Jean-Francois Mattei – Platon

Platon’un bütün yaşamı anlamını Sokrates’in ölümünden ve insanların tanımamasından alır.
Sokrates… ülkesini hiç terk etmemişti, ülkesinden ayrılan ilk kez Platon olmuştur, (s. 11)

İnsan ruhu kendisiyle sürekli çelişki halindedir, çünkü eylemlerini iki zıt ilke belirler. Akıl yürütmelerini yönlendiren mantık ilkesi ve arzularını yönlendiren zevk ilkesi. Akıl ve ten zevkleri arasında uyum mümkün değildir kesinlikle. (s. 18)
Her harekette Platon “seyretme”ye bağlı terimler kullanır; gerçekle karşılaşan ruhun tiyatrovari görünümünü hatırlamak amacıyla aynı zamanda “gösteri” ve “bakılan yer” anlamına gelen he thea. (s. 19)

Felsefe yapmak ölmeyi öğrenmektir, çünkü felsefe yapmak her türlü kurtuluş umudundan yoksun bu son adaletsizliğe başkaldırmaktır. (s. 21)
Sokrates’in öğrencisini felsefe yapmaya götüren, nesnelerin oldukları gibi olmaları olgusu karşısında duyduğu hayranlık değil, insanların olmaları gerektiği gibi olmamaları karşısında duyduğu öfkedir. (s. 22)
Yaşamın askıya alınmasına schole denir ve bu felsefi uygulamanın temel koşulunu tanımlar. Bu terim “okul” ya da “boş zaman”, “serbestlik” sözcükleriyle karşılanmaktadır.

İlk özgürlük bizi varlık karşısında şaşırmaya ve dolayısıyla düşünmeye götürür, ikinci özgürlük ise kötülük karşısında öfkelenmeye ve dolayısıyla yargılamaya götürür. Varlığın aşırı etkisi karşısında entelektüel sarsıntıya, aşırı adaletsizliğe ahlaksal sarsıntı denk düşer. (s. 24)

Ruhun kendisinden kopması ruhun şaşkınlığının ya da öfkesinin nesnesini birdenbire keşfettiğini belli bir anda araştırmanın dönemecinde ortaya çıkar. (s. 25)
Felsefe, dolaylı olarak, Platon’un geçici yokluğunun Sokrates’in ebedi varlığını gösterdiği bilgeliğin izini ortaya çıkarır.
Kendisini tanrıların benzeri kılan bilgenin yükselişine aynada filozofun düşüşü denk düşer.

İki hareketin her biri gölgenin ışığa, ışığın gölgeye doğru hareketinin anlık geri dönüşüyle kesilmiştir. Platon’un düşüncesinin bize inmesi için Sokrates’in ruhunun göğe yükselmesi gerekiyordu. (s. 27)

Diyalog ve mit arasında kalan felsefe, Platon tiyatrosunda sahnelenen bir söz ve yazının birleşmesinden ileri gelir. (s. 29)
Yunanlıların nomos’uni yani “yasa”nın hükümranlığı altına soktukları logos, akıl, eidos, biçim, cosmos, dünya ama aynı zamanda polis, site arasında birlik sağlayabilir. (s. 30)

Ruhun kendini tanıyabilmesi için bir ruha bakması ve daha sonra bu ruhtaki daha mükemmel olan bilgeliğe bakması gerekir. Bilgelikten daha tanrısal bir şey olamayacağından, sonuçta ruh tanrıya bakmalıdır, çünkü insani şeyler bağlamında en iyi aynadır o. (s. 31/32)

İroni, bir alaydan çok tanrısal bir müdahalenin işaretidir, çünkü Sokrates sorusunu sorduğunda, işitilen başka bir sestir. Tanrı büyük bir ironicidir ve Platon için felsefe, tanrı sorusunu sormadan edemez. (s. 32)

Bir nefeslik yaşamı bile kalmış olsa, genç ya da yaşlı, yurttaş veya yabancı bütün insanları, kendi onurlarını düşünmeye değil, daha iyi bir ruhsal yapıya sahip olmaları konusunda dikkat göstermeye sevk edecektir. (s. 33)

Dianoeisthai ruh aracılığıyla dialog içinde bulunan dialektik gerilimi yansıtır; dia ön eki bölünmeyi ama aynı zamanda cismani anlamda belirli bir bütünü kat eden aracılığı içerir.

