Marxizm ve Çatışma Teorisi- Sosyoloji

361
PAYLAŞ

 

Marx’ın çalışmalarından ve eleştirel bilim anlayışından etkilenen sosyal bilimciler tarafından geliştirilen Marxist yaklaşım modern sosyolojide ve günümüzde etkili olan bir diğer yaklaşımdır. Ancak Marxist yaklaşım da kendi içinde pek çok farklı teoriden oluşmaktadır. Literatürde Marxist teoriler farklı ölçütlere göre çok çeşitli şekillerde sınıflandırılabilmektedir. Ancak en yaygın ve en basit sınıflamalardan birisi geleneksel Marxist teoriler ile yeni Marxist teoriler şeklindeki sınıflamadır. Geleneksel Marxist teoriler Marx’ın orijinal yazılarına ve düşüncelerine büyük ölçüde sadık kalan teoriler olarak tanımlanabilir. Yeni Marxist teoriler ise Marx’ın çalışma¬larından oldukça etkilenmiş olmakla birlikte bazı önemli noktalarda ondan ayrıl¬maktadırlar.

Bu bakımdan yeni Marxistler arasında adı geçen en önemli Marxist teorisyenlerden birisi olarak değerlendirilen Antonio Gramsci’nin (1891-1937) düşünceleri önem taşımaktadır. Gramsci geleneksel Marxizmden farklı olarak toplum analizin¬de yalnızca alt yapının değil üst yapıların da, özellikle kültür ve ideolojinin, öne¬mini vurgular. Gramsci kapitalist toplumda yönetici sınıfın yönetilenler üzerinde hegemonya oluşturabilmesinin yolunun da üst yapılardan, özellikle kültürel ve ideolojik kontrolden geçtiğini savunur.

Merton Parsons’tan sonra işlevselciliğin özellikle eleştiri odağı haline gelen özelliklerini yeniden gözden geçirerek şlevselciliğin önemli açılımlar sağlamıştır.

Merton bozuk işlev, açık işlev, gizil işlev gibi geliştirdiği bazı kavramlarla toplumların nasıl her zaman düzgün ve sorunsuz şekilde işlemediklerini açıklamaya ve böylelikle işlevselci analizi daha esnek hale getirmeye çalışmıştır.

Bunun yanı sıra yapısalcı Mar.rizm olarak bilinen teorinin geliştiricisi kabul edilen Louis Althusser’in düşünceleri de (1918-1990) sosyoloji literatüründe olduk¬ça etkili olmuştur. Althusser analizinde bir toplumda belirli ilişkilerden oluşan üç temel toplumsal yapıdan söz eder. Bunlar ekonomik, siyasal ve ideolojik toplum¬sal yapılardır. Geleneksel Marxizmden farklı olarak Althusser bir toplumda olup bitenlerin belirlenmesinde bu üç toplumsal yapının her birinin görece bir bağım¬sızlığa ve özerkliğe sahip olduğunu savunur.

Bunun dışında Frankfurt Okulu’na bağlı olarak ortaya çıkan ve Eleştirel Teori olarak bilinen yaklaşım da Marx’tan sonra gelişen Marxizm içerisinde oldukça önemli bir ağırlığa sahiptir. İlk olarak 1923’te ortaya çıkan eleştirel teorinin 1970’le- re kadar süren gelişiminde Max Horkheimer (1895-1973), Erich Fromm (1900- 1980), Herbeıt Marcuse (1898-1979) ve T.W. Adorno (1903-1969) gibi toplum teo- risyenlerinin önemli katkıları olduğu bilinmektedir. 1980’lerde ise Jiirgen Haber- mas’ın (1929 ) katkıları ile eleştirel teori yeni bir varlık alanı bulmuştur.

Eleştirel teori disiplinler arası çeşitli düşüncelerden oluşmakla birlikte bu dü-şüncelerin hepsi de hem kapitalist hem de sosyalist ekonomik düzenlemeye sahip olan modern toplumlardaki her türlü, sınıfsal ya da şahsi olmayan bilimsel-tekno- lojik akılcı güçler tarafından uygulanan egemenlik biçimlerine eleştirel bakarlar (Slattery, 1991, s.106). Eleştirel teori temsilcileri özellikle kapitalizmde kültürün ‘kültür endüstrisi’ aracılığıyla herkes tarafından kitlesel olarak tiiketilebilen eğlen¬ce biçimlerine indirgenmesine, başka bir ifadeyle kültürün kâr sağlamak adına me- talaştırılarak kitlelere pazarlanmasına oldukça eleştirel yaklaşırlar. Eleştirel teori özellikle tüketim toplumuna indirgenen modern toplumda bireylerin bilinçlerinin nasıl kitle kültürü aracılığıyla manipiile edildiği, tüketim ile baştan çıkarılarak dü¬şünmeye ve araştırmaya daha az yönelen varlıklara dönüştürüldükleri üzerinde vurgu yapar.

