Saint Simon: Ensüstri Toplumu ve Sosyoloji

1449
PAYLAŞ

 

Claude  Henri  Saint  Simon  (1760-1825) Aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğmuştur. Fransız devrimi sırasında düşünceleri sayesinde giyotinden kurtulmuş, sahip olduğu unvanlar- dan vazgeçtiği halde devrimden sonra Fransa’da dokuz ay hapsedilmiştir. 1804’te sağlığı bozula- na dek refah içinde olsa da, geri kalan yaşamı- nı neredeyse yoksulluk içinde geçirmiştir.

 
Saint Simon Aydınlanma düşünürlerinin düşüncelerinin yeni bir şekilde sentezlemiş, Francis Bacon’ın, Ansiklopedi (Encyclopédie) yazarlarının ve iskoç politik ekonomi düşüncesinin bir sentezini yapmıştır (Wernick, 2006:529). Saint Simon, endüstrileş- me ile birlikte toplumda hızlı bir değişimin yaşandığını fark eden, bu noktaya dik- kat çeken ve “endüstri (sanayi) toplumu” kavramını ilk kez kullanan düşünürdür. Geleceğin toplumunun endüstri toplumu olacağını düşünen Saint Simon, endüstri- leşme sürecini kontrol altına almak için bilimsel politikalar geliştirmeye çalışmış ve endüstri toplumunun toplumsal örgütlenmesi hakkında çeşitli çalışmalar yapmıştır. Saint Simon, devrim sonrası Fransız toplumunda yapıcı bir reforma gidilmesi gerek- tiğini, bu reformla birlikte dine ve askeri düzene değil, bilime ve endüstriye daya- nan bir toplum inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur (Wernick, 2006:529). Bilimsel yöntemi ve bu yöntemin felsefeyi de içine alacak şekilde genişlemesini ifade etmek için Pozitivizm terimini ilk kez kullanan da Saint Simon’dur (Abbagnano, 1967:414).


 

Endüstri Toplumu, Endüstri Toplumunda Toplumsal Yapı ve Devlet Örgütlenmesi
Saint Simon’a göre toplumlar, her biri farklı bilgi biçimlerine dayanan üç aşama olan teolojik, metafizik ve pozitif aşamalardan geçerler. Bu aşamalara bağlı olarak Avrupa uygarlığı çok tanrılı uygarlıktan tek tanrılığa ve feodalizme, daha sonra da endüstri toplumuna doğru bir değişim geçirmiştir. Saint Simon’dan önce de çeşitli düşünürler toplumun belirli aşamalardan geçerek geliştiğini belirtmiştir, Simon’un özgün yönü, bu gelişmenin ekonomik yönünü vurgulaması ve her aşamaya özgü
 
Saint Simon, yapıcı bir reforma gidilerek bilime ve endüstriye dayanan bir toplum inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur.
 

Saint Simon, “endüstri toplumu” kavramını kullanan ilk düşünürdür.

Saint Simon, üreten ve üretmeyen sınışarı birbirinden ayırmış, üretimde bulunmayan sınıfı “aylaklar”  olarak nitelemiştir.
 
