Sembolik Etkileşimci Yaklaşım – Aile Sosyolojisi

 

Sembolik Etkileşimin pragmatizme dayanan üç temel ilkesi vardır:
i)    İnsanlar kendileri tarafından anlam/önem atfedilen (yüklenilen) davranışlarda
 
laşımlardan yararlanıldığı gözlenmektedir. Sosyolojideki kuramsal yaklaşımların, modernist çerçevede “Sembolik Etkileşimcilik” gibi daha mikro yaklaşımlardan, “İşlevselcilik” ve “Çatışmacılık” gibi daha makro yapısal yaklaşımlara doğru geniş- lediği ve hatta son yıllarda sosyolojiye meydan okuyan feminist ve postmodernist yaklaşımlarla da zenginleştiği söylenebilir.
Ayrıca bu kuramsal yaklaşımların insan ve topluma ilişkin olarak daha baştan sayıltı olarak kabul ettikleri epistemolojik ve ontolojik özelliklere bağlı olarak ba- zılarının nitel, bazılarının ise nicel araştırma tekniklerinin kullanılmasına uygun ol- duğu veya bunları gerektirdikleri bilinmelidir. Bu nedenle bu bölümde belli başlı sosyolojik yaklaşımlar ve onların aile hakkındaki görüşleri temelinde aile kuramla- rı hakkında bilgi verilmiştir (Bkz. Tablo 1.1).

Yaklaşımlar    Genel analiz düzeyi    Analiz odağı    Anahtar kavramlar    Örnek: ABD’de boşanma
Sembolik Etkileşimcilik / Symbolic Interactionism    Sosyal etkileşimin mikrososyolojik incelemeleri    Yüzyüze etkileşim ve insanların toplum yaşamı oluşturmak için sembolleri nasıl kullandıkları    Semboller Etkileşim Anlamlar Tanımlar    Sanayileşme ve kentleşme aile/evlilik rollerini değiştirerek; aşk, evlenme, çocuk ve boşanmanın yeniden tanımlanmasına yol açmıştır.
Fonksiyonel/
İşlevselci Analiz (Yapısal
İşlevselcilik / Uyma/ Consensus da denilmektedir)    Toplumun makrososyolojik incelemesi    Toplumu oluşturan parçaların birbirleriyle olan olumlu (işlevsel) ve olumsuz (işlevsel olmayan ilişkileri)    Yapı
İşlevler
(gizil veya açık)
İşlevsel olmayan Denge/tarafsızlık    Toplumsal değişmeler ailenin işlevlerini aşındırdıkça aile bağları zayışamakta ve boşanmalar artmaktadır.
Çatışmacılık / Conşict Perspective (Çatışmacı yapısalcılık da denilmektedir)    Toplumun makrososyolojik incelemesi    Toplumda
kıt olan kaynaklar için mücadele ve güçlü egemenlerin güçsüzleri nasıl kontrol ettikleri    Eşitsizlik Güç/iktidar Çatışma Rekabet Sömürü/istismar    Erkekler ekonomik yaşamı kontrol ettiğinde boşanmalar düşüktür.
Boşanmalardaki artış, kadın ve erkek arasındaki güç dengesinin değiştiğinin göstergesidir.

Sembolik Etkileşimci Yaklaşım
 
bulunurlar.
ii)    İnsanların davranışları toplumdaki diğer insanlarla giriştikleri sosyal etkileşimden kaynaklanır.

Sembolik Etkileşim ve onun aile konusundaki görüşlerini açıkla- yabilmek.
 
iii)    İnsanlar karşılaştıkları durumları yorumlarlar ve ulaştıkları sonuca bağlı olarak da davranışlarını değiştirirler.
 
Modernist çerçevede mikro öznel düzeyde sosyolojik çalışmalarda pek çok kuram-
dan söz edilse de bunların genel bir şemsiye altında toplanması mümkündür. İşte Sembolik Etkileşimcilik böylesine genel bir kapsayıcılığa sahiptir. Psikolojik gele- nek içinde gelişen bir sosyoloji ekolü olarak da adlandırılan bu kuramsal yaklaşı-
 

