PRENS SABAHATTİNİN’N HAYATI ESERLERİ SOSYOLOJİSİ

 

 

HAYATI

Prens Sabahattin’in eserlerini, çeşitli sorunlara karşı geliştirdiği düşüncelerini ve sosyolojik yaklaşımlarını sıralayabilmek. Hayatı Prens Sabahattin 1879’da istanbul’da doğdu. Özel bir eğitim aldı. Osmanlı aydınları nın çoğunluğunu etkileyen materyalizm, sosyal Darwinizm ve pozitivizmden o da etkilendi. Düşüncelerinin şekillenmesinde babasının etkisi önemlidir. 1899 yılında babasının dayısı karşısında yürüttüğü mücadele sonucu Fransa’ya gitmek zorunda kaldı. Yurt dışında ittihat ve Terakki Cemiyeti’nin en aktif liderlerinden biri haline geldi. Fransa’da sosyoloji ve Science Sociale ekolü ve onun temsilcileri ile tanıştı. Bu ekolün önde gelen isimlerinden Frederic Le Play, Henri de Tourville ve Edmond Demolins’in görüşlerini benimsedi. 1906 yılında ittihatçı lardan ayrılarak Teşebbüsü fiahsi ve Ademi Merkeziyet Derneği’ni kurdu. 1924 yılında, Osmanlı hanedanlık mensuplarının yurt dışına çıkarılması- na ilişkin yasa gereği ülkeden çıkarılan Prens Sabahattin, ölüm tarihi olan 1948’e kadar çalışmalarını Avrupa’da sürdürdü. Prens Sabahattin’in en önemli eserinin adı “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir?” dir. Ege, N. (Haz.) (1987). Prens Sabahattin: Hayatı ve ilmi Müdafaaları, istanbul: Güneş Neşriyat.

Science Sociale Ekolü

Bugünkü bilimler deney ve gözlem yönteminden doğmaktadır. Bu bilimlerden bir kısmı yalnız gözleme, bir kısmı da her ikisine birden dayanmaktadır. Science Socialeyı yaratan gözlem yöntemidir. Ancak bilimsel gözlem, sıradan gözlemlerle karıştırılmamalıdır. Belirli bir konuyla ilgili gözlemlerin bilimsel olabilmesi için, o konuyu meydana getiren olayları ortalama olarak değil, kökten kavrayacak bir çözümleme yöntemi edinmek gerekir. Bu tür bir yönteme sahip olmaktan doğacak buluşlar, aynı yönde yürüyerek çoğalmakla bir sınışama, bir bileşim yaratır. Bu sınışama ve bileşimlerle de bir bilimin temeli atılmış olur. Science Sociale ekolü, daha çok aile monografisi yapan F. Le Play’ın çalışmalarından hareketle oluşturulmuştur. Prens Sabahattin toplumsal sorunların gözlem yöntemiyle çözülebileceğini öne sürmektedir. Bunun gerçekleşebilmesi için de uygulamaya, topyekun bir toplumsal değişmeye dayalı siyasal program önerisi getirir. Bu program aynı zamanda Anglo-Sakson toplumlarını örnek alan siyasal bir seçimi içermektedir. Ziya Gökalp’in ve Prens Sabahattin’in ülkemizde temsil ettikleri sosyoloji ekollerinin sosyolojik görüşleri hakkında bilginiz var mı?

