Saint Simon: Ensüstri Toplumu ve Sosyoloji

Endüstri Toplumu, Endüstri Toplumunda Toplumsal Yapı ve Devlet Örgütlenmesi
Saint Simon’a göre toplumlar, her biri farklı bilgi biçimlerine dayanan üç aşama olan teolojik, metafizik ve pozitif aşamalardan geçerler. Bu aşamalara bağlı olarak Avrupa uygarlığı çok tanrılı uygarlıktan tek tanrılığa ve feodalizme, daha sonra da endüstri toplumuna doğru bir değişim geçirmiştir. Saint Simon’dan önce de çeşitli düşünürler toplumun belirli aşamalardan geçerek geliştiğini belirtmiştir, Simon’un özgün yönü, bu gelişmenin ekonomik yönünü vurgulaması ve her aşamaya özgü

Saint Simon, yapıcı bir reforma gidilerek bilime ve endüstriye dayanan bir toplum inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur.
Saint Simon, “endüstri toplumu” kavramını kullanan ilk düşünürdür.

Saint Simon, üreten ve üretmeyen sınışarı birbirinden ayırmış, üretimde bulunmayan sınıfı “aylaklar”  olarak nitelemiştir.

bir ekonomik yapının olduğunu belirtmesidir. Bu aşamalardan birincisi köleliğe, ikincisi feodalizme, üçüncüsü ise endüstriyel üretime dayanmaktadır (Strachan, 1999). Saint Simon’un toplumun gerçek güçlerinin üretime ve endüstriye dayalı ol- duğu yönündeki düşüncesi, tarihsel materyalizm teorisinin öncüsü olarak kabul edilmesini sağlamıştır. Pozitif aşamanın endüstriyel toplumun ortaya çıkışı ile baş- ladığını düşünen Saint Simon’a göre endüstri toplumu aşamasında toplum, bilim- sel gelişmeler sayesinde doğanın kontrol altına alındığı, endüstriyel üretime dâhil olan herkesi birden içeren tek bir sınıfa ve herkesin zenginlikten üretime katıldığı ölçüde pay alacağı refah üreten bir yapıya sahiptir.
Saint Simon, endüstri toplumunun emeği yücelten bir toplum olduğunu sa- vunur. O’na göre toplumda iki temel sınıf vardır, bunlardan biri hangi iş kolun- da olursa ve ne şekilde çalışırsa çalışsın, çalışan ve üretime katkıda bulunanlar- dan oluşan endüstri sınıfıdır. Bu sınıf üretime katılarak topluma fayda sağlayan değerli üyelerden oluşmaktadır. Saint Simon’a göre bu sınıf fabrika sahiplerini, yatırımcıları, bankerleri ve işçileri, yani endüstriyel alanda faaliyet gösteren her- kesi kapsar. Bu yeni toplumda, herkes kendi yeteneği ve becerisi ölçüsünde ka- zanacak ve saygınlığın kaynağı emek ve çalışma olacaktır. Diğer sınıf ise, üreti- me katkıda bulunmayanlardan meydana gelmektedir ve Saint Simon çalışanları “bal arıları” olarak, çalışmayan sınıfı ise “eşek arıları” ya da”aylaklar” olarak ad- landırmaktadır (Meriç, 2009:61). Saint Simon, sermaye sahiplerinin elde ettikle- ri kârı, üretim sonucu meydana geldiği için haklı buluyor ve bu nedenle serma- ye sahiplerini aylaklar sınıfına dahil etmiyordu. Ancak üretim sonucu meydana gelmeyen faizin ve rantın insanın insanı sömürmesi anlamına geldiğini belirtiyor ve buna karşı çıkıyordu. Dolayısıyla askerler, soylular, hukukçular ve rant geli- riyle yaşayanlar aylaktı ve üreten sınışarı sömürmekteydiler (Swingewood, 1998:57-59). Feodal toplumda üretime katılmama veya bir başka deyişle tembel- lik, bir asillik özelliği iken endüstri toplumunda küçümsenen bir davranıştır. Sa- int Simon’a göre endüstri toplumunda herkes çalışmalı ve çalışmasının karşılığı- nı da liyakatine göre almalıdır. Endüstri toplumunda toplumsal tabakalaşma li- yakat esasına dayanacak, güç ve refah liyakate göre bölüştürülecek, üretime katkıda bulunan herkes katkıda bulunduğu ölçüde güce sahip olacaktır. Özgür üretimin bu ilkeleri ahlaki dayanışmayı da beraberinde getirecek ve endüstri toplumu işçi ve işveren arasında bir iş birliği yaratacaktır. Endüstri toplumunda gelişecek olan bu dayanışma ve iş birliği sayesinde zora dayalı yönetimlere son verilecek ve modern toplumu bir arada tutacak değerler üretilmiş olacaktır. Bu açıdan Saint Simon’a göre endüstri toplumunun iki amacı vardır, bunlar üyeleri arasında (a) ortaklık ilişkileri ve (b) barışçı ilişkiler kurmak. Savaşa dayanan, servetin çok küçük bir azınlığın elinde toplandığı Feodal toplumsal düzen, sınıf- lar arasında baskıya dayanan ilişkiler kurulmasını gerektirmiştir; ancak endüstri toplumu doğmuştur. Endüstri toplumunda baskının yeri yoktur, herkes emeği ile üretime katılacak, herkes ahlaki olarak birbirine karşı sorumlu olacak, kim- se kendini kolektiviteden ayrı düşünmeyecek, bir çalışanlar ordusu içinde yer aldığını bilecek ve çalışanlar kendi aralarında dayanışma ilişkileri kuracaklardır (Meriç, 2009:143-4). Bu noktada Saint Simon, bu sınıf ahlakının sınıf bilincini doğurması gerektiğini düşünmüş, çalışanların aynı sınıfta yer aldıklarını fark et- meleri ve sınışarına dair görevlerine bağlılık göstermeleri gerektiğini vurgula- maktadır (Meriç, 2009:145).