mın tarihsel analizi onun epistemolojik olarak Amerika’da yaygın kabul gören pragmatizm içinde geliştiğini göstermektedir. Hatta bu yaklaşımın 18yy. İngiliz Ah- lak felsefecilerine kadar izlerinin sürülebildiği ve William James (1842-1910) ve John Duvey (1859-1952) gibi 20. yüzyıl eğitimci ve psikologları tarafından gelişti- rildiği belirtilmelidir. Bu yaklaşımı sosyolojiye taşıyan en önemli savunucuların ba- şında George Herbert Mead (1863-1931)ve onun öğrencisi Herbert Blumer gel- mektedir. Ayrıca Charles Horton Cooley (1864-1929) ve William Thomas (1863- 1947) da bulunmaktadır.
Herbert Mead’in izleyicisi olarak Blumer (1962)’in temel iddiası, insanların ön- celikle karşılarındakinin davranışını yorumladıkları ve daha sonra eyleme karar verdikleri yönündedir. Ona göre insanlar araya yorum süreci girmeden doğrudan eyleme geçmezler. Bu yorumlama ve anlamlandırma sürecinde ise, kuşkusuz sem- boller ve işaretler önem kazanır. Bu yüzden bu yaklaşıma Sembolik Etkileşimcilik denilmiştir. Bu görüşün, klasik davranış/ Behaviorizm Kuramındaki “uyaran- tep- ki” ilişkisini ret ederek araya yorumlama sürecini koyması önemlidir. Çünkü insan- lar her uyarana basitçe tepki veren robotlar değildir. Örneğin, bir genç kadın ken- disine gelen her teklifi sonuçları itibariyle yorumlamadan evet demez. Teklifin ma- sum bir yardım amacına mı yoksa daha ileri bir ilişki için bir ilk adım mı olduğu- nu anlamlandırmaya çalışır ve olasılıkları gözden geçirdikten sonra evet veya ha- yır der. İşte Sembolik Etkileşimcilik bu anlamlandırma ve yorumlama sürecinin na- sıl inşa edildiğini, insanların kendilerini ve karşılarındakini nasıl konumlandırdık- larını inceler. Onlar, ontolojik olarak sosyal yaşamın dinamik olduğunu ve diyalek- tik olarak karşılıklı ilişki içinde bir bütün olarak sürekli değiştiğini kabul ederler.
Bu gelenek içinde yer alan sosyologlar çok sayıda farklı konularda ve değişik araştırma teknikleri kullanarak çalışmaktadırlar. Ancak çoğunluğun sosyal etkileşi- mi daha iyi çalış    için katılarak gözlem gibi nitel teknikleri kullandıkları söylenebilir. Özellikle son yıllarda çalışılan konular arasında duygusal emek (Arli- e Hochschild), sosyal hareketler ve kendine ayna tutma, izlenim yaratma ve yönet- me, ortam tanımlama gibi konular gelmektedir. Ayrıca klasik yapısalcılığın “dil ku- ralları “na (language) vurgu yapan semiotik/ göstergebilimsel incelemeleri yerine, daha dinamik ve etkileşimsel olan “konuşma” (parole) üzerinde vurgu yapan se- miotik çalışmalar yapıldığı söylenebilir.

Sembolik Etkileşimcilik ve Aile
Tüm dünyadaki geleneksel anlayış aile birliğinin bir kez kurulduktan sonra yaşam boyu sürdürülmesidir. Bu anlayışla uyumlu olarak boşanmalar ise ahlaken kabul edilmesi güç olmanın yanı sıra toplumun genel değer yargılarına bir meydan oku- ma ya da ebeveyn olarak sorumluluklardan kaçma olarak görülür. Ancak gelenek- sel birçok değer ve tutumlardaki genel değişmelere bağlı olarak aile konusundaki sembol ve değerlerde de bazı değişmeler olduğunu da kabul etmek gerekir. Bu bağlamda Sembolik Etkileşimci yaklaşımın aile ve boşanma konusundaki görüşle- rini daha iyi anlayabilmek ve “duygusal doyum” ve “aşk sembolü” başta olmak üzere bazı kavramlardan yararlanarak yaşanan değişimleri görmek mümkündür (Henslin, 2001, 23):
•    Duygusal  Doyum  (Emotional  Satisfaction):  Sembolik  Etkileş 20.yüzyılın başlarından bu yana aile dayanışmasının temellerinde ortaya çı- kan önemli değişmeleri gözlemişlerdir. Örneğin, eş seçiminde artık giderek kişilik özellikleri önem taşımaya başlamıştır. Eşler arasında duygusal tatmin beklentisi giderek yükselmektedir. Ayrıca bu eğilime bağlı olarak mahremi-
 

