Thomas Davidson – Greklerde Eğitim Düşüncesi

Thomas Davidson – Greklerde Eğitim Düşüncesi

Greklerin hayatına bütün tezahürleri itibariyle tek bir fikir hakimdi, estetik düşüncesi.
Grekçe tabir (Logos) sadece dinin bedenlenmiş kelamı anlamına gelmiyor, fakat aynı zamanda bir çok çağdaş dile, tezahür etmiş aklın bilimi-mantık için de bir isim sağlıyordu. Gerçekten de Grekler için akıl her zaman ölçü, orantı, oran anlamına geliyordu/gelmiştir; ve akli bir hayat onlar için dahili harici bütün parçaların birbiriyle doğru nispet içinde bulunduğu bir hayatı ifade ediyordu.
Arete
Grekler ‘meziyet’ manevi kıymet, genellikle, fakat yanlış olarak ‘erdem’ diye çevrilir diyorlardı. (s. 14)
Grekler insanın sahip olduğu bütün melekeleri ve kabiliyetleri uygun bir nispet ve uyum içerisinde geliştirmeyi hedefliyorlardı.
Arınma ve beden ve ruhun iki yönlü eğitimi, her biri mükemmelen işlerini yerine getirdiklerinde, ortaya çıkan sonuca Grekler Kolokapathia, yani güzel(lik) ve iyilik diyorlardı. Bu ülkünün her bir yarımı ise, (arete), meziyet veya kusursuzluk diye adlandırılıyordu. Ve Aristoteles bize açıkça aretenin sıfatının (spoudiaos), bizim genellikle ciddiyet ve samimiyet diye karşıladığımız bir sözcük, olduğunu söyler.
Grekler için kusursuzluk veya meziyet her şeyden evvel içtenlik, sahicilik, doğruluk, bütünlük, uçarılıktan veya hafifmeşreplikten uzaklık anlamına geliyordu.
Anlayışa-kavrayışa dayalı böyle bir özgürlük, Grek düşünürlerine göre insanlığın, daha doğrusu insandaki tanrısallığın gerçekleşmesiydi.
Grek eğitimi bir azınlık için, zenginler ve soylular için tasarlanmıştır.
MÖ. 600’den sonra,
Eşyanın yapısında belli başlı dört unsurun -söylendiği biçimiyle dört nedenin, farkına varıldı-
1- madde
2- biçim
3- müessiriyet, tesiriyet
4- amaç veya gaye.
Aynı zamanda ve aynı süreçle, dünyada aklın (logos) ve zekanın (nous) varlığının kabulüne zorlanıldı, çünkü biçim, etkin neden ve amaç yahut gaye bunların her ikisini gerekli kılıyordu.
Sofist: Bilge yapan kimse
Filozof: Bilgelik aşığı (s. 35)
1- Pythagoras, ki Güney İtalya’da Dorların ülküsüne yarı mistik, yarı ahlaki bir teoloji ve maddi dünyanın matematik bir teorisini aşılamaya çalışmıştır.
2- Kseneophon, aynı ülküyü monarşik bir yönetim biçimiyle birleştirerek gerçekleştirmeye çalışmıştır.
3- Platon, ki bu ülküyü yüceltip ona duyumüstü idealar teorisiyle bir meşruiyet dayanağı temin etmeye çalışmıştır.
4- Aristoteles, ki olana tamlığı içinde Helenlerin ülküsünü ortaya sermiş ve onun için tarih, toplumsal güç/gönenç ve daha yüksek bir hayat vaadiyle meşruiyet dayanağı temin etmeye çalışmıştır.
5- Quintilianus, Roma’da Helenistik dönemin dünyevi yahut retorik eğitiminin en başta gelen timsali olmuştur.
6- Plotinos, ki felsefi ya da dünyevi olmayan bir eğitim ülküsü olmaya / ortaya koymuş ve Hıristiyan dogmasının zaferinin yolunu hazırlamıştır.

