Martin Heidegger – Düşünmek Ne Demektir (Aralık 2016)

Martin Heidegger – Düşünmek
Ne Demektir

1951/52
Kış dönemi ders notları

Düşünmenin
ne demek olduğunu ancak, bizzat kendimiz düşünürsek anlayabiliriz.

Akıl,
rasyo, düşünmede inkişaf eder.

…ancak,
kendisinden hoşlandığımız şeye muktedir olabiliriz. Fakat öte yandan biz hakiki
anlamda sadece, kendisi bizim kendimizi, üstelik varlığımızın önündeki
kendimizi sevenden hoşlanırız.  (s. 1)

Hafıza,
düşünmenin toplanmasıdır.

En
kaygı verici olan, bizim hâlâ düşünmememizdir; hâlâ, üstelik dünyanın durumunun
gittikçe daha kaygı verici olmasına rağmen. (s. 
2)

…eksik
olanın düşünmeden ziyade eylem olduğunu söyleyebiliriz

…insan
(…) yüzyıllardan beri eylemde bulundu ve çok az düşündü.

İlgilenmek
(enter-ese) demek; şeylerin içlerinde ve ortalarında olmak, bir şeyin,
hadisenin tam ortasında olmak ve orada kalmaktır. (s. 3)

Kaygı
uyandıran zamanımızda en kaygı verici olan, bizim hâlâ düşünmememizdir. (s. 4)

Bizim
hâlâ düşünmememiz, esasen daha çok, bu düşünülmesi gereken şeyin kendisinin
insandan yüz çevirmesinden, çoktandır yüz çevirmiş olmasından
kaynaklanmaktadır. (s. 5)

Bize
kendini düşünülmesi gereken olarak sunan şey, tarihin tespit edilebilir hiçbir
döneminde insandan yüz çevirmedi, bilakis: asıl düşünülmesi gereken şey ezelden
beri bu yüz çevirme sürecinde bulunmaktadır. (s. 6)

İnsanın
hâlâ düşünmemesinin sebebi, asıl düşünülmesi gereken şeyin kendisinden yüz
çeviriyor olmasıdır; düşünmemesinin biricik sebebi asla, insanın düşünülmesi
gerekene yönelmemiş olması değildir.

Asıl
düşünülmesi gereken şey insandan yüz çevirmektedir. O insandan uzaklaşmaktadır.
(s. 7)

Bizden
uzaklaşan şey, fark etsek de etmesek de, bizi de beraberinde çekip götürüyor. (s.
8)

“İzahsız
bir işaretiz biz…”

“Sancısızız
biz ve neredeyse

Dili
gurbette kaybettik”

Mnemosyne Bu Yunanca kelimeyi hafıza olarak tercüme
edebiliriz. Dilimiz hafıza diyor, fakat aynı zamanda, bu kelimenin idrak,
salahiyet ve yine mezar, vakıa anlamlarını ifade ettiğini söylüyor.

Mnemosyne kelimesini dişil artikelli ‘hafıza’ olarak
tercüme edebiliriz.

Μύθοζ /Mitos, söyleyen söz demektir. Yunanlılar için
söylemek, izhar etmeyi, görünmesini temin etmeyi, zahirde, görünmesinde oluşanı
ifade eder.

Mitos kendi efsanevi deyişi içinde oluşmakta olan, bu
ise, kendi salahiyetinin na-mahremiyetinde görünendir. Μύθοζ
/ Mitos
bütün insan yaratığını her şeyden önce ve temelden ilgilendiren
salahiyettir, ki bu salahiyet, görünen ve oluşmakta olanı düşündürür. Λογοζ / Logos aynı şeyi ifade etmektedir; mitos ve
logos, mutat felsefe tarihinin iddiasının aksine, felsefe dolayısıyla asla bir
zıtlık olarak karşı karşıya gelmezler, bilakis ilk Yunan düşünürleri
(Parmenides gibi) mitos ve logos’u aynı anlamda kullanıyorlar. (s. 9/10)