bir ekonomik yapının olduğunu belirtmesidir. Bu aşamalardan birincisi köleliğe, ikincisi feodalizme, üçüncüsü ise endüstriyel üretime dayanmaktadır (Strachan, 1999). Saint Simon’un toplumun gerçek güçlerinin üretime ve endüstriye dayalı ol- duğu yönündeki düşüncesi, tarihsel materyalizm teorisinin öncüsü olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Pozitif aşamanın endüstriyel toplumun ortaya çıkışı ile baş- ladığını düşünen Saint Simon’a göre endüstri toplumu aşamasında toplum, bilim- sel gelişmeler sayesinde doğanın kontrol altına alındığı, endüstriyel üretime dâhil olan herkesi birden içeren tek bir sınıfa ve herkesin zenginlikten üretime katıldığı ölçüde pay alacağı refah üreten bir yapıya sahiptir.
Saint Simon, endüstri toplumunun emeği yücelten bir toplum olduğunu sa- vunur. O’na göre toplumda iki temel sınıf vardır, bunlardan biri hangi iş kolun- da olursa ve ne şekilde çalışırsa çalışsın, çalışan ve üretime katkıda bulunanlar- dan oluşan endüstri sınıfıdır. Bu sınıf üretime katılarak topluma fayda sağlayan değerli üyelerden oluşmaktadır. Saint Simon’a göre bu sınıf fabrika sahiplerini, yatırımcıları, bankerleri ve işçileri, yani endüstriyel alanda faaliyet gösteren her- kesi kapsar. Bu yeni toplumda, herkes kendi yeteneği ve becerisi ölçüsünde ka- zanacak ve saygınlığın kaynağı emek ve çalışma olacaktır. Diğer sınıf ise, üreti- me katkıda bulunmayanlardan meydana gelmektedir ve Saint Simon çalışanları “bal arıları” olarak, çalışmayan sınıfı ise “eşek arıları” ya da”aylaklar” olarak ad- landırmaktadır (Meriç, 2009:61). Saint Simon, sermaye sahiplerinin elde ettikle- ri kârı, üretim sonucu meydana geldiği için haklı buluyor ve bu nedenle serma- ye sahiplerini aylaklar sınıfına dahil etmiyordu. Ancak üretim sonucu meydana gelmeyen faizin ve rantın insanın insanı sömürmesi anlamına geldiğini belirtiyor ve buna karşı çıkıyordu. Dolayısıyla askerler, soylular, hukukçular ve rant geli- riyle yaşayanlar aylaktı ve üreten sınışarı sömürmekteydiler (Swingewood, 1998:57-59). Feodal toplumda üretime katılmama veya bir başka deyişle tembel- lik, bir asillik özelliği iken endüstri toplumunda küçümsenen bir davranıştır. Sa- int Simon’a göre endüstri toplumunda herkes çalışmalı ve çalışmasının karşılığı- nı da liyakatine göre almalıdır. Endüstri toplumunda toplumsal tabakalaşma li- yakat esasına dayanacak, güç ve refah liyakate göre bölüştürülecek, üretime katkıda bulunan herkes katkıda bulunduğu ölçüde güce sahip olacaktır. Özgür üretimin bu ilkeleri ahlaki dayanışmayı da beraberinde getirecek ve endüstri toplumu işçi ve işveren arasında bir iş birliği yaratacaktır. Endüstri toplumunda gelişecek olan bu dayanışma ve iş birliği sayesinde zora dayalı yönetimlere son verilecek ve modern toplumu bir arada tutacak değerler üretilmiş olacaktır. Bu açıdan Saint Simon’a göre endüstri toplumunun iki amacı vardır, bunlar üyeleri arasında (a) ortaklık ilişkileri ve (b) barışçı ilişkiler kurmak. Savaşa dayanan, servetin çok küçük bir azınlığın elinde toplandığı Feodal toplumsal düzen, sınıf- lar arasında baskıya dayanan ilişkiler kurulmasını gerektirmiştir; ancak endüstri toplumu doğmuştur. Endüstri toplumunda baskının yeri yoktur, herkes emeği ile üretime katılacak, herkes ahlaki olarak birbirine karşı sorumlu olacak, kim- se kendini kolektiviteden ayrı düşünmeyecek, bir çalışanlar ordusu içinde yer aldığını bilecek ve çalışanlar kendi aralarında dayanışma ilişkileri kuracaklardır (Meriç, 2009:143-4). Bu noktada Saint Simon, bu sınıf ahlakının sınıf bilincini doğurması gerektiğini düşünmüş, çalışanların aynı sınıfta yer aldıklarını fark et- meleri ve sınışarına dair görevlerine bağlılık göstermeleri gerektiğini vurgula- maktadır (Meriç, 2009:145). 

