Max Horkheimer – Alacakaranlık

Max Horkheimer – Alacakaranlık

“Nerden geliyor zamanımızın bu kederli hoşnutsuzluğu,
Bu kin, bu telaş, bu parçalanmışlık?
Alacakaranlıktaki ölüm mü yoksa sevinçten mahrum bu sabırsızlığın nedeni;
Ne acı, umutla beklenen ışığı görmemek,
Ne acı, şafak vakti mezara girmek.”
Lenau

…inanılmaz olan artık sıradan olmuştur.

Fotoğrafçılık, telgrafçılık ve radyo, uzağı yakınlaştırmıştır. Tüm dünyadaki sefalet, adeta şehir halkının gözü önünde cereyan ediyor ve sanki insanların dur demesini bekliyor. Fakat bu yakınlık aynı zamanda uzaktır da; zira şehirlerdeki korku, çekilen acıların yanında yok olmaya başlıyor ve insanlar sinema yıldızlarını birbirlerine yakıştırmakla uğraşıyor. Evet, günümüz, geçmişi her konuda gölgede bırakıyor.

Vaktin nakit değil, nakdin vakit, hatta sağlık, talih, aşk, zeka, saygınlık, huzur olduğunu söyleyebiliriz. Zamanı olanın parası da olduğu lafı yalandır; salt zamanla para kazanılmaz, ama parayla zaman kazanılır.

Günümüz kapitalist sistemin işleyişi, küresel ölçekli organize sömürü düzenidir. Ayakta kalabilmenin tek şartı da ölçüsüzce yaygın sefalete göz yummaktır. Bu toplum aslında yoksulluğun en vahimini ortadan kaldırabilecek teknik araçlara ve beyinlere sahiptir.

Zira onlar, intikam alamayacak kadar zayıf, intikam alamayacak kadar korkar varlıklardır.

Fakat ben metafiziği bir biçimde, şeylerin gerçek özüne ilişkin bilgisi, olarak tanımlamaktan yanayım.

İyi niyetlilik ve nezaket, banka hesaplarının değişmesiyle salaklığa dönüşür.

Dil, ezilenlerin vazgeçilmez bir mücadele aracıdır.

Dini hayata geçirmek işlerine gelmediğinde de yok etme kararı, her şeyi saran yalanla tanrı ile uzlaşmaktır.

İnsan ancak başkalarının iyiliğine sevindiğinde gerçek anlamda yaşıyordur. Demek ki kapitalizmin bugünkü evresinde hayat, insanların çoğu için ölüm mânâsına geliyor.

Hayatın tıpkı bilgi gibi fazla derin bir anlamı yoktur. Bizlerin geleceğe önem vermemizin nedeni, bireysel varlığın öteki bir dünyada hayatını sürdürebilmesi için değil, bu dünyada, bizden sonra gelecek insanlarla dayanışma içinde olabilmektir.

Dünyanın mânâsızlığı, metafiziğin, daha doğrusu o mânâlı yorumlarının yalan olduğunu kanıtlıyor; üstelik insanlara acıdığı için değil, herhangi bir efendiye karşı duyduğu korku nedeniyle insanca hayat sürenin aklını da karıştırıyor.

…egemen sınıfın ruhsal sıkıntıları, proletaryanın çektiği gerçek sıkıntının yanında bir hiçtir.

Çeviren: İlknur Aka
Kırmızı Yayınları, Ekim 2009