Şaban Teoman Duralı – Ödev Esaslı Ahlak – Başkaldıran İnsan

Şaban Teoman Duralı – Ödev Esaslı Ahlak –
Başkaldıran İnsan

Anlam verici varlık olarak insan, değerlerin inşacısıdır.
Anlamlandırılabilir bütünlüğeyse Âlem diyoruz.

Fasit dairenin bir yakasında üretim, diğerinde tüketim
bulunur, tamamınaysa iktisat diyoruz.

Varolanlara canlı denir. Farsça canın Arapça karşılığı
nefsdir. 

Ruhun görevi, nefsi denetlemek, dizginleyip zapturapt
altında tutmaktır.

Ruhun varlığına inanmak istikbalin teminatıdır. Ruhun
varolduğuna inanılmadığı, dolayısıyla da geleceğe güven duyulmadığı yerde hayat
yoktur.

Gerek yokluğun / yahut hiçliğin / gerekse ölümün içerisini
mantıkça da deneyce de dolduramayız.

Üstünde konuştuğumuz yahut konuşabildiğimiz her şey nitekim
varlık tarafından taşındığına göre, asla konuşamadıklarımız, yokluktan
sayılacak. Sonuçta, üstünde konuşamadıklarımızın anlamı bulunmaz. Anlamı
bulunmayana da değer atfedilmez.

Ben-varlığıma-ilişkin-fikrime özbilincim diyoruz.

Ödevini yerine getirmek işin hakkını vermek demektir.

Aklı, temyizin ikametgâhı şeklinde niteleyebiliriz. Akılla
ve onun denetiminde çalışan zihinle algıladıklarımızı değerlendirebiliriz.

Duyuların tersine, duygular bize aracısız bütünlüklü veri
sağlarlar,

Bu (…) verilere sezgi diyoruz.

Biçimsizlik anlamsızlık demektir.

Biçimsizin değeri yoktur.

Biçimlilik güzelle örtüşür.

Dış düzgünlüğü bilim yoluyla, içerimizdekini ise ahlakla
sağlıyoruz.

Hem dış (…) hem de iç (…) hareket ettirici (…) akıldır.

Ruhun ben-ime düşen hissesine akıl, onun da ben-imi düzenleyişine,
tertipleyişine ahlak diyoruz. O halde ahlaklı olan aklını kullanan kişidir.

Tanrının kehaneti ne açıklar ne de müphem kılar; o bir
işarettir. İşte Tanrı kehanetini, yani tebliğini anlayıp bunu kişinin ben-ine
anlatmakla akıl yükümlüdür.

Ruhları kapalıysa, gözler ile kulaklar, insanlara kötü
tanıktırlar.

Kişi, ilkin ben-ini, kendisini çevreleyen ben-olmayanlarla
birlikte anlamlandırıp değerlendirmek suretiyle varlıklaştırmaya koyulur.

Bu ilk dönemleri bencil ve benmerkezcidir.

Benmerkezci yaşama çemberi tedricen aralanıp topluma
katılmanın eşiğine varılır.

Bundan böyle yalnızca dirimsel ben-beşer doğrultusunda
yaşanmaz.

Yükümlülük /hak/ denklemi ben-i sorumluluk anlayışına sevk
eder.

Madem aklım, Allah Ruhunun ben-ime düşen payıdır, o halde
aklımın ben-e seslenişi, ben-i uyarışı şeklinde tarif ettiğimiz vicdan,
haddizatında Rabbin dur durak bilmez sedasından gayrı bir şey değildir.

Birer budun adı olan Bantu ile Navajo (j=h), aslında “beşer”
demektir.

Şu durumda (…) budunun boyun mensubu değilseniz beşer-den
sayılmazsınız.

Kişiyi insan (…) kılan asıl, onun gönül gözü ile kulağını,
Herakleitos’un deyişini tekrarlarsak, Logos’a, demek ki KelamAllah’a
alabildiğine açık tutmasıdır. Bu halin aşikâr deliliyse, o kişinin ödevine
gösterdiği sadakattir.

Dünya münkire cennettir.

Büyük cihatta olmak sabretmek ile direnmek demektir.

Sabredip direnebilen mücahittir. 

Din duygusundan yoksun kişinin, doğa ile insan karşısında
temellenmiş saygısı ile sevgisi olamaz.

Yaşanan geçmiştedir. Bu bakımdan bildiklerimiz
yaşanmışlıklarda saklıdır. Bilgiyi sayıyorsak, geçmişe saygı göstermeliyiz.

Yaşanmışlıkların silinmesi, yaşamak edimini ortadan
kaldırır.

Geçmiş yoksa şimdi de olamaz.

Vicdana kulak kabartarak düşünme etkinliği, özbilinci verir.

Bahis konusu intikali başlatma ile yürütme gücüne, işte,
irade diyoruz.

Özbilincimin İlahi yasanın benim-deki bilgisi /irfan/
özbilincim-i oluşturur.

Bilim ile irfan bütünlüğü ilmi ortaya çıkarır.

İlim sahibi, âlimdir. Onun da en üst seviyesine erebilmiş
olan hakîmdir.

Veli, benim-inin tam malikidir.

Akıl, kavramları oluşturan mercidir.

Kavramların da, zihinde duyu verileriyle dolmaları sonucunda
düşünceler meydana gelir.

Duyu verilerinden görüntülere geçiş algıdır.

Görüntülerden basit tasavvurların teşkili algının devamıdır.

…düşünme bu noktada ortaya çıkar.

İdrak, katmerlenmiş bir düşünme sürecidir.

Söz, düşüncenin dışavurumudur.

Yaşanan olayların (…) meydana getirdikleri birikimler,
tecrübeleri oluşturur.

Duygu haddizatında sezgilerin semeresidir.

Algı aşamasında duyu verileri anlamlandırılırlar.

İdrak safhasındaysa mana kazanırlar.

Duyu ile duygu (…) birbirini algıda kısmen, idrakte topyekûn
tamamlar.

Biçim, düzgünlük sağlar.

Düzgünlük kazanmış duyu anlamlanır.

Nasıl kavram sezgi yoluyla akıldan çıkıp gelirse, duygu da
aynı yolla gönülden neşet eder.

Marifet, sezgi verisi, dolaysız ve aracısız elde edilen
kesinkes bilgidir.

Gönlüm-ün, kalbim-in sesine yani vicdanına kulak kabartıp
buyruklarına uygun davranan kişi ahlaklı kişinin, ahlaklı kişinin tek buyruk
mercii vardır o da vicdanıdır.

Kutadgu Bilig

Felsefe – Bilim Araştırmaları

Sayı: 1 (s. 29-70)

Ocak, 2002