Mitos
ve logos ilk defa, önceleri sahip oldukları özlerini muhafaza edememeye
başladıkları andan itibaren karşı karşıya geliyor ve zıtlaşıyorlar. Bu
Eflatun’da vuku bulmuş bir şeydir. Platonculuk temeli üzerinde Yeni Çağ
akılcılığı tarafından kabul edilmiş olan tarihin ve filolojinin bu önyargısına
göre mitos, logos tarafından bertaraf edilmiştir.

Oysa
dini olan asla mantık ile bertaraf edilemez, bu daima ancak tanrının
uzaklaştırmasıyla mümkündür.

Hafıza,
düşünülmüş olanı düşünüyor.

Hafıza,
hatıranın toplanmasıdır.

Hafıza
(…) emniyete alır ve mahremiyet içinde gizler.

Nazm
edilen her şey hatırlamanın vecdinde neşet eder. (s. 10)

Güzellik,
hakikatin özünün bir marifetidir ki bu bağlamda hakikat, gizlenenin meydana
çıkarılmasıdır. Güzel, hoşumuza giden değil, bilakis hakikatin marifetine tabi
olandır. Bu ise ancak, ebediyyen göze çarpmayan ve bu yüzden görünmeyenin, en
yüksek düzeyde tezahür eden ışımaya nail olmasıyla vuku bulur. (s. 13)

“Kim
en derin olanı düşünürse, sever en canlı olanı.

Yüce
gençlik anlıyor, dünyaya kimin baktığını,

Ve
hikmet sahipleri meylediyor,

Genellikle
sonunda güzel olana.” (s. 14)

“Düşünmek
ne demektir” sorusunu, düşünme üzerine kavram belirlemeyi, tanımlamayı öne alıp
muhtevasını itinayla genişleterek asla cevaplayamayız. Biz burada düşünmek
üzerine düşünmüyoruz.

Düşünme
üzerine düşünmek, Batı’da mantık olarak inkişaf etti. (s. 15)

Her yerde çöküş, tahribat ve dünyanın tehlikeli boyutlarda yok
edilmesi tekip edilmekte ve kaydedilmektedir.
(s. 18)

“Çöl büyüyor.” (Nietzsche)

Tahrip,
yalnızca şimdiye kadar gelişmiş ve inşa edilmiş olanı ortadan kaldırıyor, fakat
çölleşme gelecekteki gelişmeye meydan vermiyor ve her türlü inşa imkânını engelliyor.

Çölleşme,
Mnemosyne’nin en yüksek düzeyde sürgün edilmesidir. (s. 19)

Nesnesine
tevafuk eden tasavvuru biz doğru olarak isimlendiriyoruz. Uzun süreden beri tasavvurun
doğruluğu hakikate eş tutulmakta, yani hakikatin özü, tasavvurun doğruluğundan
hareketle belirlenmektedir. (s. 24)

“Dünya
benim tasavvurumdur.” (Schopenhauer)

Yeni
felsefenin düşüncesini Schopenhauer, bu cümle içinde toplayarak özetliyor. (s.
25)

…öğrenmek
asla azarlama yoluyla husule getirilemez.

(Nietzsche)
O, çığlık atmak zorunda kalmanın verdiği ıstıraba katlandı.