Saint Simon, toplumu bir arada tutacak değerleri önemsemiş ve insanların top- lum halinde yaşamalarının bir zorunluluk olduğunu vurgulamıştır. Saint Simon Bonald ve Maistre gibi  toplumu  organik  bir  bütün  olarak  tanımlamaktadır. Bu organik bütünün sağlığı, üretimle ve üretken sınışarla ilişkilidir ve sağlıklı bir toplum, çeşitli parçaların bütünle işlevsel bir uyum içinde olduğu bir toplumdur. Saint Simon’a göre parçaların bütünle işlevsel bir uyum içinde olabilmesi için top- lumun endüstrinin ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi, bu amaçla bir reform gerçek- leştirilmesi ve devlet anlayışının da bu doğrultuda değişmesi gerekiyordu (Swinge- wood, 1998:56). Ekonomik ve siyasal sistemler birbiriyle uyum içinde olmalı ve toplum pozitif bilimsel ilkeler temelinde örgütlenmeliydi. Saint Simon bu yeni top- lumsal örgütlenme biçiminde artık insanların insanlar tarafından sömürülmesinin ortadan kalkması gerektiğini savunuyordu; ama yine de hiyerarşik bir toplum ya- pısı öneriyordu. Başka bir deyişle yönetenler ve yönetilenler ayrımını yapıyor; an- cak önceki toplum yapılarının yönetiminden daha farklı bir yönetim modeli sunu- yordu. Endüstri toplumunda toplumsal çıkarlar sanayiciler tarafından belirlenme- liydi. Toplum, endüstrinin işleyişini sağlayan büyük sanayiciler ve ekonomi uz- manları tarafından yönetilmeli, toplumu yönetecek olan bu gruplar da sosyologlar tarafından eğitilmeli ve yönlendirilmeliydi (Jary ve Jary, 1991:108).

Saint Simon toplumun yeniden örgütlenmesinin eşitlik ya da temsili bir yöneti- me dayalı olması gerektiğini savunmuyordu. Yeni toplumsal yapıda da yönetenler ve yönetilenler arasında hiyerarşik bir bölünmenin olacağını ileri sürüyordu. An- cak bu yeni toplumun değerleri bilimle ve endüstriyle uyumlu olacak, yeni toplum tahmin edilebilirlik, faydacılık ve akılcılık temeline dayanacaktı (Pickering 1993:69). Endüstri toplumundan önceki toplumsal örgütlenme biçimlerinde geleneksel ku- rumlar ve geleneksel değerler, devletle sivil toplumu birbirine bağlıyordu; ancak Endüstri toplumunda devlet ve sivil toplum birbirinden ayrılmıştı.Endüstri toplumu önceki toplumsal örgütlenme biçimlerindeki gibi merkezileşmiş iktidar yapısına değil, endüstrinin işleyişini sağlayan sivil toplum kurumlarına dayandığı için Saint Simon, endüstri toplumlarında yönetimin devlet kurumlarında değil, sivil toplum kurumlarında olması gerektiğini savunuyordu. Karar alma gücü devlete değil, bi- lim ve teknolojiyi üreten ve kullanan kurumlara verilmeliydi. Devletin görevi üre- tim araçlarının en verimli şekilde çalışanlara dağıtılmasını sağlamak ve bunun de- netimini yürütmek olmalıydı. Başka bir deyişle Endüstri toplumunda devlet otori- tesi tahakküm kurmak için kullanılmayacaktı. Bu toplum, bilim insanlarıyla sana- yicilerin yönetici sınıfı oluşturduğu hiyerarşik, yukarıdan yönetilen, bununla birlik- te yönetici elitin toplum üzerinde tahakküm kurmadığı, toplumu, üreten herkesin üretimden ürettiği ölçüde pay almasının sağlanacağı işbirliğine dayalı bir anlayışla yönettiği bir toplumdur (Swingewood, 1998:56-58).