Toplumsal Değişme Anlayışı

Prens Sabahattin’e göre Türkiye’nin eğitim ve yönetim gibi iki temel sorunu bulunmaktadı r. Türkiye’nin yönetim sorununun çözümü, ülkenin idari yapısının merkeziyetçi yapıdan ademimerkeziyetçi yapıya doğru değiştirilmesiyle çözülebilir. Türkiye’nin yönetim yapısı ile birlikte eğitim anlayışının da değişmesi gerekmektedir. Yurttaşlarımız Anglo-Sakson eğitim yöntemlerinin uygulandığı bir eğitim anlayışı doğrultusunda yetiştirildiğinde, giderilemeyecek sorun yoktur. Bu iki alanda bütüncü yapıdan bireyci yapıya doğru gerçekleştirilecek uygulamalar, toplumsal yapı yı da değiştirecek ve Türkiye’nin kurtuluşu gerçekleşecektir. Bir başka anlatımla, Prens Sabahattin, sorunların kaynağını mevcut toplumsal yapıda görmekte ve bu yapıyı değiştirmeyi hedeşemektedir. Kamucu toplumsal yapının bireycilik lehinde değiştirilmesi, mevcut tüm sorunların çözümü anlamına gelmektedir. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu olumsuz durumu, mevcut toplumsal yapı ya bağlayan ve bu toplumsal yapının tümden değişimini öngören Prens Sabahattin’in mevcut toplumsal yapı ve merkezi yönetim anlayışı karşısındaki çözümü, bütüncü toplumsal yapının ve merkezi yönetim anlayışının terk edilmesi, bireyci toplumsal yapı ile ademimerkeziyetçi bir yönetim anlayışının hayata geçirilmesidir. Toplumsal yapı değiştirilmeden yönetim biçiminin değiştirilmesi bir işe yaramayacak, mevcut sorunları çözemeyecektir. Meşrutiyet yönetim biçimi ispanya’da da var, ingiltere’de de Amerika Birleşik Devletleri’nde de Amerika kıtasının Orta ve Güney’indeki devletler de cumhuriyetle yönetiliyor. Oysa bu devletler arasında korkunç derecede farklılıklar bulunmakta. Bu korkunç farklılıklar hükümet biçiminin aynı olmasından değil, sosyal yapılarındaki ayrılıktan ileri gelmektedir. Yönetim hayatını özel hayata üstün tutan bütüncü-cemaatçi yapılarda idare şekli mutlakiyet, meşrutiyet, cumhuriyet, hangisi olursa olsun sonuç hep aynı; siyasi baskı ve sosyal yoksulluktur. Bundan dolayı, yönetim biçiminin ya da yasaları n değişmesiyle gerçek bağımsızlığa kavuşulamaz. Yönetim hayatında yapılacak reformlar hep yüzeysel ve sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Ülkenin kurtuluşu tanzimat, Islahat, meşrutiyetle değil, toplumsal yapının değişmesine bağlıdır. Bireyci bir toplumsal yapı değişikliğini savunan Prens Sabahattin’e göre, maddi yapının gevşekli- ğinden doğan bütüncü yapı, kendine bağlı olanları üretimden çok tüketime sürüklediği için sosyal ye- Prens Sabahattin, sorunların kaynağını mevcut toplumsal yapıda görmekte ve bu yapıyı değiştirmeyi hedeşemektedir. Prens Sabahattin kamucu toplumsal yapıdan bireysel toplumsal yapıya geçilmesi halinde Türkiye’nin pek çok sorununun çözüleceğine ve ülkenin kalkınacağına inanmaktadır. tenek ve kişiliğin gelişmesine engel olmaktadır. Maddi çalışmanın sıklığından doğan bireyci yapı ise kişisel girişkenlikle etkin bir üretim doğurarak, sosyal yetene- ğin gelişmesini hazırlayarak bütüncü yapılarda olduğu gibi, kişiyi kişiye değil, özel mülkiyeti üretim uğraşılarına bağlayarak, dayanaklarını kendi kendinde bulan ba- ğımsız ve üstün kişilerden kurulu etkin bir toplum yaratır. Bireyci yapı, kişisel yükselmeye, bağımsızlığa doğru kesin bir gidişe yol açar. Kişisel bağımsızlık sosyal hayatı n üstünlüğünü ortaya çıkarır. Bu üstünlüğün hareket noktası ise bütünüyle manevi olan bir fikir aydınlanmasından değil, etkin bir maddi çalışma, hayatın değişen ihtiyaçlarına uyabilen bir üretim ve bunların geliştirdiği sosyal özelliklerden doğmaktadır. Kabile, parti, devlet gücüne dayalı sorunların bütüncül yapı içerisinde çözümlenmeye çalışılmasının, Doğu toplumlarını Batılı toplumların gerisinde bırakmıştır. Batı’da da tercih edilen Anglo-Saksonların toplum yapısıdır. Prens Sabahattin, (1999). Türkiye Nasıl Kurtarılabilir? Ve izah’lar, Ankara: Ayraç Yayınevi. Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin’in Batılılaşma konusundaki görüşleri arasında ne gibi farklılıklar bulunmaktadır?

