Notlar

Duygularımız ürkek bir tutkuyla dilsizleşir. İçimizdeki her şey geri çekilir. Bir sessizlik oluşur ve hiçkimsenin tanımadığı “yeni” bunun ortasında oluşur ve konuşmaz (Rilke)

-Açık konuşabilir miyiz?
-Başka türlü konuşabilir miyiz?(T. Williams)

Neyi kaybettiğini hatırla (İ. Özel)

Ay hiçbir şeyi paylaşmaz, bir denizdir O (W. Stevens)

İyi korunan kaçmaz, Eyleme geçen yıkar, sıkı tutan yitirir (Lao Tzu)

Yüz bedenin ruhudur (Wittgenstein)

Yakını kastettiğimizde uzak kendini bildirir, biz yakına yöneldiğimizde uzak çıkagelir, yakına sesleniriz çıkıp gelen uzak olur, biz yakını çağırırız uzak geldim der (Heidegger)

Güzellik, Varlığın aydınlanmasıdır (Heiddegger)

Bir başkasının keybettiği şeyi bulabilmek için birisinin dışarıya çıkması gerekir (Kafka)

Güzel olan hülasa edilemez (Vallery)

Anlamış olmaktan ve hala yaşıyor olmaktan daha anlamsız bir şey yoktur (Cioran)

Konuşamamamızın nedeni konuşmaya çalıştığımız kişinin yüreğini bilmememizdir (Hanfei)

Ten en derin olandır (Vallery)

Kararları alan biz değiliz, kararlar bizi alır (Saramago)

Bir şey elde etmek istiyorsanız, gözünüzü hiç kırpmamalısınız, kapalı gözlerle hiçkimse hedefine ulaşamaz (Coelho)

Seni senden çalmışlar ve bu derin bir yalnızlıktır (Sipihri)

Hayat, düşlediklerimizden çok daha fazla hayal gücüne sahiptir (1492)

Bütün düşlerinizi gerçekleştirebileceğiniz bir dünyadır deniz (Colomb)

Gerçek zaferler şu veya bu topraklarda değil insanların yüreğinde kazanılan zaferlerdir (Heaven & Earth)

Sanat, umutsuzluğun bilincidir, onun giderilmesi değil (Blanchot)

Yalnızlık tüm sesleri değiştirir (Nietzsche)

Gücünün yetmediği yere git (Kazancakis)

Ölmek bir şey değil, yokolmayı bilmek gerek (Baudrillard)

Hakikat, düzeltilmiş hatadır (Baudrillard)

İnsan varolanı tanımadığı sürece yeryüzüne de yabancı olacaktır (Marcus Aurelius Antoninus)

İçinde devindiğin sessizlik seni izleyen sestir (Glück)

Bir şeyi elde etmek için ısrarcı olmaktan kaçınmak gerek. Israrla birlikte gelen şey zarar verir ısrar edene.

Sahibi olduğumuz şey, sahibi olduğumuz sürece ait olduğumuz şeydir. Nesne haline dönüşmenin cazibesi nesnenin karşı konulamaz dinginliği olsa gerek.

Gerçek ile hakikat, yaşam ve ölüm kadar birbirine ters ve birbirini doğuran iki şeydir.

Gerçek mümkün olandır, hakikat ise imkansızdır. Gerçeğin bıraktığı yerde hakikat bizi gelip alır.

Mümkün olanın politik lideri EGO’dur.

Bir insanda merak ettiğin şeyleri başkasından öğrenmeye çalışma.

İhtiyaç duyduğum şeyi istiyorsam zorunlu olana mahkum olmuşum demektir.
Bir başkasından bize ait olanı istemek, peki bu nedir?

Peşinden gittiğimiz şey biz ona yaklaştıkça bize yabancılaşır.

Sahibini arayan bir yüz, ne kadar simasız kalırsa o derece derinleşir düştüğü kuyu.
Sessizliğin en küçük bir zerresi bile insanlığı, tarihiyle birlikte yok edebilecek sözlere gebedir.

Son kullanım tarihi geçmiş bir insan, Başkalarının önemseme alanının dışında kalmış bir insan. Bundan söz etmekle o kişiye can vermiş oluyoruz, ne kadar da tekdüze bir devinim.
Yazının okunduğu an, yazanın sessizliğe ihanetidir.

Eksik olan bir şey “var” kabul edilemez. Varlık tamlıktır.

Fark edemeyeceğimiz kadar küçük bir hatanın bedeli bütün bir yaşamın mahfıdır.

Kendimiz için bir şey yapamıyoruz, hazır olan bir şeye dahil olmak daha kolay geliyor, halbuki hayat kolay olanın en uzağında olmalı, basit bir şey olmamalıdır hayat.