yet talebi de artmaya başlamıştır. Tüm bunlar olurken toplumda ilişkiler yü- zeyselleşmeye ve geçici olmaya başlamıştır. Bu durumda evlilik toplumdaki karmaşık ve hızlı değişmeler sonucu ortaya çıkan gerilimi düşürmede bir çözüm olarak görülmeye başlamış Eş birbirleriyle arkadaş /dost (companionate marriage)olmak amacıyla evlenmeye başlamaları kadar; eş- lerin birbirinden çok şey bekleyerek aradıklarını bulamaması boşanmalarda artışa yol açmıştır. Sonuç olarak evlilik kendisine gereğinden fazla yükleni- len bir kurum haline gelmiştir. Türkiye’de de benzer eğilimlerin arttığı, kır- sal kesime nazaran eğitim düzeyi yüksek, kadının ev dışında gelir getiren iş- te çalıştığı kentsel ailelerde evlilik anlayışının farklılaştığı söylenebilir.

 

Türkiye’de son beş yıldaki evlenme ve boşanma istatistiklerini değerlendiriniz.

•    Aşk Sembolü (The Love Symbol): Kadın veya erkek olarak sahip olunan aşk veya ilgi görme/gösterme sembolleri de evliliğin yükünü ağırlaştırmak- tadır. Duygusal tatmin olabilmek için talep edilen gerçekçi olmayan beklen- tilerin karşılanmaması hüsranla sonuçlanmakta ve eşler birbirlerini suçlama- ya başlamaktadır. Evlilikte aşk/ilgi sembolleri yüzünden eşler beklentileri- nin gerçekçi olmadığını görememekte ve boşanmaktadırlar. Türkiye’de de özellikle medyanın da etkisiyle eşlerin beklenti seviyelerinin yükselmesine karşın, bunları karşılamada gösterilen direnç yüzünden gerilimin arttığı söy- lenebilir. Türkiye’de izleme raporları kıran bazı dizilerin Orta Doğu ülkele- rine pazarlanması sonucu oradaki aile yapılarının da sarsıntı geçirdiği ve Arap kadınların eşlerinden beklentilerinin arttığı ve sosyologların bu konu- larda çalışmalar yaptıkları bilinmektedir.
•    Çocuğun Anlamı (The meaning of Children): Tüm  dünyada  çocukluk ile ilgili görüşlerde köklü değişmeler ortaya çıkmıştır. Bazı aile tarihçilerine göre ortaçağdaki aile yapısında çocuk ve erişkinler arasında keskin farklar bulunmazdı ve çocuklar birer küçük/minyatür erişkin olduğu kabul edilir- di. O dönemlerde henüz ev ve işyeri ayrımı fazla olmadığı için erkek ço- cuklar aile işinde çıraklık ederken, kızlar da ev işlerinin yanı sıra eşlik ro- lünü öğrenirlerdi. A.B.D. bile ancak bundan üç kuşak önce bu durumun değiştiği ve artık 8.sınıfı bitiren ve işe giren çocuklara erişkin muamelesi yapıldığı belirtilmelidir. Daha küçük yaşlardaki çocukların masum ve has- sas olduklarının kabulü zaman almıştır. Bu konuda Türkiye’de hem sınıfsal hem de bölgesel gelişmişlik farkları bulunmaktadır. Erkek çocuk hala kız çocuktan daha fazla önemsenmektedir. Kız çocuklar okutulmadan erken yaş evlendirilerek çocuk kadınlar olarak adeta cezalandırılırken, erkek çocuklara tüm aile maksimum hizmet sunmaktadır. Buradaki en önemli çe- lişki, erkek çocuğun önemsenerek güçlendirilmesi kadar aile ve anne tara- fından sürekli çocuk gibi ş    tüm ihtiyaçlarının karş
Bu durum ileride, yarı erişkin ya da büyümemiş “ana kuzusu koca” sendro- muna yol açabilmektedir.
•    Ebeveynliğin Anlamı (The Meaning of Parenthood): Çocukluk ve eriş- kinliğe geçiş konusundaki değişmelerin ebeveynliğin anlamı ile ilgili değiş- melerle yakından ilişkisi bulunmaktadır. Günümüzdeki ebeveynler sadece il- gi ve şefkat göstermekle kalmamakta, çocuklarının sahip olduğu potansiyeli en yüksek düzeye ulaştırmaktan da sorumlu tutulmaktadır. Günümüzde ço- cuk yetiştirme çok daha uzun sürmekte ve çocuklar çok fazla talepte bulun-
 