Ademimerkeziyetçi Yönetim Anlayışı

Prens Sabahattin toplumsal sorunların çözümünü “yapı” değişimine bağlar ve bu değişimin iki kaynağından birinin ademimerkeziyetçi yönetim biçimi olduğunu belirtir. Bireyci toplumlarda ihtiyaçtan doğan ve halkın kendi kendini idare etmesi sonucuna ulaşan idare tarzına, ademimerkeziyetçi yönetim denilmektedir (Ege, 1977: 332-358). işlerin ayrılmadığı, birbirine bağlandığı, karıştırıldığı ve gevşek yürütüldüğ ü; iş sorumluluğunun tanımlanmadığı ve belli bir yetkiye bağlanmadığı, yetkilerin tümüyle hükümet merkezinde toplandığı; özel hayatın ve girişkenliğin baskı altında tutulduğu, memur sınıfının tahakkümüne dayalı yönetim biçimine de merkezi yönetim denilmektedir (Ege, 1977: 358). Ademimerkeziyetçi bir yönetimde merkez, ülkenin her tarafına birden aynı emri vermez. Bütün işler, türüne, genişlik ve karmaşıklığına göre ayrılır. Bu işlerin yönetimi, yetkili kurullar tarafından, yerinde ve zamanında ayrı ayrı yüklenilerek yürütülür. Vilayet meclisleri, mahalli ihtiyaçlar doğrultusunda yol, köprü, okul, hastane gibi hizmet yatırımlarını bürokratik engellere takılmadan gerçekleştirirler (Ege, 1977: 163). Merkez dışı yönetimde mevcut vilayetler doğal ve sosyal koşullara göre, birkaç vilayeti içine alacak şekilde, bölgelere ayrılarak mahalliidare teşkilatları kurulur. Her bölge için bir düzenleme kurulu oluşturulur. “Göçebe memur” yerine, genel refah ve bölgesel bayındırlık işleri ile ilgilenecek, değişmez mahalliidareciler teşkilatı oluşturulur. Bölge yöneticisi ise o bölgenin en seçkin kişileri arasından seçilir (Prens Sabahattin, 1965: 59). Toplumsal faydanın en iyi şekilde sağlanması için Türkiye’nin merkez dışı bir yönetime kavuşması zorunludur. Zira böyle bir idare, servet ve saadet kaynağı olan bireysel girişkenliğin gelişmesine uygundur. Ademimerkeziyetçilik anlayışı ile siyasi değil idari yerinden yönetimi savundu- ğunu sürekli olarak belirtme gereği duyan Prens Sabahattin, idari yönetim anlayışı ile yerel seçimlerle iş başına gelecek olan valilere daha fazla yetki verilmesini, il Bireyci yapı, kişisel yükselmeye, bağımsızlığa doğru kesin bir gidişe yol açar. Kişisel bağımsızlık sosyal hayatın üstünlüğünü ortaya çıkarır. kurullarının oluşturulmasını, halkın vergilerinin nerelere harcandığını denetleyebilmesini talep ettiğini belirtir. Ademimerkeziyetçi anlayışın siyasi alanı kapsamadığı nı belirten Prens Sabahattin bu görüşü ile çelişecek şekilde idari yerinden yönetimin işleyebilmesi adına, bu yönetimlere ayrı bir hukuk, ayrı bir ekonomik özerklik, hatta yerel kolluk güçleri talep etmektedir (Prens Sabahattin, 1965: 58).

