Mustafa Darir Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

0
99

Darîr. Daha çok Sîretû’n-nebi adlı eseriyle tanınan, XIV. yüzyılın ikinci yarısında eser vermiş Türk müellif ve şairi.

Kaynaklarda hayatına dair herhangi bir kayda rastlanmayan Darîr hakkında bilinenler, yalnız kendi eserlerinin önsöz­lerinde söyledikleriyle sınırlı kalmakta­dır.

Anadan doğma kör olduğu için şiirle­rinde “Darîr”. bazan da onun yerine “Göz­süz” mahlasını kullanan şairin asıl adı Mustafa’dır. Babasının Yûsuf, dedesinin Ömer olduğu künyesinden anlaşılmak­tadır. Adı için kullandığı “Erzenü’r-Rûmî” nisbesi Erzurumlu olduğunu gös­terir. Onun Erzurum’da Reşîdüddin la­kaplı Erzurum emîrinin zamanında ye­tiştiği ileri sürüldüğü gibi Salur Türkmenleri” nden olduğu da söy­lenmiştir. Yaptığı ter­cümeler Arapça ve Farsça’yı çok iyi bil­diğini göstermektedir. Kendisinden “Ka­dı Darîr” diye bahsedilmesi ve önceleri Erzurum’da kadı olduğunun söylenilme­si belgelendirilmeye muh­taçtır.

Darîr 779 (1377) yılında Mısır’a git­ti. Bunda, yaşadığı devirde Erzurum’da meydana gelen birtakım karışıklıkların tesiri yanında Mısır’daki Hanefi fakihi Şeyh Ekmeleddin el-Bâbertfnin yaptığı davetin de ro­lü olmalıdır. Şeyh Ekmeleddin’in aracılığı ile Mısır sultanına ve Atabeg Berkuk’a kendini tanıtma imkânını bulup onların teveccühünü kazandı. Kendisinin ifade ettiği üzere güçlü hafızası, geniş bilgi­si, konuşmasının tatlılığı ve çekiciliğiyle çevresinin büyük takdirini kazanan Da­rîr. geceleri hükümdarın meclisinde sa-hâbîlerin. melik ve emîrlerin hayat ve gazalarını. Şam, Mısır ve Irak’ın fethiyle birlikte çeşitli tarihî kıssaları anlatıyor­du. el-Melikü’l-Mansür’un arzusu üzeri­ne Sîretü’n-nebî tercümesine başladı. Fakat eserini meydana getirebilmesi, kısa bir müddet sonra ölen el-Melikü’l-Mansür’un ardından hükümdar olan Ber-kuk’un teşvikiyledir. Sultan Berkuk’un huzurunda geceleri beş yıl bo­yunca sözlü olarak anlatıp kâtiplere yaz­dırdığı eserini 790’da (1388) tamamladı ve ona sundu.

İsyanlar ve karışıklıklar sonucu Sul­tan Berkuk’un tahttan uzaklaştırılması sebebiyle hamisiz kalan Darîr ailesiyle birlikte önce İskenderiye’ye, oradan da deniz yoluyla Anadolu’ya geçerek Kara-man’a ulaştı. Burada dört yıl kadar kal­dı. Hayatının sonraki yıllarında kaleme aldığı Fütûhu’ş-Şöm Tercümesi’nin gi­riş kısmında kendisi için “Mevlevî” nisbesini kullanması, onun Karaman’da iken Mevlevîliğe intisap ettiğini göster­mektedir. 1392 yılında Şam’a, oradan da Halep’e giden Darîr burada Halep Meliki Emîr Çolpan’ın himayesine girdi. 796’da (1393) Fütûhu’ş-Şöm Tercüme­si ‘ni onun adına tamamlayarak kendisi­ne takdim etti. Şon eseri Yüz Hadis ve Yüz Hikâye’y de ona sunmuş olmalıdır.

Darîr’in ölüm tarihi bilinmemektedir. Daha siyerini yazdığı sırada yaşının hay­li ilerlemiş olduğu oradaki ifadesinden anlaşılmaktadır Hayatının son dönemleri hakkında da bilgi yoktur.

Darîr Anadolu’da iken kaleme aldığı Yûsuf u Züieyhâ mesnevisi dışında asıl büyük eserlerini Mısır ve Suriye’de, yani tamamıyla Memlûk sahasında meyda­na getirmiştir. Bazı Azerî lehçesi unsur­ları ihtiva eden dili esas itibariyle Eski Anadolu Türkçesi özelliklerini taşımak­tadır. Darîr, Memlûk Türkçesi’nin Oğuz-calaşmasında hacimli eserleriyle etkili olmuştur.

