Ortaçağ Felsefesi II: Gazzâlî

Gazzâlî (1058-1111)

Hüccetülislâm ve Zeynüddin gibi lakaplarla
anılırsa da meşhur olan nisbesi Gazzâlî (Gazâlî), künyesi Ebû Hâmid olup OrtaçağBatı
skolastiklerince Abuhamet ve Algazel adlarıyla tanınmıştır.

1080 yılında Nîşâbur’a giden Gazzâlî,
burada dönemin en tanınmış kelâm âlimi olan el-Cüveynî’nin öğrencisi oldu.

1091’de Nizâmülmülk tarafından Bağdat Nizamiye
Medresesi müderrisliğine tayin edildi.

Felsefî konulardaki çalışmalarına devam
ettiği bu dönemde zihnî-manevî bir bunalım geçirdi. 1095 yılında medresedeki
makamını kardeşi Ahmet’e bırakarak Şam’a gitmek üzere Bağdat’tan ayrıldı. 1106
yılında Nişâbur’a döndü. 1109’da doğduğu yer olan Tûs’a döndü.

54 yıllık ömründe dört yüz esere imza atmıştır.

GAZZÂLÎ’NİN
YÖNTEM VE BİLGİ ANLAYIŞI

Gazzâlî, her şeyden önce bir hakîkat arayıcısıdır.
el-Münkız’da anlattığına göre Gazzâlî’nin eşyanın gerçek mahiyetinin
ne olduğunu sorması ve bu konuda kesin bilgiye ulaşmak istemesi, onun yöntemli şüpheciliğinin
başlangıç noktasıdır. Mevcut ekolleri izleyerek sorularına cevap bulamadı ve
bundan sonra kendi zihinsel çabasıyla cevap aramaya girişti.

Gazzâlî’nin bilgi ve yöntem anlayışını oluşturan
temel ilkeler:

1- Bir tutku halini almış gerçeği öğrenme
isteği,

2- Araştırma konusuna dair doğru yöntemin
belirlenmesi,

3- Araştırmanın bütün aşamalarının
titizlikle ele alınması,

4- Cesaret ve azim,

5- Konuyla ilgili bütün görüşler an
yargıdan uzak durularak gözden geçirilmeli,

6- Karşısına çıkan fikri, sahibine göre
değil de gerçeği ifade edip etmediğine göre değerlendirmek,

7- Bilgisine başvurulacak kişilerin
uzmanlıklarına dikkat edilmelidir,

8- Hiç kimse ehil olmadığı konuda ahkâm
kesmemelidir.

9- Dogmacılık, hakikat arayıcısının önündeki
en büyük engeldir.

10- Bilgiyi hak edenden saklamak gibi hak
etmeyene açmak da yanlıştır.

Gazzâlî’ye göre doğruluğu ve güvenilirliği
kesin olarak kavrana-mayan hiçbir bilgi kesinlik düzeyine ulaşamaz.

Gazzâlî apaçık olduğunu söyledikleri de
dahil olmak üzere bütün bilgilerini ve bilgi vasıtalarını şüpheci-eleştirici
bir tavırla değerlendirmeye tabi tuttu.

Duyu algılarının hatalarına karşı insanlar
akla güvenir. Peki, aklın yanılgılarına karşı insanın güvencesi ne olabilir?

Gazzâlî bu eleştiri sürecinin insana hiçbir
yarar sağlamadığını yaşayarak görmüştür. Çünkü önceden doğruluğu kabul edilen
hiçbir bilginin bulunmadığı bir durumda ne bilgiden ne de kesinlikten söz
edilebilir.

Gazzâlî akıl teriminin dört farklı anlamından
sözeder:

1-  İnsanın
doğuştan getirdiği teorik bilgi edinme yetisi (garîze),

2- bu yetinin ilk prensipleri idrak edecek
düzeye ulaşmış hali,

3- yaşam boyu tecrüne ve deneyimlerle oluşan
bilgi birikimi,

4- bilgi edinme yetisinin olgu ve olaylar
arası bağlantıları kestirme ve duygulardan bağımsız olarak yargıda bulunabilir
düzeye ulaşmış durumu.

Gazzâlî, bilginin kaynağı konusunda
metafiziğe dayanır.

GAZZÂLÎ’NİN
FELSEFEYE BAKIŞI

Felsefenin İslam dünyasında tanınmasıyla
birlikte düşünce hareketi olarak varlığını sürdürmekte olan kelâm akımlarının
dikkat ve tepkisini çekmeye başlar. İslam dünyasında filozoflara yönelik olarak
en ciddi, en sistemli ve en etkili eleştiri, hiç şüphesiz, Gazzâlî tarafından Filozofların
Tutarsızlığı (Tehâfütü’l-felâsife) adlı eserde ortaya konulmuştur.

Gazzâlî, yaşadığı dönemde bazı kimselerin
kendilerini zekâ ve anlayışça diğer insanlardan üstün görerek, dinî kural ve
uygulamaları küçümsediği hatta hiçe saydığını belirtir.

Gazzâlî eserinde öncelikle felsefi ilimleri
kendi amacı ve yöntem anlayışı doğrultusunda matematik (riyâzî), mantık, fizik
(tabîî), metafizik (ilâhî), siyâsî ve ahlakî ilimler olmak üzere altı gruba ayırır.
Bunlardan matematik, mantık ve fizik, kanıta dayalı (burhânî) olmaları
itibariyle epistemolojik açıdan güvenilir ilimlerdir ve bunların dinî
meselelerle olumlu yahut olumsuz hiçbir ilişkileri yoktur. İslam
coğrafyasındaki felsefeciler özellikle Aristoteles’in eserleri üzerinde
yoğunlaşmışlardır. Bunların önde gelenleri de İbn Sina ve İbn Rüşd’dür. Gazzâlî
bu itibarla Aristoteles ve onun üzerinde çalışan bu iki İslam filozofunun
eserlerinin eleştirisini yapar.

Felsefe alanında yirmi temel problem tespit
eden Gazzâlî, bu sorunları filozofların kullandığı terminoloji ve mantık
çerçevesinde inceler. Netice itibariyle filozofların ağırlıkla metafizik
konular olmak üzere on yedi meselede hataya düştüklerini ortaya koyar.

Gazzâlî’nin filozoflarla hesaplaşması İslam
düşünce ve bilimi açısından önemli gelişmelerin yolunu açmıştır. Gazzalî
diyalektiği/cedelî yöntemlerini verimsiz ve yetersiz bularak eleştirir. Ona
göre mantık ilmini yeterince kuşatamamış olan kimsenin bilgilerine güvenilemez.
Metafizik konularda aklın yetersiz olduğunu belirten Gazzâlî bu alanda sözün
dine/vahye bırakılmasını söyler.

GAZZÂLÎ’NİN
DETERMİNİZM ELEŞTİRİSİ

Sebeplilik ilkesi karşısında özellikle Eş’arî
kelâmcıları indeterminist bir tavır içindeydiler. Onlar yaratmanın her an
yenilendiği fikrine dayalı bir tür vesileci/occasionalist yaklaşımı savunuyorlardı.

Gazzâlî’ye göre artarda gelen iki şeyden
birine sebep, diğerine sonuç (müsebbeb, sebepli) adının verilmesi tümüyle
bunları hep artarda görmeye alışmış olmaktan ileri gelmektedir. Ona göre sonuç
her zaman beklenildiği çıkmaz, zira sonuç olarak görülen nihayetinde Allah’ın
takdiridir. 


Ortaçağ Felsefesi II
Prof. Dr. Hüseyin Sarıoğlu
Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2359
Ocak 2013, Eskişehir