Eğitim Konusundaki Görüşleri

Prens Sabahattin’in görüşleri çerçevesinde istenilen toplumsal değişmenin merkezinde eğitim bulunmaktadır. Onun toplumsal kurtuluş reçetesi, sosyal yapıyı bir bütün olarak, alt yapı özellikleriyle değiştirip, bu değişen yapıya uygun üst yapı kurumlarını yeniden biçimlendirmektir. Bunun yolu da eğitimden geçmektedir. Prens Sabahattin’e göre, bireyci-girişimci toplumsal yapıya geçmek için değiştirilmesi gereken alanlardan biri de eğitimdir. Felaketlerimizin kaynağı cahilliğimizdir. Eğitim alanında reformlar yapıp halkımızı aydınlatırsak, gelecek kuşaklar aydı n insanlar olarak yetiştirilmiş olacaktır. Okullarımızda geçerli olan eğitim teorik ağırlıklı bilgilerden oluşmaktadır. Bunun kesinlikle değiştirilmesi ve öğrencilere gerçek yaşamda kullanacakları bilgiler verilmelidir. Bireyleri girişimci toplum yapı- sının istemlerini karşılayacak özelliklere sahip yurttaşlar haline getirmenin yolu, onları ademi merkeziyetçi ve uygulamalı eğitim anlayışına göre yetiştirmektir. Eğitim sisteminin şimdiye kadarki amacı, devlete memur yetiştirmek olmuştur. Eğitim sistemi ile hiçbir yeteneği ortaya çıkarılamayan gençlerimiz, zenginliğin kaynağı olan tarım, sanayi ve ticarete yöneltmek yerine geçimlerini memuriyette aramaktadırlar. Çünkü Türkiye’deki eğitim sistemi bireye girişimcilikle yaşamak ve zengin olmak için yeterli bilgi, beceri, deneyim, sabır ve mücadele gücü kazandırmamaktadı r. Bu da memuriyete talebi artırmakta ve gereğinden fazla memurun devlet tarafından istihdamına neden olmaktadır (Ege, 1977: 166). Prens Sabahattin için aile; bireyci burjuva toplumunun temel taşıdır. Bütüncü yapıdan bireyci yapıya geçişi sağlayacak temel değişim birimi ailedir. O nedenle aile kurma gücünde olan kız ve erkekleri yetiştirecek okullar açmak, Anglo-Sakson eğitimi ile yetişmiş ailelerden, çiftlik gibi kuruluşlardan yararlanmak ve bu aşamalardan geçen öğrencileri tarımsal alanlarda girişimci faaliyetlere teşvik etmek sistemin başarısı açısından birinci koşuldur. Bu nedenle köylü ve kentli aileler çocuklarını bağımsız bir hayata hazırlamalı, onlara çalışma ve girişkenliklerine dayalı yaşama ve yükselme gücü vermelidirler. Kız ve erkek ayrımı yapılmadan tüm çocuklar eğitimden yararlandırılmalı, girişimci ruha sahip kız ve erkek çocuklar yetiştirecek, çocuklarına girişimci zihniyeti aşılayacak gençlerin aile kurmaları sağlanmalıdır. Bu görüşler hayata geçirildiği takdirde ekmeğini taştan çıkaracak bireyler yetişmiş olacaktır. Eğitimin amacı da özel hayatta başarılı olacak aktif ve girişken gençleri ortaya çıkarmak ve onları yaşamın her aşamasında, hayatın pratik ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde hazırlamaktır (Ege, 1977: 181).