Saint Simon, toplumu bir arada tutacak değerleri önemsemiş ve insanların top- lum halinde yaşamalarının bir zorunluluk olduğunu vurgulamıştır. Saint Simon Bonald ve Maistre gibi  toplumu  organik  bir  bütün  olarak  tanımlamaktadır. Bu organik bütünün sağlığı, üretimle ve üretken sınışarla ilişkilidir ve sağlıklı bir toplum, çeşitli parçaların bütünle işlevsel bir uyum içinde olduğu bir toplumdur. Saint Simon’a göre parçaların bütünle işlevsel bir uyum içinde olabilmesi için top- lumun endüstrinin ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi, bu amaçla bir reform gerçek- leştirilmesi ve devlet anlayışının da bu doğrultuda değişmesi gerekiyordu (Swinge- wood, 1998:56). Ekonomik ve siyasal sistemler birbiriyle uyum içinde olmalı ve toplum pozitif bilimsel ilkeler temelinde örgütlenmeliydi. Saint Simon bu yeni top- lumsal örgütlenme biçiminde artık insanların insanlar tarafından sömürülmesinin ortadan kalkması gerektiğini savunuyordu; ama yine de hiyerarşik bir toplum ya- pısı öneriyordu. Başka bir deyişle yönetenler ve yönetilenler ayrımını yapıyor; an- cak önceki toplum yapılarının yönetiminden daha farklı bir yönetim modeli sunu- yordu. Endüstri toplumunda toplumsal çıkarlar sanayiciler tarafından belirlenme- liydi. Toplum, endüstrinin işleyişini sağlayan büyük sanayiciler ve ekonomi uz- manları tarafından yönetilmeli, toplumu yönetecek olan bu gruplar da sosyologlar tarafından eğitilmeli ve yönlendirilmeliydi (Jary ve Jary, 1991:108).