Homeros dönemi Grekleri arasında eğitim öncelikle, nasıl konuşacağını bilen bir konuşmacı ve nasıl eyleyeceğini bilen bir eylem adamını yetiştirmeyi hedefleyen pratik bir şeydi.
Ve ilerlemeleri durup gerileme başladığında bu tamamen karşıt bir sebepten, yani aşırı bireycilikten, kötüye kullanılan özgürlükten ileri geldi. Bireycilik Atinalıların yıkımı oldu. (s. 48)

“Erdem, sağlık, bütün iyiler ve Tanrı bir uyumdur.”
Pythagoras

Greklerin arasında, hatta bütün Batı dünyasında, bilebildiğimiz kadarıyla, devletten ayrı ve bağımsız olarak bir ahlaki kurum tesis etmenin yolunu aramış ilk adam olmasında yatar. Bu bakımdan bir kilise fikrinin ilk nüvelerini kendisine dayandırabileceğimiz İşaya peygamberle güçlü bir benzerlik taşır. (s. 68)
Pythagoras’ın eğitim çabalarının temel hedefini belki de tek bir sözcükle, harmonia ile anlatabiliriz. Ahenk yahut harmoniayı maddi evrenin her yerinde bulduğu gibi aynı ilkeyi insan yapısına ve insanların birbirleriyle münasebetlerine de uygulamaya çalışıyordu.

Greklerde her türlü şenlik bir (çeşit) Tanrıya tapınma biçimi olarak kabul ediliyordu.

Bir kurum, üzerinde kurulup inşa edildiği ilkeyi terk ettiğinde kaçınılmaz olarak çöker.

Sofistler
Sofistlerin eğitimlerinin peşine düşen ihtiraslı gençlere fiilen öğrettiği şey cüretkarlık, fütursuzluk, ilkesizlik, gösterişli bir retorikti ki onun zafer yürüyüşünde gerçekler, kuruntular ve yanlışlıklar hep birlikte parlar, gösterişli bir ordu halinde uygun adım yürüyorlardı. Gençlere aldatıcı hitabet sanatını öğretmeye çalışırken, beri yandan retorik sanatının ve dilbiliminin temellerini attıklarını söylemek de yanlış olmayacaktır. En azından dünya onlara bir çok şey borçludur.
Hegel, Grote ve Zeller sofistlerin para karşılığı yeni fikirler öğreten ve akıllı iktisatçılar gibi arzı talebe uyduran herhangi bir insan zümresinden ne daha iyi ne daha kötü oldukları kadarıyla isimleriyle birlikte anılan bu yerginin tümünü hak etmediklerini göstermişlerdir. Ancak yine de, siyaset tarzlarının üzerine oturduğu fikirlere saygısızlık ederek ve kendi emelleri için demokrasinin en bencil ve en bireyci eğilimlerinin kimisini kullanarak Atinalıların maneviyat ve ahlaklarının bozulmasına büyük katkıda bulundukları rahatlıkla söylenebilir.
“Doğrudur, her türlü otoritenin kaynağı, her şeyin ölçüsü devlet değil bireydir; fakat o, bu vasfa birey olarak değil, devlet dahil dünyanın yönetildiği evrensel akılla donanmış bir varlık olarak sahiptir.” (Sokrates)
Sokrates’in öğretisinin özü ve hülasası budur.

Platon
Platon’un soruları
1- Genel – külli düşüncelere nasıl ulaşılabilir?
2- Ulaşıldıklarında gösterecekleri şey nedir?
3- Bunların insan hayatının yeniden şekillendirilmesine nasıl katkıları dokunabilir, böyle bir amaç için nasıl uygulanabilir?

Platon’un cevapları
1- Diyalektik, mantık ve bilgi teorisini,
2- Spekülatif (nazariyat), metafizik ve fizik’i,
3- Pratik (ameliyat), ahlak ve siyaset.

Platon Devlet’i yazdığında içinde yaşadığı toplumsal düzenin kötülük ve tehlikelerinden derin biçimde etkilenmişti.
Onun gördüğü biçimiyle kötülükler,
1- Çocukların eğitimlerindeki kusur,
2- Kadınların ihmali,
3- Bireycilikle devletin topyekün dağılmaısıdır ki bu iktidarı bilgelik ve erdem sahibi olanların yerine cahillerin ve tamahkarların ellerine bırakmıştı.
Devlet bu kötülüklerin ortadan kaldırılması ve doğurduğu tehlikelerin önlenmesi için hazırlanmış bir tasarıdır.