duklarından, ebeveynlere geçmişte olduğundan çok daha fazla duygusal ola- rak da yüklenilmektedir. Türkiye’de durum benzer şekilde değişmektedir. “Çocuk merkezli” aileler artmaktadır. Sosyal psikolog Çiğdem Kağıtçıba- şı(1971)’nın “Çocuğun Değeri Araştırması” üzerinden çok fazla zaman geç- memesine rağmen, geçmişte özellikle kırsal kesimde ebeveynler için yaşlılık- ta sosyal sigorta olarak görülen çocukların tarımda makineleşme ile birlikte yetişme maliyetlerinin artması yüzünden değerinde değişme olmuş ve bu du- rum ailenin sahip olmak istediği çocuk sayısında azalmaya yol açmıştır.
•    Evlilik Rolleri (Marital Roles): Geçmiş kuşaklarda anne-baba veya karı koca olarak eşlerin ev, iş ve çocuklarla ilgili konularda sınırları çizilmiş so- rumlulukları bulunurken, günümüzde belirsizlikler artmıştır. Kadın ev dışın- da çalıştığında ev işleri ve çocukların bakımı konusunda kocasından veya aile büyüklerinden destek beklemektedir. Ancak kadınların geleneksel cin- siyet rollerine ilişkin yükümlülüklerinin azalmak bir yana, iş ile birlikte yü- rütülmeye çalışılması, kadınların çok daha fazla ezilmesine yol açmıştır. Bu konuda devletin de sorumlulukları bulunduğundan tüm dünyada sosyal re- fah devleti olma iddiasında olan ülkelerde önemli bazı yasal düzenlemelere gidilmiştir. Türkiye’de çalışan kadınların durumlarının kolay olmadığı, mu- hafazakâr iktidarların daha fazla sayıda çocuk önererek adeta onları tekrar eve çekmeye çalıştıkları iddia edilebilir. Teknolojik gelişmeler ev işlerinde önemli kolaylıklar sağlamakla birlikte, işsizlik, yoksulluk sarmalı satın alma gücünü sınırladığından, yoksullar için evlilik rollerinde iyileşme yakın za- manda pek mümkün görünmemektedir.
•    Seçenekleri Algılama (Perception of Alternatives): Aile ve evliliklerde ortaya çıkan pek çok değişmelere yol açan faktörlerin biri de giderek artan sayıda kadının ev dışında çalışmaya başlamasıyla ortaya çıkmıştır. Kadınla- rın geçimlerini kazanmaya başlaması, onların ilk kez mutsuz olan evlilikle- rini sürdürme zorunluluğu karşısında seçeneksiz olmadıklarını görmelerine yol açmıştır. İşte Sembolik Etkileşimcilere göre, evliliğe bir seçenek bulun- duğunun algılanması boşanmayı mümkün kılacak ilk önemli adımdır. Tür- kiye’de de çok kesin olmasa da bu tür bir genelleme kapsamında sayılabi- lecek, ekonomik bağımsızlık ve kendine güven artıkça boşanmanın bir se- çenek olarak görülmesi yönünde eğilimlerinin arttığı söylenebilir.
•    Boşanmanın Anlamı (Meaning of Divorce): Daha önce hiçbir şekilde kabul edilemez bulunan ve hatta ahlaki düşüklük veya başarısızlık olarak görülen boşanmanın anlamı değişmeye ve daha kabul edilebilir bir durum olarak algılanmaya başlamıştır. ABD’de nitekim bir asır önce sıfır olan bo- şanmanın yılda bir milyona çıktığına dair istatistiksel bilgiler bulunmaktadır. Boşanmalar arttıkça boşanmaya yüklenilen olumsuz anlamlar da daha azal- maya ve kişisel değişme ve yeni bir hayata başlama fırsatı olarak görülme- ye başlanmıştır. Boşanmaya yüklenilen başarısızlık anlamındaki sembolik anlamın değişmesi ve bir damga olmaktan çıkması boşanmaların artmasın- da başlı başına önemli bir etken olmuştur. Türkiye’de de boşanmalar arttık- ça ona yüklenen anlamın daha kabul edilebilir düzeylere çekildiği gözlen- mektedir. Özellikle kadın açısından son derece tedirgin edici olan damga- lanma anlamındaki negatif yüklemin oldukça azaldığı söylenebilir.
•    Yasal Değiş    (Changes  in  the  Law):  Boş    yasasının bizzat kendisi sembolik olarak boşanmayı teşvik edici olmuştur. Daha önce zina ve benzeri koşullara sıkıca bağlanan boşanmalarda artık bu koşulun aranmaması ve geçimsizliğin boşanma için yeter koşul olarak görülmesi boşan- maların artmasında önemli rol oynamıştır. Özellikle ABD’de bazı eyaletler- de taraşarın birbirini yaptıkları hatalardan dolayı suçlamadan ya da belirli bir neden gösterme zorunluluğu olmadan boşanma olanağının bulunması boşanmaları arttırmaktadır. Türkiye’de de yeni Medeni Yasada yapılan deği- şikliklerle aile birliğini korumak esas olmakla birlikte, taraşar anlaştıkların- da boşanmaları kolaylaşmıştır denilebilir.

