ortaya çıkar.

Günümüzde de toprak biraz kazıldığında su,
kum, midye kabuklarına rastlanmaktadır.

Ağız – Dil Özellikleri

Samsun yerel ağzı, Orta Karadeniz bölgesi
ağızlarındandır. Değişik zamanlarda kente gelip yerleşenlerle gelen dil
özellikleri yerel dili etkilemiştir. Geleneksel yapısını halen daha koruyan
yerlerde (Kavak ilçesi) yerel ağız özellikleri de sürmektedir.

Kavak ağzında bilinen ünlülerin yanında uzun
ünlüler de vardır. Uzun ünlüler, ünsüz düşmeleri, sözcüğün kökeninin yabancı
olması ve söyleyiş özelliklerinden kaynaklanmaktadır:

Soona / sonra

Boole / böyle

Yaanış / yanlış

Yoosun / yoksun

Kavak ağzında ünlü değişmeleri de görülür:

a/e

Esger / asker

Ezreyil / Azrail

Emme / ama

Ürüzgâr / rüzgâr

Şefdeli / şeftali

a/ı

Gacmıya / kaçmaya

Oturmıya / oturmaya

e/a

Baanusele / beğenirlerse

Havas / heves

Halal / helal

e/i

İyer / eyer

Dirken / derken

ı/u

Punar / pınar

Salgum / salkım

i/e

İdiyle / ediyorlar

Eşit / işit

Zehin / zihin

İ/ı

Hızmat / hizmet

i/ü

Gendü / kendi

Çüt / çift

o/u

Fotuuraf / fotoğraf

Gumutan / komutan

ö/o

Kotü / kötü

Golde / gölde

Dok / dök

Dokül / döküş

u/ı

Vapır / vapur

Mısdafa / mustafa

Gaçuusun / kaçırırsın

u/o

Osandım / usandım

Oyan / uyan

u/ü

Gurültü / gürültü

Gumüş / gümüş

Kavak ağzında ünlü düşmeleri çoktur:

Elaynın / alayının

Ahrında / ahırında

Ascam / asacağım

Ünlü, yanındaki ünsüzle birlikte düşer. Y ve
V seslerinin düşmesiyle ünlü uzamaları, Kavak ağzında çok yaygındır:

Boole / böyle

Toobe / tövbe

Goo / kov

Asıl uzamalar ünlü ve ünsüz kaynaşmaları
sonucu ortaya çıkar:

Aarı / ağrı

Aalıyo / ağlıyor

Yerel ağızda I, R, S ünsüzleriyle başlayan
sözcüklerin başına ünlü eklemeleri yapılır. Yuvarlak yapılı sözcüklere O, U, Ü
ya da I, İ eklenir:

İrecep

Iramazan

Irahatuk / rahatız

Üleş / leş

Kimi sözcüklerde ünsüz düğümlenmelerini
gidermek için sözcük içinde I, İ, U, Ü ünlüleri türer:

İnile / inle

Çınıla / çınla

Etiraf / etraf

Paziryertesi / pazartesi

Ünlü aykırılaşmaları da görülür:

Poskül / püskül

Temam / tamam

Ehbab / ahbap

Ünlü dizininde sıra değişimleri de vardır:

Misir / mısır

Ufecik / ufacık

Ecicik / azıcık

Ünsüz değişimleri:

b/p

Bek / pek

Bekmez / pekmez

b/m

Mahana / bahane

Mismillah / bismillah

Mecmur / mecbur

ç/c

Cingene

Cenber / çember

Cılbak / çıplak

k/g

Gaç / kaç

Garşu / karşı

Arga / arka

Delügannu / delikanlı

k/h

Ayah / ayak

Yahın / yakın

p/b

Basturma / pastırma

Bahalu / pahalı

s/z

Zopa / sopa

Zabah / sabah

Zanat / sanat

Zaabi / sahibi

t/d

Dürlü / türlü

Dud / tut

Depe / tepe

Komşu ünsüzlerle ilerleyici benzeşmeler
çokçadır:

Güssüm / gülsüm

Oğlannar / oğlanlar

Garunnuk / karanlık

Benzeşmeler komşu olmayan seslerde de
görülebilir:

Niynersin / neylersin

Artturannar / arttıranlar

Komşu sesler arasında gerileyici benzeşmeler
de vardır:

İnne / iğne

Çinne / çiğne

Dinne / dinle

Gunna / kurna

Gerileyici benzeşme komşu olmayan seslerde
de görülebilir:

Akmak / ahmak

Dadına / tadına

Ünsüzlerin yer değiştirmesi özelliği Kavak
ağzında oldukça yaygındır:

Kirbit / kibrit

Kibri / kirpi

Melmeket / memleket

Tehne / tenha

Meyrem / Meryem

Devriş / derviş

Yerel ağızda ünsüz türemeleri dikkati çeker:

Heyvan / Eyvan

Hayva / ayva

Yırmak / ırmak

Yinmek / inmek

Kavak yerel ağzında nazal n (ng) ünsüzü
çoktur. N ünsüzü çoğunlukla nazal n olarak okunur.

R sesi düşmesi yaygın kurallardandır. Özellikle
çokluk ekleri sonunda “r” ünsüzü sürekli düşer:

Gardaşlaa / kardeşler

Evlee / evler

Yırmaklaa / ırmaklar

Otuu / otur

Kavak yerel ağzında bağlama edatları
genellikle ekleşir:

Yasduunan / yastık ile

Anasıynan / annesi ile

Baltasınnan / baltası ile

“İnen” ile edatının söyleyiş özelliğiyle
değişime uğramış biçimidir:

Galemnen (kalem ile)

Kopeknen (köpek ile)

“Bile” edatı kimi köylerde genişleyerek
“bilem” biçiminde söylenir.