Ekonomik Konulara ilişkin Görüşleri

Prens Sabahattin, sınışı toplumsal yapı, özel yatırımların ve burjuva sınıfının teşviki, ademi merkeziyetçi bir ekonomi anlayışı yanında özel mülkiyete dayalı çiftliklere ve malikânelere dayalı büyük tarım işletmelerini esas alan liberal bir ekonomi anlayışının öncü savunucularından biridir. Yine Prens Sabahattin, ülkenin kalkınması için kızların da bireyci eğitimden geçirilerek üretim hayatına katılmalarını kalkı nma açısından zorunlu görmektedir. Felaketlerimizin kaynağı cahilliğimizdir. Eğitim alanında reformlar yapıp halkımızı aydınlatırsak, gelecek kuşaklar aydın insanlar olarak yetiştirilmiş olacaktır. Kız ve erkek ayrımı yapılmadan tüm çocuklar eğitimden yararlandırılmalı, girişimci ruha sahip kız ve erkek çocuklar yetiştirecek, çocuklarına girişimci zihniyeti aşılayacak gençlerin aile kurmaları sağlanmalıdır. Prens Sabahattin, ülke ekonomisinin gelişmesi için kadınların da üretime katılması gerektiğini belirtir. Merkeziyetçiliğin teşebbüs özgürlüğünü sınırlayıp yok ettiğini, özel teşebbüsü teşvik eden idare tarzının ademimerkeziyetçi yönetim anlayışı olduğu iddiasında olan Prens Sabahattin, Türkiye’nin kalkınmasını özel teşebbüsün geliştirilmesinde görmektedir. Prens Sabahattin, burjuva toplum yapısına geçmek adına tarım sektörüne ağırlık veren muhafazakâr bir sosyal yapı anlayışının savunuculuğunu yapmaktadır. Türkiye’nin toplumsal geleceği, memur adayı olan aydınların çoğalması ile de- ğil, bireysel girişkenliği ile tarım alanında güçlü bir üretim artışı gerçekleştirecek ve sosyal çevrenin gelişmesini sağlayacak aktif ve azimli aydınların yetiştirilmesine bağlıdır. Aydın gençler üretim güçlerini kullanarak, zenginleştirecekleri malikânelerin başına geçmeli ve böylece sosyal yoksulluğun kaynağı olan bütüncü yapıdan girişimci yapıya geçilmesini sağlamalıdırlar (Ege, 1977: 218). Osmanlı Hristiyanlarının kendilerine verilen ayrıcalıkları, ademimerkezi yönetim olanaklarını verimli bir şekilde kullanarak tarım, ticaret ve sanayi alanlarında üretime çevirerek zengin olduklarını; ademimerkezi yönetim olanaklarından yoksun olan Müslümanlar ise girişimci ruhu geliştiremediklerinden, ilkel düzeyde sürdürdükleri tarım ve devlet memurluğu ile geçinmeye çalıştıklarını, bu yüzden de servet sahibi olamadıklarını belirtmektedir. Müslümanların da Hristiyanlar gibi tarı m, ticaret ve sanayi alanlarında geçimlerini sağlamaları ve zenginleşmeleri için ademimerkeziyetçi yönetim anlayışının bireyci-girişken yurttaşlar yetiştiren bir eğitim sisteminden geçirilmiş yeni bir sınıfın oluşturulmasına bağlayan Prens Sabahattin, Müslümanlara özellikle büyük çiftlikler kurmalarını önermektedir: Yeni kuşa- ğın ziraatçi-patron aileler kurmaya aday gençleri, geniş topraklara yerleşerek, yeni çiftliklerde özel girişimciliğe doğru ilk sağlam adımları atmalıdırlar. Bunu başaran aileler, karşılarında geniş ve verimli bir çalışma ortamı bulacaklardır. Bu girişimci aileler sayesinde ülke bayındırlaşacaktır (Ege, 1977: 374-375). Ertan E. – Ufuk Ö. (Editörler). (2010). Türk Sosyologları ve Eserleri – I-II, istanbul: Kitabevi Yayınları.

Din Sosyolojisi Üzerine Görüşleri

Dinsel alanı da bireyci ve bütüncü yapıya göre değerlendiren Prens Sabahattin, dinin de topluma olumlu veya olumsuz yansımalarının toplumsal özelliklere bağlı olduğunu iddia eder. Prens Sabahattin’e göre dinin toplumsal yapı ile bağıntısını görmek için aynı dinin farklı toplumlardaki uygulamalarına bakmak gerekir. Örneğ in, Protestanlık bütüncü toplumlarda baskıcı, bireyci toplumlarda özgürlükçüdür. Bütüncü yapılarda kötüye kullanıldığı için bir baskı aracı olma derecesine düşen ve zamanla aynı oranda güçlü tepkiler doğuran dinler, bireyci yapılarda kişisel bağımsızlığa saygı gösterdiği ve bu yapıyla birlikte geliştiği için büyük bir sosyal ihtiyacı karşılamakta, kamuoyunun saygısını kazanmaktadır. islam dinini ilerlemeye engel sananlar da bu görüşlerinde bütünüyle aldanmaktadırlar. ilerlemeye engel olan islamiyet değil, Müslüman toplumların bütüncü sosyal yapılarıdır (Ege, 1977: 337-338). Prens Sabahattin’in sosyoloji görüşleri kimler tarafından sürdürülmüştür? Bütüncü yapılarda kötüye kullanıldığı için bir baskı aracı olma derecesine düşen ve zamanla aynı oranda güçlü tepkiler doğuran dinler, bireyci yapılarda kişisel bağımsızlığa saygı gösterdiği ve bu yapıyla birlikte geliştiği için büyük bir sosyal ihtiyacı karşılamakta, kamuoyunun saygısını kazanmaktadır.