Saint Simon toplumun yeniden örgütlenmesinin eşitlik ya da temsili bir yöneti- me dayalı olması gerektiğini savunmuyordu. Yeni toplumsal yapıda da yönetenler ve yönetilenler arasında hiyerarşik bir bölünmenin olacağını ileri sürüyordu. An- cak bu yeni toplumun değerleri bilimle ve endüstriyle uyumlu olacak, yeni toplum tahmin edilebilirlik, faydacılık ve akılcılık temeline dayanacaktı (Pickering 1993:69). Endüstri toplumundan önceki toplumsal örgütlenme biçimlerinde geleneksel ku- rumlar ve geleneksel değerler, devletle sivil toplumu birbirine bağlıyordu; ancak Endüstri toplumunda devlet ve sivil toplum birbirinden ayrılmıştı.Endüstri toplumu önceki toplumsal örgütlenme biçimlerindeki gibi merkezileşmiş iktidar yapısına değil, endüstrinin işleyişini sağlayan sivil toplum kurumlarına dayandığı için Saint Simon, endüstri toplumlarında yönetimin devlet kurumlarında değil, sivil toplum kurumlarında olması gerektiğini savunuyordu. Karar alma gücü devlete değil, bi- lim ve teknolojiyi üreten ve kullanan kurumlara verilmeliydi. Devletin görevi üre- tim araçlarının en verimli şekilde çalışanlara dağıtılmasını sağlamak ve bunun de- netimini yürütmek olmalıydı. Başka bir deyişle Endüstri toplumunda devlet otori- tesi tahakküm kurmak için kullanılmayacaktı. Bu toplum, bilim insanlarıyla sana- yicilerin yönetici sınıfı oluşturduğu hiyerarşik, yukarıdan yönetilen, bununla birlik- te yönetici elitin toplum üzerinde tahakküm kurmadığı, toplumu, üreten herkesin üretimden ürettiği ölçüde pay almasının sağlanacağı işbirliğine dayalı bir anlayışla yönettiği bir toplumdur (Swingewood, 1998:56-58).

Saint Simon’a göre bu elit yönetim sayesinde toplumu sömüren aylaklar orta- dan kalkacak ve bunun sonucunda insanların mutlu olma olasılığı yeniden ortaya çıkacaktır. Toplumun öncelikli görevi üretimi geliştirmektir; çünkü üretim, yaşa- mak için gerekli nesneleri çoğaltır ve insanların mutluluğu ancak bu nesnelerin ço-
ğaltılmasıyla ve insanların çalışmaktan aldıkları zevkle sağlanır. Bu nedenle toplu- mu endüstri alanında çalışanların yönetmesi, yoksulları yoksulluklarından kurtara- caktır; çünkü bu yöneticiler toplumu üretimi artırmaya yönelik bilimsel yollarla yö- neteceklerdir. Böylece üretim artacağı ve herkes üretime katkıda bulunduğu ölçü- de kazanacağı için en yoksul gruplar da dahil olmak üzere herkes mutlu olacaktır (Pickering, 1993:99).Özetle Saint Simon, özel mülkiyetin çoğunluğun faydasına olacak şekilde yeniden bölüştürülmesini istemiş ve yoksulların göz önüne alınarak toplumun yeniden düzenlenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Bunu sağlayacak olan yeni yönetici elitin görevini kötüye kullanmasının önündeki engel ise “yeni din”dir.
Saint Simon, özel mülkiyetin çoğunluğun faydasına olacak şekilde yeniden bölüştürülmesini ve yoksulların göz önüne alınarak toplumun yeniden düzenlenmesi gerektiğini savunmuştur.
Saint Simon’a göre yeni toplumu ekonomik ve siyasi açıdan önde gelen sanayiciler, bankacılar, maliye uzmanları; inanç ve eğitim gibi açılardan da bilim ve sanat uzmanları yönetecektir.

Saint Simon, devletin üretim araçları üzerinde otorite sahibi olması ve üretim araçlarını en verimli çalışanlara dağıtması gerektiği yönündeki düşünceleri nedeniyle sosyalizmin kurucuları arasında kabul edilir.