Saint Simon’a göre bu elit yönetim sayesinde toplumu sömüren aylaklar orta- dan kalkacak ve bunun sonucunda insanların mutlu olma olasılığı yeniden ortaya çıkacaktır. Toplumun öncelikli görevi üretimi geliştirmektir; çünkü üretim, yaşa- mak için gerekli nesneleri çoğaltır ve insanların mutluluğu ancak bu nesnelerin ço-
ğaltılmasıyla ve insanların çalışmaktan aldıkları zevkle sağlanır. Bu nedenle toplu- mu endüstri alanında çalışanların yönetmesi, yoksulları yoksulluklarından kurtara- caktır; çünkü bu yöneticiler toplumu üretimi artırmaya yönelik bilimsel yollarla yö- neteceklerdir. Böylece üretim artacağı ve herkes üretime katkıda bulunduğu ölçü- de kazanacağı için en yoksul gruplar da dahil olmak üzere herkes mutlu olacaktır (Pickering, 1993:99).Özetle Saint Simon, özel mülkiyetin çoğunluğun faydasına olacak şekilde yeniden bölüştürülmesini istemiş ve yoksulların göz önüne alınarak toplumun yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bunu sağlayacak olan yeni yönetici elitin görevini kötüye kullanmasının önündeki engel ise “yeni din”dir.
 

Saint Simon, özel mülkiyetin çoğunluğun faydasına olacak şekilde yeniden bölüştürülmesini ve yoksulların göz önüne alınarak toplumun yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunmuştur.
 

Saint Simon’a göre yeni toplumu ekonomik ve siyasi açıdan önde gelen sanayiciler, bankacılar, maliye uzmanları; inanç ve eğitim gibi açılardan da bilim ve sanat uzmanları yönetecektir.
 
Saint Simon, devletin üretim araçları üzerinde otorite sahibi olması ve üretim araçlarını en verimli çalışanlara dağıtması gerektiği yönündeki düşünceleri nedeniyle sosyalizmin kurucuları arasında kabul edilir.


 

Yeni Din
Bilim ve endüstri ile birlikle laikliğin hakim olduğu endüstri toplumunda gelenek- ler azalmış, toplumu önceki çağlarda bir arada tutan din, endüstri toplumunun la- ik yapısı altında zayışamıştı. Saint Simon’a göre geleneksel otorite biçimleri artık meşru kabul edilmediği için endüstri toplumunda ahlaki bir boşluk ve buna bağlı olarak toplumsal bir kriz meydana gelmişti. Saint Simon, bu krizi çözmek ve ahla- ki boşluğu doldurmak için yeni, dünyevi, laik bir din önermiştir. Bu yeni din yeni toplumun ahlaki temelini oluşturacak ve toplumsal birliği sağlayacaktır. insan dü- şüncesi artık ‘aydınlanmış’ olduğu için Ruhban sınıfı önceki çağlardaki gibi toplu- mu bir arada tutacak gücü gösteremeyecekti. Bu nedenle toplumun yeni dini lider- lerinin bilim insanları olması gerekiyordu. Bu dinin öncüleri de önde gelen bilim ve sanat insanları ile sanayiciler, yani çıkarları kitlelerin çıkarlarından farklı olma- yan insanlar olacaktı (Swingewood, 1998:58).
Saint Simon, başında dünyanın önde gelen sanatçı ve bilim insanlarının oldu-
ğu, hem ulusal hem de uluslar arası düzeyde geçerli olacak olan ve kardeşlik ile evrensel sevgiye dayalı, her türlü hurafeden arınmış bir etik olan bu yeni dini Newton’a adıyor ve Yeni Hıristiyanlık olarak da adlandırılan “Newton Dini”ni öne- riyordu (Pickering,  1993:68).  Özetle  Saint  Simon,  endüstri  toplumunun  yönünün ve düzeninin aylaklar tarafından değil, bilim adamları ve sanayiciler tarafından be- lirlenmesi gerektiğini, bu  toplumdaki  krizin  de  pozitivizme  dayanan  yeni  bir  din ile çözülebileceğini savunuyordu. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Saint Si- mon’un dini, aydınlanmış olan insanların cahil insanları yönetmelerini sağlayan bir dizi genel bilim uygulaması şeklinde düşünmesi, yani yeni dini toplumsal dü- zeni sağlayacak ve kitlelerin bu yeni düzene uymasını sağlayacak siyasal bir araç olarak görmesidir.
Saint Simon, yeni dinin ahlaki temelini oluşturacağı bu yeni toplumsal aşama- nın ortaya çıkabilmesi için önce toplumsal bir kargaşa yaşanacağını ve yeni düze- ne geçişin kolay olmayacağını vurguluyordu. Ona göre bu geçiş dönemini hızlı ve kolay bir şekilde atlatmanın yolu, ‘sosyal fizik’ olarak adlandırdığı bilimden geçi- yordu. Toplumun pozitif bilimi olan sosyal fizik sayesinde toplumsal yasalar orta- ya konabilecek, toplumun ihtiyaç duyduğu reformlar bu yasalara göre yapılacak, toplum bu yasalara göre yönetilecekti.