Türk Sosyolojisine Katkıları

Prens Sabahattin’in temsil ettiği Science Sociale ekolü, yöntem anlayışı ve özellikle siyasal görüşleriyle etkili olmuştur. Prens Sabahattin’in Science Sociale ekolü adına savunduğu fikirler, Ziya Gökalp’in toplumsal değişme adına önerdiği ara aşamalara gerek duymadan, ülkenin siyasal-toplumsal düzenini toptan Anglo-Sakson Batı dünyasına benzetmeye çalışan düşünceleri içerir. Prens Sabahattin’in sosyolojik görüşleri de Türkiye’de bir çok devamcı bulmuştur. Ekolün ve Prens Sabahattin’in görüşlerini sosyolojide izleyenler arasında Mehmet Ali fievki Sevündük, Selahattin Demirkan, Tahsin Demiray, Nezahat Nurettin Ege yer almaktadır. Nurettin fiazi Kösemihal, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Cahit Tanyol, Cavit Orhan Tütengil, Hilmi Ziya Ülken ve Ankara ekolü sosyologları da Science Sociale’den ve dolayısı ile Prens Sabahattin’in özellikle yöntem anlayışından etkilenmişlerdir. Ancak Prens Sabahattin’in görüşlerini uygulamalı çalışmaları ve ekolü düşünsel ve eylemsel bağlılığı ile onu en iyi şekilde temsil eden isim Mehmet Ali fievki Sevündük olmuştur. Ülkemizdeki düşünsel etkileri özellikle sosyoloji, eğitim, siyaset ve ekonomi alanlarında etkili olan Prens Sabahattin, her zaman bireyciliği ve girişimciliği temel alan liberal anlayışa dayanmış, toplumsal yapının mutlaka dış müdahaleyle kamucu yapıdan bireyci yapıya, merkeziyetçi yönetim biçiminden ademimerkeziyetçi yönetim biçimine doğru dönüştürülmesi gerektiğini savunmuştur. Ziya Gökalp’in eserlerini, çeşitli sorunlara karşı geliştirdiği düşüncelerini ve sosyolojik yaklaşımları nı özetleyebilmek. Ziya Gökalp sosyolojiyi üniversiteye sokmuş, araştırma enstitüsü kurmuş, süreli yayın çıkararak sosyolojinin ülkemizde gelişmesini sağlamıştır. Ziya Gökalp Türkiye’de bugün de tartışılan kimlik, din, laiklik, devletçi ekonomi, halkçılık, milliyetçilik, sade dil gibi konuları sosyolojik boyutları ile ele alıp tartışmıştır. Devletçiliği, dayanışmacı lığı, halkçılığı, korumacılığı savunan, düzen içinde ilerlemeden yana olan Ziya Gökalp, sosyalizme karşı olmuştur. Sosyalizmin ortaya çıkış ve gelişme koşulları Türkiye’de bulunmamaktadır. Sosyalizm ancak sanayileşmeye bağlı olarak gelişebilir. Sosyalizm Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygun düşmemektedir. Sınıfsal çatışmalara ve devrimci açılımlara karşı olan Gökalp, uyumlu ve düzen içerisinde ilerleyen bir toplumdan yanadır. Ziya Gökalp’in sosyoloji anlayışında toplum, birey üzerinde her türlü üstünlüğe sahiptir. Birey, toplum için feda edilir. Ziya Gökalp’te bireycilik; insanı ülküsüz, inançsız bırakır, ahlakı kararsızlı- ğa, hayal kırıklığına, şüpheye, bunalıma sürükler. Prens Sabahattin’in eserlerini, çeşitli sorunlara karşı geliştirdiği düşüncelerini ve sosyolojik yaklaşsımlarını sıralayabilmek. Prens Sabahattin II. Meşrutiyet döneminde Science Sociale ekolünün görüşlerini Türkiye’de savunmuş ve bu anlayışın sosyolojide yerleşmesi için çaba harcamıştır. Prens Sabahattin Türkiye’nin gündemine, toplumsal değişme, özel girişkenlik, idari yerinden yönetim, bireyci eğitim, bireyci ve eğitimli aile konularını taşımıştır. Prens Sabahattin, bireyci toplumsal yapıyı, merkez dışılığı savunan bir sosyoloji anlayışının temsilcisidir. Siyasal ve sosyolojik görüşleriyle Gökalp’i karşısına alan Prens Sabahattin, toplumun rol ve işlevlerini elden geldiğince daraltmayı, bireyin rol ve statüsünü öne çıkarmayı amaçlamaktadr. Prens Sabahattin’de bireycilik; kendine güveni, kararlılığı, girişimciliği geliştirir. Bireyci toplumlar bütüncü toplumlardan ileri ve üstündür. Dünya egemenliği, siyasal ve ekonomik üstünlük, bireyci Anglo-Sakson toplumların elindedir. Türkiye’yi kurtarmak eğitim ve yönetim alanlarında merkez dışılığı hayata geçirmekle mümkündür.