Pär Lagerkvist – Barabbas

Pär
Lagerkvist – Barabbas

Barabbas, çarmıha gerilmek üzere Roma
valisi Pilatus’un karşısına İsa ile birlikte çıkarılan bir hayduttur.

Roma valisi bayram dolayısıyla iki
mahkûmdan birini bağışlayacağını söylediğinde Yahudiler “Barabbas’ı bağışla,
ötekini as” diye bağırırlar.

Böylece Barabbas serbest bırakılır.

İsa’yı Golgota’ya kadar takip eder. Ölümüne
tanıklık eder.

İsa ve çarmıha gerilme olayı kafasını
meşgul etmeye başlar.

Hıristiyanların arasına katılır. Onlardan
bir değildir ama…

Roman, Barabbas üzerinden insanın inanç
tarihini ve pratiklerini anlatıyor.

Notlar

Bilmeyen yoktur nasıl çarmıha gerildiğini
ve onun çarmıhı altında kimlerin toplanıp durduğunu…

Barabbas, otuz yaşlarında, soluk yüzlü,
kızıl sakallı, siyah saçlı biri…

İnsanın görünüşü pek bir şey anlatmaz.

İkisi birlikte ölümle yargılanmışlardı, ama
biri serbest bırakılıyordu.

“Tanrım, Tanrım, beni niçin bıraktın?”

Adam can verirken karanlık olmuştu bir
sürecik.

Ötekiler, bunda bir acayiplik var diye
düşündüler.

Canım bunda şaşılacak ne var,

Ölüm cezası giyen ölür, bırakılırsa da ölü
demektir o. Barabbas’ın başına gelen de bu, öteki dünyadan döndü. Onunkisi
bizim halimize benzemez.

Hem Mesih olacak, hem de bırakacak çarmıha
gersinler! Hiç böyle şey duydunuz mu?

Çarmıhta çürüyeceğine burada arkadaşlarının
arasında (…) yaşıyorsun Barabbas!

Barabbas tuhaf bir soru sordu. Bugün
ortalık birden karardı, güneşin ışığı çekildi, ne dersiniz, dedi.

Amma yaptın… saçma! Böyle bir şey gören
yok.

Mezar boştu!

Oysa çarmıha gerilen adamı oraya koyduklarını
(…) gözleriyle görmüştü.

…erkek kısmı, bütün istediği yapılınca
nankörleşiyordu.

Artık onun kim olduğunu bilmeyen tek kişi
bile yoktu.

Efendilerinin yerine bırakılan adam!

Bağışlanan Barabbas! Düşman bakışlar onu
izliyor…

Bir kadın var (…) bir kurtarıcının gelip
dünyayı değiştireceğini yayıyor, dinsizlik ediyor…

Yırtık dudaklı kız mahkûm olduğu zaman onu
kentin biraz güneyindeki taşlama çukuruna götürdüler.

Gönüllü yerden keskin bir taş adlı.

Yırtık dudaklı kıza fırlattı…

Barabbas (…) çevik bir hareketle bıçağını
adama sapladı.

Barabbas taşlama çukuruna gitti, aşağı
indi.

Çukurun tam dibinde onun yara bere içindeki
vücudunu buldu.

Saatlerce taşıdı.

Taşı kaldırdı, neredeyse çürümüş olan
çocuğun yanına yatırdı. Sanki rahat ettirmek istermiş gibi, onun darma dağın
vücudunu derleyip toparladı.

Barabbas arkadaşlarının arasına döndüğünde
öylesine değişmişti ki onu güçlükle tanıyabildiler.

Ve bir sabah birden bire ortadan kayboldu.

Barabbas’ın bundan sonra başından
geçenleri, oturup kalktığı yerleri, ömrünün geri kalan süresince ne yaptığını
kimse tam olarak bilemez.

Nefret etmişlerdi ondan, sevmemişlerdi onu.
Birbirlerini de sevmemişlerdi. İşte sevginin büyük anlamı!

Sokağı dönünce burnuna duman kokusu geldi.

Hıristiyanlar, Hıristiyanlar yakıyor!

Roma’yı ateşe veren Hıristiyanlardı.

Barabbas (…) alevlere doğru koştu, yanan
bir odun parçasını kapıp başka bir evin penceresinden içeri attı.

Roma’yı ateşe vermekle suçlandırılan bütün
Hıristiyanlar, Capitol’ün altındaki hapishaneye kapatılmıştı, aralarında
Barabbas da vardı.

Ve onları çarmıha götürdüler.

Ruhumu sana veriyorum.

Sonra son nefesini verdi.

Pär
Lagerkvist
: 1891’de İsveç’te doğdu.
Babası demiryolunda memurdu.

Avrupa kentlerini dolaştıktan sonra şiir ve
tiyatro ile ilgilendi. Kuramsal denemeler yazdı.

1940’de İsveç akademisine alındı. 1951’de
Nobel ödülünü aldı.

Az sözle anlatma sınırına, özle yetinen bir
biçime erişmiş…

Sadelik ve süsten kaçınma üslubunun başlıca
özellikleri…

Türkçeleştiren: Yaşar Anday & Melih Cevdet
Anday

Nobel Yayınları

Haziran 1965