“Sizin,
gözlerinizle işitebilmenizi sağlamak için, önce kulaklarınızın patlatılması mı
gerekiyor.” (Nietzsche)

Araştırmacı
sürekli olarak yeni keşiflere ve ilhamlara ihtiyaç duyar, aksi takdirde bilim
duraksar ve yanlışa düşer. Düşünür sadece tek bir düşünceye ihtiyaç duyar. (s.
33)

“Herkes
benden bahsediyor, …fakat kimse beni düşünmüyor.” (Zerdüşt) (s. 37)

Şimdiye
kadarki varlığında insan olarak süregelen insan bu hükümranlığı üstlenmeye hazırlıklı
mı? Eğer değilse, yeryüzünü/tabiatı “tebalaştırması” kendine tabi kılması ve
böylece Eski Ahit’in sözünü tahakkuk ettirmesi için şimdiye kadarki insana
nasıl bir muamele yapılması gerekiyor? (s. 39)

İnsan
henüz tespit edilmemiş hayvandır; animal rasyonel henüz bütün varlığıyla
yüzleşmemiştir. (s. 40/41)

…şimdiye
kadarki insanın özünü öncelikle tespit edebilmek için, şimdiye kadarki insanın
kendini aşması sağlanmalıdır. Şimdiye kadarki insan, kendine tabi
olmaya/kendisiyle yüzleşmeye ve şimdiye kadarki türünün aşağılıklarını
aşağılamaya, isteksiz değil de, muktedir olamadığı için son insandır.

Nietzsche,
şimdiye kadar olanı aşıp öteye geçen insanı “üst insan” olarak isimlendiriyor. (s.
41)

“Çöl
büyüyor: Vay, çöllere gebe olanın haline!” Bu “vay” kime söylenmiş olabilir? O,
üst insandır. Zira öteye geçen, zeval içinde olmak zorundadır; üst insanın
yolunun başlangıcı, O’nun zevalidir. (s. 42)

…insan,
persona, varlığın maskesi… (s. 44)

Yazık!
İnsanların en hor görülmeye layık olanının, kendini artık hor görmeyenin zamanı
geliyor. (s. 46)

Öyle
ki insan intikam almaktan kurtulmuş olacak… (s. 52)

İradenin
bizzat kendisi bu olmuş ve geçmiş olan dolayısıyla çekilen ıstırap olarak
tezahür eder.

…irade,
geçip gitmenin kendisini istemektedir. Böylece o, çektiği ıstırabın ve
dolayısıyla kendisinin geçip gitmesini istemektedir.

İrade
zamandan ve zamanın geçmiş olanından ikrah eder. (s. 58)

…zaman asla kalmak için gelmez. (s. 62)

…zamanı
geçip gitme (…) geçip gidicilik olarak tasavvur etme nereden kaynaklanıyor? (s.
63)

Zamanda
esasen vücut bulan nedir? Bu soruda zaman var olan bir şey, vücut bulan bir şey
olarak tasavvur ediliyor ve böylece varlığı soruşturuluyor.

Vücut
bulan, hal-i hazırda bulunan, mevcut olan demektir.

…hal-i
hazırda mevcut bulunan nedir? Zamanda hazır bulunan her defasında yalnızca “şimdi”dir.
(s. 64)

…saniyenin milyonda birinin hesap edilmesi…

…asli zamanı kaybetmenin, yani sürekli daha az zaman sahip olmanın
en emin yoludur.

…bu şekilde hesaplamanın, insanın artık zamana sahip olmadığının
aniden farkına vararak paniğe kapıldığı bir anda başladığını söyleyebiliriz.
İşte bu an Yeni Çağın başlangıcıdır.
(s. 65)

Şayet
varlık her türlü metafizikte ebedilik ve zamandan bağımsız olarak
düşünülüyorsa, bu, oluşmakta olanın kendi varlığında geçip-gitme olarak
tasavvur edilen zamandan bağımsız olduğunu söylemekten başka bir şey değildir.
Geçici olan, ebedi olanın temeli olamaz. Geçip-gitme anlamına gelen zamandan
bağımsızlık kendi varlığında esasen oluşuna aittir. (s. 66)

Nietzsche
için intikam, iradenin zamandan ikrahıdır. Bu şimdi şu demektir: İntikam,
iradenin geçip-gitmeden ve onun geçip-gitmiş olanından, zamandan ve onun geçmiş
olanından ikrah etmesidir.