Yeni Marxistler kapitalizmin kaçınılmaz şekilde tasfiye olacağı konusunda ge-leneksel Marxistler kadar iyimser değillerdir. Bu nedenle de kapitalist toplumda kültürel hegemonya ve kültür endüstrisi gibi üst yapısal kavramlar aracılığı ile özellikle başta işçi sınıfı olmak üzere yönetilen kesimlerin sınıf bilinçlerinin nasıl şekillendirilerek kontrol altına alındığını irdelemeye yönelirler.

Yeni Marxistler tarafından geliştirilen bu kavramlar özellikle sınıf ve sınıf çatış¬ması konusundaki sosyolojik analizlerde önemli bir açılım sağlamıştır. Bununla birlikte yeni Marxistlerin üst yapılara daha fazla ağırlık vererek Marxizmin ayırt edici özelliği olan tarihsel gelişmenin materyalist ve ekonomik açıdan kavranışının önemini azalttıkları ileri sürülmektedir (Haralambos& Holborn, 2004, s.216).

Literatürde Marx ile Marxistlerin teorileri işlevselciliğe karşıt olarak gelişen ve çatışmacı yaklaşım olarak adlandırılan başka bir genel yaklaşım içinde de ele alı-nabilmektedir. Marxist teoriler dışında çatışmacı yaklaşım içinde ele alınan çeşitli çatışmacı teoriler bulunmaktadır. Bu teoriler işlevselcilerin aksine değerler siste¬minden çok çatışma kavramını merkeze alan toplum analizleri sundukları için çatışmacı yaklaşımlar olarak adlandırılmaktadırlar. Marxist teoriler gibi bu teorilerin de büyük çoğunluğu işlevselciliğin aksine toplumun düzen, denge ve uyum hâlin¬deki gruplardan değil farklı çıkarlara sahip olan gruplardan meydana geldiğini var¬sayar. Bununla birlikte bu yaklaşımlar Marx’tan farklı olarak yalnızca ekonomik temelli sınıf çatışmalarına değil çok çeşitli temellere dayalı çatışmalara vurgu yapar¬lar. Bu bakımdan çatışmacı teoriler çatışmanın doğası, nedenleri, boyutları ve sonuçları konusunda birbirlerinden ayrılırlar. Ayrıca çatışmacı teorilerin büyük ço¬ğunluğu çatışmanın, Marx gibi sınıfsız bir topluma geçişle birlikte sona ereceğine değil, kaçınılmazlığına ve sürekliliğine inanırlar. Her ne kadar yeni Marxist teoriler de Marx’tan farklı olarak ekonomik alt yapı dışında üst yapıların önemini vurgula- sa da, Marxist bir bakış açısına sahip olmaları açısından diğer çatışma teorilerinden ayrılırlar.

Eleştirel teori Maraizm felsefe, psikanaliz, ekonom gibi disiplinler arası bir yaklaşım olarak yeniden geliştirmeye çalışan çeşitli düşüncelerden oluşmaktadır.

Yeni Marxist teoriler geleneksel Marxist teorilerden farklı olarak toplumun ekonomik alt yapısına değil kültürel ve deolojik üst yapılarına analizlerinde ağırlık verirler.

Çatışmacı yaklaşım içinde mesleki gruplar, farklı etnik gruplar, cinsiyet grupları, dinsel gruplar ve benzerleri arasındaki çatışmalar üzerinde yoğunlaşan çeşitli teoriler yer almaktadır. Çatışmacı teoriler içinde özellikle Ralf Dahrendorf (1929 ) tarafından 

geliştirilen çatışma teorisi önemli bir yere sahiptir. Mars’tan etkilenmekle birlikte onun özellikle mülkiyet ilişkileri üzerinde temellenen sınıf modelini eleştiren Dah- rendorf güç (otorite) üzerinde temellenen bir sınıf modeli tanımlar. Dahrendorf kapitalist toplumda meydana gelen önemli değişmeler sonucunda çatışmanın kaynağının mülkiyet olmaktan çıktığını gücün (otoritenin) çatışmanın yeni kaynağı hâli¬ne geldiğini savunmuştur