Mesnevi Mevlana Nedir Tarzı, Konuları, Özellikleri, Tarihi

Mesnevi 13. yüzyılda Konya’da yaşayıp, orada vefat eden büyük Türk mutasavvıfı Mevlânâ Celâleddin Rumi’nin altı ciltlik Farsça manzûm eseri.

26.000 beyitten meydana gelen eserin vezni fâilatün/fâilatün/fâilün’dür. Mevlânâ, eserine, ona tatbik ettiği nazım şeklinin ismini ad olarak vermiştir. Mesnevî‘ye yine şâiri tarafından verilen Saykal-ı ervâh (ruhların cilâsı), Hüsaminâme gibi tâbirler eserin adı değildir. Eserin ilk 18 beytini bizzat Mevlânâ’nın kendisi kaleme almış, geri kalan kısmını ise Çelebi Hüsameddin’e söyleyip yazdırmıştır. Eserin hangi tarihte başlandığı ve hangi tarihte bittiği kesin olarak bilinmiyor. Ancak 1264 yılında başlandığı hakkında eserde işaretler vardır. Kitabın yazılışının sona erişi ile Mevlânâ’nın ölümü arasında da uzun bir zaman olmadığı söylenir.

Mesnevî‘de çeşitli dinî inançlar, bazı tasavvuf esasları, vahdet-i vücud felsefesi ele alınıp işlenmekte, münasip bazı hikâyelerle Kur’ân-ı Kerim’de bazı kıssalar anlatılmaktadır. Mesnevî‘de yer alan hikayelerin çoğu, halk arasında söylenen masallar, dan, kimisi Kelile ve Dimne adlı Hint masallarından, kimisi Feridüddin Attar’ın Mantıku’t-Tayr (Kuşların dili) adlı eserinde geçen İslâm kültürünün ortak düşünce mahsülü olan hikâyelerinden alınmadır. Yer yer atasözlerinden de faydalanılmıştır. Ancak Mevlânâ, yeniden ele alarak, onları, anlatmak istediği fikre, telkin etmek istediği düşünceye ustalıkla uygulamış, çoşkun, akıcı, bazen çok sade, bazen de çok derin ve manâlı bir ifade ile yeniden işlemiştir.

Mesnevî‘nin hemen her bahsinde Kur’ân-ı Kerîm’deki kıssalar yer alır. Birçok beyitlerde çeşitti âyet ve hadislerden ya doğrudan iktibaslar, ya da onlara telmihler vardır. Bu yönü ile ona “Magz-ı Kur’ân” (Kur’ân’ın iç yüzü) diyenler olmuştur.

Mesnevî‘de aynca, kelâm kaidelerinden, Yunan felsefesiyle bu felsefenin aldığı İslâmî şekilden yaradılış sırlarından ve dünyayı benimseyiş tarzlarından, büyük sûfîlerin menkıbelerinden bahsolunur.

Mesnevî‘de sadece akla dayanan, aklın katı ve keskin kurallarıyla sınırlanan bilgi reddedilir. Eserde, bilginin kaynağının sevgi olduğu anlatılır. Aklın insanı yanıltabileceği, insanı gerçeğe götürecek tek vasıtanın aşk olduğu ve gerçeğe ancak istiğrakla ulaşılabileceği belirtir.

Mesnevî
‘de zaman zaman realiteye de ehemmiyet verilir. Bu sadece anlatılan hikâyelerde görülmez. Mevlânâ’nın gezip gördüğü yerleri ve etrafındakileri anlatırken realist davrandığı da müşahede edilir. Eserde bütün bir devrin inançları, adetleri, gelenek ve görenekleri,sezgileri yer alır.

Mesnevi, yazıldığı tarihten itibaren büyük bir ilgi gördü. Hele Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled tarafından Mevlevî tarîkatinin kurulması sonucu, bu tarlkate mensub olanlar, eseri, asırlarca temel kitap olarak benimsediler. Ancak Mesnevî sadece mevleviler tarafından değil, bütün tasavvuf ve edebiyat âşıkları tarafından sevildi, okundu. Mesnevî‘yi ezberleyenler oldu. Mevlevi olmayanlar da tasavvuf zevk ve bilgisini vermek için darü’l-mesnevîler (mesnevi okunan yerler) açıldı. Buralarda Mesnevî okuyanlar, aynı kitabı okutmak için hocalarından icazetnameler aldılar. III.Ahmed zamanında Mesnevi‘nin medreselerde de okutulduğu bilinmektedir.

Mesnevî sadece Mevlevî tarikatı çevresinde ve Osmanlı İmparatorluğu dahilinde ilgi görmedi. İran ve Maveraünnehr’de de okundu, okutuldu. Zamanla eser Türkçe başta olmak üzere çeşitli doğu ve batı dillerine çevrildi, Türkçe, Arabça, ve Farsça Mesnevî Şerhleri yazıldı. Bu şerhler arasında Ankaravî’nin Sarı Abdullah’ın, Bursalı İsmail Hakkı’nın, Huyadî’ninkiler önemlidir.

Mesnevî son olarak Veled İzbudak ve Abdülbaki Gölpınarlı tarafından Türkçeye tercüme edildi.