İntikamın
ikrahı bu geçmiş olana zincirlenmiş duruyor.

Ondan
kurtulmak ne anlama geliyor? Kurtuluş, intikamın ikrahına muhalif olandan
kurtulmaktır. İntikamdan kurtuluş genel olarak iradeden kurtulmak değildir. Bu
durumda kurtuluş, iradenin varlık olması dolayısıyla, istemenin varlık olması
dolayısıyla, istemenin tamamen ortadan kaldırılmasına, hükümsüz bir hiçliğe yol
açar. İntikamdan kurtuluş, iradenin nihayet irade olabilmesi için, ilkin
muhalif duran şeyden kurtulmasıdır.

Peki
bu iradeye muhalif duran “geçmiş olan” ne zaman ortadan kalkmış oluyor? (s. 67)

İrade,
eğer öncelikle gitme ve gelmeyi, bilhassa belirli bir gitme ve gelmeyi
mütemadiyen isterse, zamandan ve onun sadece geçip-gitmiş olanından ikrah
etmekten kurtulur. İrade şayet geçmiş olan her şeyin daimi deveranını
arzularsa, geçmiş olanın muhalefetinden kurtulur. İrade şayet aynı olanın daimi
deveranını arzularsa, ikrahtan kurtulmuş olur. Bu durumda irade arzu edilenin
ebediyetini ister. İradenin istediği bizzat kendisinin ebediliğidir. Var
oluşanın asıl/ezeli varlığı, aynı olanın ebedi deveranının ebediyen devam eden
arzusu olarak iradedir. Aynı olanın ebedi deveranı, ebediyen kendi istemini
arzulayan irade metafiziğinin en büyük zaferidir.

İntikamdan
kurtuluş, iradenin zamandan ve onun geçmiş olanından ikrahından öteye, aynı
olanın ebedi deveranını isteyen ve bu istemede kendisini kendisinin sebebi
olarak arzulayan iradeye geçiştir. İntikamdan kurtuluş, bütün oluşmakta olanın
asli/ezeli varlığına geçiştir.

…aynı
olanın ebedi deveranının iradesi önceden beri ve tamamen geriyi, yani geriye
dönüşü ve deveranı ister. (s. 68)

Hıristiyanlığın
iman öğretisi (bu konuda) başka bir tarz tanıyor ki bu pişmanlıktır.

Günah
yalnızca iman alanında mümkündür.

…ve
bu zaten ancak böyle mümkündür, yani sadece kurtarıcı Tanrı’nın ebedi iradesine
nispet sayesinde.

İntikamdan
kurtuluş, öteye geçenin üzerinde yürüdüğü köprüdür.

Öteye
geçenin, aynı olanın ebedi deveranını arzulayan, bütün oluşmakta olanın
asli/ezeli varlığı olan iradeye yöneliyor.

Üst
insan, özünün kaynağı olması dolayısıyla aynı olanın ebedi deveranına
yöneliyor. Nietzsche, üst insanın özünü Zerdüşt figürü ile teşkil ediyor. (s.
69)

Nietzsche’nin
aynı olanın ebedi deveranı düşüncesinin en zor düşünce oluşunun iki anlamı var:
o düşünülebilecek en zor düşünce ve en büyük ağırlığa sahip.

Aynı
olanın ebedi deveranı düşüncesinin kendisi intikamdan kurtuluşu temin edecek
mi? (s. 71)

“Her
şeyin deveran etmesi, oluş dünyasının varlığa (ilişkin) en radikal biçimde
yakınlaşmasıdır: Mütalaanın zirve noktası.” (Nietzsche)

…en
fazla görüneni (parıldayanı) hiç göremiyoruz… Bu birazcık mümkün olsa bile… (s.
74)

Türkçeleştiren:
Rıdvan Şentürk

Paradigma
Yayınları, Haziran 2009