 

Sosyal Fizik
Yaşamı boyunca temel olarak Fransız Devrimi’nden kaynaklanan siyasal ve top- lumsal krize bir çözüm aramış olan Saint Simon, geleneksel toplumun çağ dışı kal- dığını, yerini yeni bir toplumun alması gerektiğini ve bu yeni toplumda en yüksek değerin insanlığa faydası olacak etkinlikler olması gerektiğini belirtiyordu. Saint Si- mon, ayrıca toplumsal istikrarın ve uyumun ancak mevcut krizin kökleri anlaşıl- dıktan sonra kurulabileceğini belirtiyor ve bu kökleri anlamak için de anahtarın bi- lim olduğunu savunuyordu. (Pickering 1993:72). Saint Simon’a göre modern top- lum anarşi ve devrim tarafından tehdit ediliyordu. Toplumun bu aşamanın ötesine geçebilmesinin, yeni bir toplumsal örgütlenmenin tek yolu bilim ve endüstriydi. Bilimsel gelişmeler toplumsal koşulların da iyileşmesini sağladığı için, toplumsal yeniden örgütlenme de bilim tarafından inşa edilmeliydi. Başka bir deyişle Saint Si- mon, düzen ve istikrarın yeniden mümkün olabilmesi için toplumun yeni bir bili- me ihtiyaç duyduğunu, bu bilim aracılığıyla toplumsal yasaların ortaya konabilece-
ğini, toplumun ihtiyaç duyduğu reformun da bu yasalara göre yapılması gerektiği- ni ileri sürmüştür. Bu da bilimsel düşünceye dayanan, pozitif bir toplum bilimi kur- mak anlamına gelmektedir. Saint Simon, pozitif bilimlerin ancak pozitif bir toplum biliminin yaratılması ile tamamlanacağına inanmış, bu yeni toplumsal bilimi ‘sos- yal fizik’ olarak adlandırmıştır (Swingewood, 1998:56). Sosyal fiziğin toplumların yeniden düzenlenmesinde en önemli rehber olduğunu düşünen Saint Simon’a gö- re bu bilimin amacı, üretenlerden oluşan ve en kalabalık olduğu halde aynı za- manda en yoksul olan sınıfın emeğinin karşılığını tam olarak almasını ve kendi kendini yönetmesini sağlamaktır (Meriç, 2009:25). Nasıl fizik bilimi doğa olayları- nı tahmin etmeyi ve kontrol altına almayı mümkün kılıyorsa, toplumsal gerçekliği inceleyen sosyal fizik de sosyal olayları tahmin etmeyi ve kontrol altına almayı mümkün kılacaktır. Saint Simon’dan önce hiçbir düşünür “insanın ve toplumun davranışlarının, ancak insan ve toplumun ilim konusu yapılmasıyla yönlendirilebi- leceğini, bu yeni bilimin de ancak tabiat bilimlerinin prensiplerine dayandırılabile- ceğini bu kadar açık şekilde ifade etmemişti” (Meriç, 2009:15).

Durkheim Saint Simon’un yeni bir yöntemi, pozitif felsefeyi, sosyalizmi, hepsini endüstri- yalizm kavramında birleştirdiğini ve hem sosyolojinin hem de sosyalizmin kurucusu olduğunu belirtir (Durkheim, 1928:280-1’den aktaran Meriç, 2009:67).