Türkiye’de Ailenin Korunmasına Dair Kanun, Türk Ceza Yasası ve Türk Medeni Yasa- sı’ndaki değişiklikleri ayrıntıları ile birlikte Ankara Barosu Kadın Hakları Kurulu tarafın- dan hazırlanan Kadın Hakları El Kitabı’nın (Ankara Barosu, Ankara, 2006) içerisinde bu- labilirsiniz.

Sonuç olarak Sembolik Etkileşimci Yaklaşım evliliklerin boşanma ile sonuçlan- masını sembollerdeki değişme ile açıklamaya çalışmaktadır. İnsanların boşanma ile ilgili düşüncelerinin değişmesi, evlilikten tatmin olma, aşk, çocuk, anne-baba, karı koca rollerindeki değişmeler evli çiftler üzerinde önemli baskılar yapmaktadır. Tek bir nedene bağlı olarak gerçekleşmesi güç olmakla birlikte tüm değişmeler bir arada düşünüldüğünde boşanmaya itici faktörlerin güçlendiği söylenebilir. Önem- li soru bu değişmelerin iyi mi yoksa kötü mü olduğudur. Ancak bu konu değerler- le ilgilidir ve Sembolik Etkileşim kendine böyle bir konum belirlemez. Çünkü tüm sosyologlar gibi onlar da değişmeyi incelemekle kendilerini sınırlandırmayı uygun bulurlar.

Bununla birlikte toplumun en temel birimi olan ailenin çözülmesini engelle- mek yönünde politikalar geliş    istendiğinde bunu uygulamacı sosyolog kimliğiyle rahatlıkla yapabilirler. Ancak sosyolojinin misyonun nerede baş nerede sona erdiği konusunda uzun tartış    bulunduğu, bazılarının sadece durum saptama ile ilgilenmesine karşılık, oldukça geniş bir çoğunluğun bu mis- yonu yeterli görmeyerek halk/toplum için sorun çözmeye yönelik çalışmalar yap- tığı söylenebilir.
Sembolik Etkileşimci Yaklaşımın aile konusundaki görüşlerinin daha iyi anlaşıl- ması için başka örnekler vermek de mümkündür. Örneğin, Henslin (2001:450) bo- şanma konusundan ayrı olarak erkeğin ev işleri yapması durumunu da incelemiş- tir. Ona göre, eğer kadın ve erkek birbirine yakın gelirlere sahipseler ev işlerinde de daha eşitlikçi bir paylaşım beklenir. Ancak işin aslına bakılırsa, diğer erkeklere göre daha fazla ev işi yapsalar da adil bir paylaşım sergiledikleri söylenemez. Bu bulgu şaşırtıcı bir durumdur. Hatta işten çıkarılan kocaların çoğunun ev işi yapma- yı azalttıkları gözlenmiştir. Öte yandan karısından daha az kazancı olanların en az ev işi yaptıkları belirlenmiştir. Bu durumun açıklaması nasıl yapılabilir. Aslında iş- ten çıkarılan veya karısından daha az kazanan erkeklerin evde oturmak yerine dı- şarıda daha fazla zaman geçirerek durumlarını dengelemeye çalıştıkları düşünüle- bilir. Hochschild (1989)’e göre, sosyolojik açıdan bu durumun anlaşılmasındaki anahtar kavram “toplumsal cinsiyet” (gender) rolleridir. Çünkü kadının daha fazla kazanmasını koca geleneksel erkeklik rolüne bir tehdit olarak algılayacak ve ev işi yapmayacaktır. Ev işi yapmak erkeğin gözünde kadın işidir. Ev işi yapmaktan ka- çınarak, kaybettiğini sandığı erkek temelli düzenini yeniden oluşturacaktır.
 