Yazmak, kabul edilebilir olma arzusu, beğenilmek arzusu mudur? Yazıyı doğuran “öteki”nin yadsıması değil midir? O halde yazmak bir çeşit terördür. Yazı bir intikamdır.

Kalp durunca değil, unutulunca ölmüş oluruz. Ölüm saldırır, unutulanın kalbine.

Güneş, ışık değil de çürüten bir sıcaklık salıyor üzerimize.

Sizi ne şekilde tanımlıyor insanlar, Mesela “iyi bir dost”, Siz ölünce, o insanlar için “iyi bir dost” ölmüş olacak. Sizden geriye sadece sizi tanımladıkları o sıfat kalacak. Ölen kişi siz olmayacaksınız onlar için. Kendi yaratıları olan bu sıfat bir başka bedene tutununcaya dek asılı kalacak düşüncelerinde. Ölümünüz bile algılanamayabilir. İşte bu acı bir şey.
Rahatsız edici kağıda acı çektirir.
Anlaşılmıyor olmanın nedeni anlamıyor olmaktır.
Hayat hiç kimseye karşı daha fazla toleranslı değil.
Durduğun yerde, olan hiç bir şey yoksa, hiçbir şey başlamıyorsa, oradaki bütün herşey sana “git” diyor demektir.
Sadece kendini düşünür düşünecek kimsesi olmayan, başkasını düşünür, kendi olmayan.

Kendisi için dileklerde bulunduğumuz kişi bizim yaşam amacımızdır. O dediğimde “hayatı” işaret ederim.

Umudundan ümidini kesme, umudunu yitiren haindir.
Hainin sonu ölümün en kötüsüdür.

Sevgili en yakın en uzak

Sessiz kalmak boyun eğmiş olmaktır, ancak hükme rıza gösterenlerdir sessiz olanlar.

Kabus, kapanan kapıların öncesinde kalmaktır, Gürültüyle kapanınca kapılar, üzerimize yıkılmaya başlar kabuslar.

Aşk, bir insanın kendisini dönüştürebilmesi için yakaladığı tek şanstır.

Aşk bize içimizdeki hazinenin ait olduğu yeri gösterir.

Aşmak, onunla birlikte yol almaktır.

Olduğun yerde mutlu değilsen bunun nedenini orada olup olmadığında ara!

Sizi anlamayan insanların arasında ne başarabilirsiniz?

Zihinde beliren düşünceler/fikirler, onları ifade edebileceğimiz olanakları beraberinde getirmezler.

Sessizlikte düşünmek sözcükleri intihara sürükler.

Gelene git, gidene de dur diyemezsin.

Ben im tükeniyor.

Belki, belkilerle hiçbir şey olmaz.

Susmak, ötekini yadsımaktır.

Gelebilecek herhangi bir şey tasavvur edemediğimiz halde beklemeye devam ediyorsak ve sirke tadında bir kaygı varsa içimizde, gelecek olanın yaşamımızı tümüyle alt üst edeceği muhakkaktır.

Az olan güzel, yeterli olan iyi, çok olan ise kötüdür.

Sevgili, içimdeki melektir, sevgilinin yitimi içimde iyi olan her şeyin de yitimidir.

Kendi kalbinin ücrasındaki bir kimse orada hiç kimseyi ve hiçbir şeyi koruyamaz.

“Sen” sesini duyduğumuz anda kendimiz fark ederiz.

Kalbi kanlar içinde olanın gözleri ağlamaz.

Affet ama unutma, sadece aptallar affeder ve unutur.

Bizden sonra gelecek olanlara bedel ödetmek pahasına yaşıyoruz.

Sokaklar usanmış olacaklar ki her mekanda sıkıntılarım arasında sıkıştığımı hissediyorum. Olmazsa yaşanmaz sokaklar gecelerdeki insanlar.

Bir maşrapaya alabileceğinden daha fazlasını dolduramazsın.
Bir insana alabileceğinden fazlasını vermekten sakınma!!! Verebildiğimiz kişi, kendi sınırlarının ücrasındaki kişidir. Dolu olsaydı zaten orada durmazdı.

Zamanla kapanmayan boşluğun içine düşmeyen, özünü muhafaza ederek kalabilen şeydir mükemmel.

Vazgeçilemeyen şeydir mükemmel.

Bir şeyler eksilmektedir. Giden şeyleri hatırladığımız zaman, içimizde eksiklerimizin boşluğunda bir uğultu büyümeye başlar. Sıkıntılar dolmaya başlar bu uğultulardan sonra içimize. Bu sıkıntılar arasında kemikleşmeye başlar hüzün dokuları. En derinde, hüzün, bize ait olan keder, içimizdeki bir cesettir artık, bir ölü kadar rahatsızdır içimizde.

Sorulabilen tüm soruların bir cevabı mutlaka vardır. Varolan pek çok şeye dair ise sorabileceğimiz bir soru yoktur.

Sır, güçtür.