 

Saint Simon’un Etkileri
Saint Simon’un özellikle toplumsal düzeni yeniden kurmayı sağlayacak pozitif bir toplum bilimine ihtiyaç duyulduğu yönündeki düşüncesi, 19. yüzyılın ilk yirmi yıl- lık döneminde savaş ve toplumsal karışıklıkların sarstığı Avrupa’da giderek daha etkili olmaya başlamış ve çalışmaları, yeni bir sosyal bilimin başlangıcı olarak ka- bul görmüştür (Hamilton 1996:49).
Saint Simon’un çalışmaları bir yandan pozitivizm ve evrimciliği, diğer yandan sosyalizmi içeren çalışmalardır. Saint Simon’un sosyolojisinde Aydınlanma düşü- nürlerinin, özellikle Montesquieu ve Concordet’nin etkisi görülür. Saint Simon’un çalışmaları da Comte’un, Durkheim’in ve Marx’ın düşüncelerinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Saint Simon’un en ilginç yönü, hem Comte’un teorisi gibi muhafa- zakar hem de Marx’ın teorisi gibi radikal teorilerin gelişiminde etkili olmuş olma- sıdır (Ritzer, 2008:15). Saint Simon, toplumsal olguların, doğa bilimlerinde kullanı- lan bilimsel yöntemle çalışılması gerektiğine inandığı için pozitivisttir. Özellikle bir süre birlikte çalıştığı Comte’un çalışmalarında Saint Simon’un etkisi açıkça görülür. Toplumsal düzenle ilgili görüşleri Durkheim’i ve Durkheim üzerinden Parsons’ı et- kilemiştir. Saint Simon’un ahlakın ve işbirlikçi üretimin bir elit grup tarafından ge- liştirilecek yeni ideolojilerde yattığı şeklindeki düşüncesi, toplumsal değişimin eli- tist bir kavranışını oluşturur. Bu elitist toplumsal değişme anlayışı ile birlikte tek sı- nışı endüstriyel toplum fikri ve de toplumsal örgütlenmenin teknik zorunlulukla- rını vurgulaması, modern tabakalaşma teorileri ile de ilişki kurmasını sağlamıştır (Mann, 1989:338-9). Radikal açıdan ise, Saint Simon ekonomik sistemin merkezi planlamasının gerekli olduğunu, sosyalist reformlara ihtiyaç duyulduğunu görmüş ve idealist sosyalizmin öncüsü olmuştur. Toplumsal yapının ekonomik yapı tarafından belirlendiği düşüncesi nedeniyle de sonradan Marx tarafından geliştirilmiş olan tarihsel materyalizmin öncüsü kabul edilir. Saint Simon, üretim ve düzen kav- ramlarının ortak yanının ver her türlü ilerlemenin kaynağının emek olduğunu, da- ha iyi bir dünyanın ancak emek sayesinde kurulabileceğini savunmuştur (Lacroix, 1973:17’den aktaran Meriç, 2009:25) Saint Simon da Marx gibi kapitalistlerin feodal soyluların yerini aldığını görmüş, yine benzer şekilde insanların üretirken kendile- rini de yarattıklarını ve üretimi artırmak  için  toplumu  ekonomik  açıdan  düzenle- mek gerektiğini savunmuş (Meriç, 2009:111) ancak Marx gibi kapitalist endüstriyel toplumun kendine özgü doğasıyla ilgilenmemiş, endüstriyi bilim insanlarının ve endüstriyel üretimde bulunan herkesin katıldığı bir iş birliği olarak görmüştür. Sı- nıf anlayışındaki bu farklılık nedeniyle de sınışar arasında meydana gelecek bir ça- tışmayı öngörmemiş, toplumsal değişmenin pozitivizmin her alanda yaygınlaşma- sı sayesinde gerçekleşeceğine inanmıştır (Ritzer, 2008:15).

Saint Simon 18. yüzyılın eleştirel ve devrimci felsefesine karşılık 19. yüzyılın felsefesinin yaratıcı ve yapıcı olacağına inanmış, toplumsal düzenin ve istikrarın yeninden sağlanabilmesi için toplumsal yasaları ortaya koyabilecek bir bilime  ihtiyaç duyulduğunu savunmuştur.