Mesnevisinden sonra yazdığı ve nes­rin ağır bastığı üç eserinde hüner gös­termek endişesinden uzak, sade ve tabii bir dil vardır. İfadesinde çok defa halk söyleyişi kendisini hissettirir. Kitapları­nın saraylardaki sohbet meclislerinden başka halk arasında ilgiyle okunup din­lenmesi dilinin bu sadelik ve tatlılığın­dan kaynaklanmıştır. Darîr’in eserleri, geniş ölçüde yer verdiği Türkçe kelime­ler bakımından Türk dili için zengin bir kaynak durumundadır.

Yûsul uZüleyhâ mesnevisi dışında­ki hacimli eserlerinde nesir esas olmak­la beraber Darîr bunlara kendisinden birçok manzum parçalar katmıştır. Yû­suf u Züleyhâ’run yanı sıra Sîretü’n-nebf sinde de yer alan ve bir araya getirildiklerinde büyükçe bir cilt oluştura­bilecek şiirleriyle aynı zamanda bir şair hüviyetini gösteren Darîr, mesnevilerin-deki bazı gazelleri ve Sîretü’n-nebi’de­ki manzumelerinin bir kısmında lirik şi­irin başarılı örneklerini ortaya koyar. Siyerindeki Hz. Muhammed’in doğumunu samimi ve içli duygularla anlatan bir manzum parçası Türk edebiyatında mevlidlerin öncüsü olmuştur.

Eserleri

1- Yûsuf u Züleyhâ. Kıssa-i Yûsuf olarak da bilinen bu mesnevisini Darîr, 768’de (1366-67) Mısır’a gitme­den önce kendi memleketinde iken yaz­mıştır. Yazılış tarihi bakımından bilinen ilk eseri olan bu 2120 beyitlik mesnevi konusunu Kur’ân-ı Kerîm’deki Yûsuf kıs­sasından almıştır. Bilinen nüshası İstan­bul Üniversitesi Kütüphanesİ’ndedir. Yûsuf u Züleyhâ üzerinde Ley­la Karahan tarafından bir doktora çalış­ması yapılmıştır.

2- Sîretû’n-nebi. Tercümetü’d-Darîr diye de bili­nen eser Hz. Muhammed’in hayatını çok geniş bir şekilde anlatır. Darîr bu ünlü eserini Ebü’l-Hasan el-Bekrî ve İbn Hi-şâm’ın kitaplarından faydalanarak ser­best tercüme yoluyla meydana getirmiş­tir. Onun bu önemli ve yaygın eseri yüz­yıllarca okunmuş, daha sonraki siyerle­re örneklik ve kaynaklık ederek Anado­lu’daki Türk edebiyatı üzerinde kuvvetli tesirler bırakmıştır. Siyerin çeşitli kütüp­hanelerde muhtelif nüshaları bulunmak­tadır. Bunlardan belli başlıları Süleymaniye ve Topkapı Sarayı Müzesi kütüphanelerindeki nüs­halardır. Sîretü’n-nebî M. Faruk Gür-tunca tarafından sadeleştirilerek yayım­lanmıştır.

3- Fütûhu’ş-Şâm Tercü­mesi. Ebû Abdullah Muhammed b. Ömer b. Vâkıdî el-Medînî’nin Fütûhu’ş-Şâm adlı Arapça eserinin tercümesidir. Hz. Ebû Bekir ile Ömer devrinde İslâm ordu­larınca Şam ve çevresinde yapılan fetih­leri anlatır. Yer yer manzum kısımları bulunan bu eser de serbest tercüme ha­linde olup ûç cilttir. Eserin İstanbul’un çeşitli kütüphanelerinde yazma nüshaları vardır. Hususi ellerden başka Blochet (I, 23) ve Rieu (s. 38) kataloglarında tanıtlan bazı nüshaları da mevcuttur. Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Ede­biyat Fakültesi’nde eser üzerinde birkaç mezuniyet tezi yapılmıştır.

4- Yüz Hadis ve Yüz Hikâye. Darîr bu son ese­rini Emîr Çolpan’ın isteği üzerine, Fazlul-lah b. Nâsırü’l-Gavrîel-İmâdrnin Tuhîe-tü’l-Mekkiyye ve ahbârü’n-nebeviyye adlı eserinden faydalanarak yazmış- . tır. İmâdTnin eseri 159 hadisle bazı ha­dislerden sonra anlatılan kısa hikâyeleri ihtiva eder. Darîr bu hadislerden 100 ta­nesini almış ve her hadisten sonra bir hikâye ilâve ederek eseri serbest tercü­me yoluyla kaleme almıştır. Bilinen en güvenilir nüshası Millet Kütüphanesi’ndedir. Ayrıca Süleymaniye Kütüphanesi’nde üç nüshası vardır. Eser üzerinde lisans ve yüksek lisans seviyesinde bazı çalış­malar yapılmıştır

Diyanet İslam Ansiklopedisi