Devlet tek bir kişinin büyütülmüş biçiminden başka bir şey değildir ve nasıl ki tek bir kişinin belli başlı üç temel yetisi var ve iyiliği bunların birbiriyle orantılı gelişimine ve işbirliğine dayanıyor ise aynı şey devlet için de geçerlidir. Bu yetiler, 1) akıl, 2) ruh yahut cesaret, 3) arzu yahut iştihadır.
Akıl başta, ruh yahut cesaret yürekte, arzu yahut iştiha midede bulunur. Akıl insana özgüdür, ruh yahut cesaret hayvanlarla ortaktır, arzu yahut iştiha hem hayvanlarla hem bitkilerle ortaktır.
Bu üç yetinin doğru düzgün ilişkisi aklın açık görüyle birlikte bütün insana egemen olması haline (basiret); ruhun haz ve acıyla ilgili tavrında buyruklarını akıldan alması haline (metanet); ruh ve iştihanın birlikte ne zaman etkin olacaklarıyla ilgili olarak akıllı anlayışın boyunduruğu altına girmeleri haline (itidal); ve son olarak bu üçünden her biri kendisini kendi işleviyle sınırlaması halinde (adalet) gerçekleşir.
Böylece dört büyük erdem’i elde ederiz.
Kişide bunlar onun kendi yetileri arasındaki ilişkilerdir. Ancak devlette bunlar kişi ile hemcinsleri arasındaki ilişkilerdir.
Daha doğrusu toplumun farklı sınıfları arasındaki ilişkiler olduğunu söylemeliyiz.

Aristoteles
“Platon düş görür, Aristoteles düşünürdü.”
Alfred de Musset

Aristoteles iyinin erdem (arete), erdemin de her durumda karakteristik ya da ayırt edici melekenin tam kullanımı olduğuna kani olduktan sonra, insanın ayırt edici melekesi akıl olduğu için, devletin insana bunun en tam ve en özgür kullanımını sağlayan kurum olduğu sonucuna varır.

Devletin varlık sebebi yurttaşlarını eğitmek, onları erdemli kılmaktır.

Helenistik dönemle birlikte;
Grek düşüncesi ile doğu dinlerini bağdaştıran İskenderiye felsefesinin değişik biçimleri gelişmeye başladı. Aynı zamanda bunların temeli üzerinde, hepsi de az veya çok dinsel ortak hayat ilkesini savunan toplumsal hayatın değişik biçimleri yükselmeye başladı.
Böylece Esseniler, Şifacılar, Yeni Pythagorasçılar, Yeni Platoncular ortaya çıktı ki bunların hepsi belli eksiklerine rağmen hayatı temizlemek ve daha yüksek bir uygarlığın yolunu hazırlamak için çok şey yaptılar.

Plotinos
Aristoteles’ten sonra eski dünyanın yetiştirdiği gerçekten büyük, özgün yegane düşünürdü.
Platon ve Aristoteles duyulur dünyadan ve onun aracılığıyla anlaşılır dünyaya yükselmenin yolunu aramışken, Plotinos ilkine dair doğrudan, sezgisel bir bilgiye ulaştığına inanarak bundan yola çıkar ve diğerine ulaşmaya çabalar. Varlığın zirvesinde Platon’un yüksek ilkesini, mutlak anlamda aşkın ve kendi kendine yeterli Bir ya da İyiyi görür; bunun hemen altında Aristoteles’in yüksek ilkesini, bütün fikirlerin locusu (mekanı) olan Akıl ya da Mutlak Bilgi vardır ve üçüncü sırada Stoacıların yüksek ilkesi, dünyanın canlandırıcı ilkesi Ruh, hayat ya da Zeus gelir. İyi, Akıl, Hayat – bunlar Plotinos’un, Aristoteles’in Nous’undan soyutlama yöntemiyle gerçekleştirilmiş olan tanrısal üçlemedir.

Sevgi,
evet, bütün sır bu sözcükte saklıydı…

1. Felsefe
1.1. Pratik
1.1.1. Ahlak
1.1.2. İktisat
1.1.3. Siyaset

1.2. Teorik
1.2.1. Teoloji
1.2.2. Matematik
1.2.2.1. Aritmetik
1.2.2.2. Müzik
1.2.2.3. Geometri
1.2.2.4. Astronomi
1.2.3. Fizik
Quadrivium

Serbest yedi sanat
Bilgelik mabedinin yedi sütunu
1) Dilbilgisi
2) Diyalektik
3) Retorik
4) Geometri
5) Aritmetik
6) Astronomi
7) Müzik

Çeviren: Ahmet Aydoğan
Say, 2008