 
 

 
Sembolik Etkileşim ve aile denilince akla hemen gelen diğer bir örnek ise “bir evde iki ayrı evlilik”tir. Burada karı ve kocanın evliliklerini nasıl algıladıkları anla- tılmaktadır (Sanchez, 1994). Örneğin, eşlerden her ikisi de ne kadar ev işi yaptık- ları sorusu kendilerine yöneltildiğinde gerçekte olduğundan son derece farklı ya- nıtlar vermektedirler. Hatta ev işi yapma konusunda anlaşıp anlaşmadıklarına iliş- kin fikirleri de farklıdır. Ayrıca ünlü bir aile sosyologu olan Jessie Bernard (1972) da boşanma eşiğine gelmiş, anlaşmazlık içindeki eşlerin çocukların sayısı, evlilik öncesi tanışıklık ve nişan süresi, evlendiklerinde kaç yaşında oldukları, ilk çocuk- larının ne zaman olduğu, cinsel yaşamları, ev işleri, önemli kararlar hakkında son derece farklı yanıtlar vererek, sanki eşlerin aynı evde iki ayrı aile gibi yaşadıkları- nı gösteren klasik bir çalışma yapmıştır.

Başka bir çalışmaya göre de evlilikte önemli bir konu olan cinsel yaşam hak- kında neden eşler farklı yanıtlar vermektedir sorusunun yanıtı, onların aşk yapma konusunda sahip oldukları farklı beklentilerde gizlidir. Kadın daha fazla duygusal ilgi ve katılım beklerken, erkek daha fazla biyolojik tatmin aramaktadır (Komter, 1989). Ayrıca talebi karşılanmayan erkek konuyu önemsemez görünürken, ilişkiye isteksiz olan kadın konuyu daha fazla önemser görünebilmektedir. İşte Sembolik Etkileşimcilere göre evlilikte farklı köşelere konumlanan eşler evliliklerini de fark- lı olarak algılayabilmektedirler. Bu durumda eşlerin evliliklerinde yaşadıkları dene- yimler tamamen birbirinden farklı olduğundan, aynı çatı altında iki farklı evlilik sürdürüldüğünü söylemek mümkün görünmektedir.
Sembolik Etkileşimci Yaklaşım ile kadın, erkek, çocuk, yaşlı, hasta veya her türden sosyal statünün ailedeki konumuna ilişkin çalışma yapabileceği unutulma- malıdır. Her şeyden önce değişen sembollerle ilgili olarak ortaya çıkan yeni ya- şam biçimleri, tek eşli, eşcinsel veya lezbiyen çiftler veya yaşlılar hakkında çok zengin bir literatür bulunduğu belirtilmelidir. Özellikle son yıllarda evsizler üzeri- ne araştırmalar yaygınlaşmıştır. Evsizlerin iletişim tarzlarıyla özellikle de sözel/ko- nuşma ve sözel olmayan jestler (gestures)ve sessiz kalmaya(silence) yönelik araş- tırmalarla  ilgilenirler.

Son olarak, Yorumlayıcı (Interpretive/ Verstehen), İnş (Constructionist), Dramatujikal ve Fenemenolojik yaklaşımlar olarak literatürde geçen çalışmaların da Sembolik Etkileşim genel çerçevesi içinde düşünülerek değerlendirilmesinin mümkün olduğu belirtilmelidir. Diğer bir ifade ile birçok çalışmada farklı etiketler kullanılarak benzer araştırmaların benzer amaçlara yönelik olarak yapıldığı dikkat- ten kaçmamalıdır. Tüm bu sözü edilen yaklaşımların ortak özelliği daha fazla yapı (makro) yerine, “birey” (mikro) üzerinde durmaları ve olgular yerine “süreçlere” odaklanmalarıdır. Süreçlerin incelenmesine bağlı olarak da nitel araştırma teknik- lerinin kullanılmasının da diğer bir ortak özellik olduğu unutulmamalıdır.