“Düşünce, dianoia ve söylem, logos aynı şeydir, şu farkla ki, bizim düşünce dediğimiz şey, ruhun kendisiyle içten ve sessiz diyalogudur”. (Sofist, 263’e)

Varlık her zaman iki yüzlüdür: biri ötekinin yansıması sayılabilecek duyulur olan ve kavranabilir olan. (s. 44)

Ruh için konuşmak dialegesthai, kendi kendine sorular sormak ve cevaplar vermek, olumlamadan olumsuzlamaya geçmekten başka bir şey değildir. (s. 57)
Adil bir toplum oluşturabilmek için toplumu değil kesinlikle yurttaşları değiştirmek gerekir ve eğitim ahlaksal ve siyasal reformun tek yoludur. (s. 92)
Ruh birinci işlevle öğrenir, ikincisiyle öfkelenir, üçüncüsüyle zevk arar. Akıl, yakıcı duygular ve arzu. (s. 93)

Etik düzlemde ruhun erdemleri bilgelik, cesaret ve ölçü olsun ya da psikolojik düzlemde ruhun yetenekleri akıl, cüret ve arzu olsun, adalet her zaman egemen ya da bağımlı parçaların bir hiyerarşisini kurmakla ilişkilidir, buna karşılık adaletsizlik bu düzeni alt-üst etmektedir, öyle ki yönetmek ve yöneltmek bunların doğal ilişkilerini tersine çevirir. (s. 95)

Platon Miti
Platon felsefesi mitoloji olarak doğar. Büyülü anlatı bütün özellikleri diyalektik araştırmanın özellikleriyle karşıtlaşan özerk bir alanı tanımlar. Mitin mantıksal bilinci diyalog değil, monologdur; retorik yöntemi kanıtlamaya değil, öykülemeye bağlıdır; sembol aracılığı kavram değil imgedir; epistemolojik amaçsallığı doğrulamaya değil, gerçeğe dayanır; nihayet, ontolojik referansı nesnenin özel gerçekliği değil, dünyanın bütünlüğüdür.
Mitlerin tuhaf bir sesle anlatılması ilginçtir.
Böylece Platon miti yabancı bir anlatıcının sesinden bir dramatik epizodlar bütününün zincirleme öyküsü olur ve bu bağlamda amaç özel bir figür aracılığıyla görünmez olana bağlı varlıklar bütününü sergilemektir. (s. 105/106)
Gerçek sevgi “güzellik içinde yaratmayı ve doğurmayı” arar, öyle ki, bu bağlamda, nihai amaç ölümsüzlük ya da “sürekli iyi’ye sahip olma”dır. (s. 112)
Aşk, doğal soyaçekimi aracılığıyla tanrılar ve ölümlüler, bilim ve cehalet arasında bir geçit, poros’tur. Büyük bir tanrıdır çünkü tanrısallık ve tanrılara insanların dualarını aktaran, insanlara da tanrıların emirlerini aktaran ölümlülük arasında bir geçiştir.
Tanrılar ve insanlar, cehalet ve bilgi arasındaki Eros, aracılık işlevi sayesinde bu dört alan arasındaki boşluğu doldurur; böylelikle, bütünü kendisine bağlayan bağdır. (s. 113)
Aşk meselelerinde doğru yol, böylelikle, belirgin özelliği, güzelin aşkınlığının birdenbire ortaya çıkması olan, sürekli gelişen bir açınlamanın beş safhasına göre gelişir.

Erginlenen yükselmiştir:
1- tek bir güzel bedenden ikiye;
2- ve ikiden hepsine;
3- güzel bedenlerden ahlak güzelliğine;
4- buradan iyi bilgilere ve nihayet;
5- kendinde güzellikten başka bir amacı olmayan “bilgiye”… (s. 115)

Bugün felsefe yapmak, farklılıklarına rağmen tümü varlığa götüren ve kendimize dönmemizi sağlayan bu yollardan birini izlemektir. (s. 122)
Böylelikle, büyük olasılıkla tek bir insan ve tek bir filozof vardır; Platon yazıları aracılığıyla Sokrates ya da Sokrates imgesi aracılığıyla Platon.
Dünya tiyatrosunda sadece tek bir sahne ve tek bir kahraman vardır; yaşam trajedisi yalnız aktörüyle birlikte birlikte mağaradaki kayalığa yazılmıştır. Hepimizin içindedir bu. Filozofun kitabını açarken belleğin parşömenini de açıyoruz ve her defasında mağaradaki tutsağın silinmiş çizgilerini canlandırıyoruz. (s. 123)

Çeviren: İsmail Yerguz
Dost, 2008