“Değil” edatı kalınlaşarak “döl” olmuş, “ğ”
düşmüştür:

Ole döl, böle / Öyle değil böyle

“Gibi” çekim edatı “gibin” biçimini alır:
Benim gibin, bağ gibin örneklerindeki gibi.

Atasözleri

Acele eden kancık kör doğurur

Ağzı yımbırdayanın sırtı gümbürder

Allah süsücü hayvana boynuz vermez

Aslan varken kediye ciğer düşmez

Çarık çarıkla sarık sarıkla

Dağ başında çam kadı, pelit müftü

Damlayı hor görenin yurdu yanar çöl olur

El gözü taşı eritir

Elmayı görmeden taş atma

Gelen atın başına vurulmaz

Deyimler

Çenende bir tutam kıl taşıyacağına yüreğinde
bir damla nur taşı

Çok yaptık yalanı, yarım kalsın kalanı

Diline sirke sarımsak

Hazıra duacı

Bilmeceler

Dürüm dürüm bazlamaç

Yerim yerim karnım aç (Kur’an-ı kerim)

Hürüdü mürüdü

Tarlayı diken bürüdü

Şu köyün uşağı

Sırt aşağı yürüdü (ölü)

Güm güm güm leğen

Gümlemez oldu koca leğen (gök)

Uzun uzun dervişler

Akşam bize gelmişler

Tepinmişler durmuşlar

Çekilmişler gitmişler (yağmur, dolu)

Alkışlar kargışlar

Allah seni nur gölünde yatırsın

Ömrün su gibi uzun olsun

Allah sevdiğine kavuştursun

Ölme de sürün

Boynu çıkası

Topal şeytanından bul

(tersine kargışlar)

Allah seni susuz derelerde boğsun

Ölü kargalar gözünü oysun

Gözün kör olmasın

Göçmüş duvar üstüne yığılsın

Ninniler

Çitlik dolu malın oosun

Boban saa köle dursun

Benim yavrum uyusun

Ninni yavruma ninni

Halk Müziği ve Geleneksel Oyunlar

Halk müziğinde, oyunlarda Karadeniz
yöresinin Orta Anadolu’nun etkisi belirgindir. Bu nedenle yöre müziği,
oyunları, sazları çok çeşitlidir.

Halk müziği: Bağlama ile kemençe yan yanadır.
Bir yanda horonlar ve kol havaları, öbür yanda Zahma tipi ezgiler çalınır ve
oynanır.

Samsun’da bağlama kültürü tüm canlılığıyla
yaşamaktadır. Kent saz yapımında da önemli bir merkezdir.

Ritmik yapıyı 2, 4, 5, 7 ve 9 zamanlı
ezgiler oluşturur.

Tezeneli sazlardan divan sazı, bağlama,
tanbura, cura, iç kesimlerde çöğür çalınır.

Yaylı sazlardan Karadeniz kemençesi cura
büyüklüğünde, perdeli ve dizde yayla çalınan ıklığ denilen saz kullanılır.

Geleneksel oyunlar: Samsun’un yerli halkı
arasında çiftetelli ve karşılama yaygındır. Erkekler daha çok horon oynar.

Oyunlara tek davul, iki ya da üç zurna eşlik
eder. İki zurna, tek davuldan oluşan saz gurubuna bir “çete” denir.

Oyunlar ağırdan başlayıp gittikçe hızlanan
bir düzenle oynanır.

Yöre oyunları Cuguşla (zigoş) başlar. Oyun
adını drama ile kavala köyleri arasında Zigoş köyünden alır. Aslında bir zeybek
oyunudur. Bunu ağırlama ve karşılama izler. Karşılamada halka oluşturulur ve
Debreli Hasan’a geçilir. Ardında da aynı ritimle Paşa Dudu, Telgrafın Telleri,
Yıldızların Altında, Kamber, Üsküdar, Hüseyin Ağa oyunları oynanır. Dizi, Kasap
Oyunuyla sona erer.

Yörede yaygın biçimde oynanan horonlar,
Trabzon horonları gibi sert ve uzun sürelidir.

Kadınlar daha çok Sallama, Neynam, İki ayak,
Dik horon, Kırık, Karadeniz horonları oynar.

Ev ve Çocuk Oyunları

Yüzük oyunu: yüzük avuçta tutulur, havaya
atılarak el üstüne alınır. Sonra yavaşça kaydırılarak parmağa geçirilmeye
çalışılır. Bunu başaran oyunu kazanır.

Çöppen: Sayışma oyunudur. Saklanan bir
nesnenin (çöp, madeni para) hangi avuçta olduğu bulunmaya çalışılır.

Edebiyatta Samsun

Moltke, Türkiye Mektupları adlı eserinde 19.
yüzyıl Samsun’unu anlatır.

Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal İsyan adlı
eserinde Kurtuluş Savaşı ve Samsun’u anlatır. Savaş ve Açlar adlı romanında da
Samsun mekan olarak tasvir edilir.

Sevket Süreyya Aydemir’in Tek Adam adlı
eserinde Samsun’a yer verir.

Fazıl Hüsnü Dağlarca, Bağımsızlık Savaşı
adlı destanında Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışını anlatır.

Ceyhun Atıf Kansu, Atatürk ve Kurtuluş
Savaşı adlı eserinde Mustafa Kemal’in Havza konuşmasını işler.

Talip Apaydın, Tütün Yorgunu adlı romanının
son bölümü Samsun’da geçer.

Anadolu Yayıncılık

1983