KADERÎYYE

201

 

KADERÎYYE

 

Kaderiyye, insanm
irade, ihtiyar ve kud­ret sahibi, yükümlülüğü olan bir yaratık olduğu, Allah’
in bir dahli olmaksızın fiille­rini bizzat kendi gücüyle meydana getirdi­ği
(yarattığı) inancına sahip olan görüşe denilir. Bunlara “Kaderiyye”
denmesi, ila­hi kaderi inkar etmelerindendİr, görüşü yaygın ise de,
kanaatimizce doğrusu şöyle­dir: Bunlar; kulun, fiilini kendisinin yarat­tığı
inancına sahip olup da kula kudret at­fettiklerinden dolayı “Kulun kendi
fiilini yaratacak kudreti vardır” anlamında’ kud-retçiler’ demeye gelen
Kaderiyye dendiği daha kuvvetli bir ihtimal olmalıdır. İlk de­fa kader
konusunda konuşan; Allah’ın ön­ceden bir takdiri (kaderi) olduğunu inkar edenin
Ma’bed el-Cüheni (Ö.80/699) ol­duğunu tarihçiler kaydediyor. Ma’bed, Basra’da
Hasan el-Basrî (ö.H0/728)’nin ders meclisine devam ederdi. Sonradan İlahi
kaderi inkara yönelmiştir. Ancak bu­rada şunu da belirtmemiz gerekiyor: İs­lam
aleminde zuhur eden fırkaların bü­yük bir çoğunluğu başlangıçta haklı ne­denlerle
yolla çıkmıştır. Sonradan görüş­ler arasında kesin sınırlar belirmeye başla­mış
ve her grup kendi görüşünü sağlam­laştırmaya çalışmıştır. Rivayet edildiğine
göre Ma’bed el-Cüheni’nin kaderi görü­şe sahip olması haklı bir sebebe dayanır.
O da devrindeki bazı idarecilerin, m üslli­manların malını, canım alıp da,
“bizim fiillerimiz Allah’ın kaderi üzerine cereyan ediyor” diyerek
yaptıkları haksızlığı kade­re yüklemelerinden kaynaklanmaktadır. BelkiMa’bed ve
taraftarlarının gayesi, ku­la sorumluluğu tam olarak yükleme dü­şüncesi
olmaktadır. Ancak görüsündeki aşırılık, yani ilahi kaderi (takdiri) inkarı
halife Abdülmelik b. Mervan’ın emriyle Haccac tarafından hicrî 80/m.699’da idam
edilerek öldürülmesiyle sonuçlan­mıştır.

Cüheni’den sonra onun
görüşlerini Gey-lân ed-Dımeşkî devam ettirmiştir. Hatta Kaderiyye’nin esas
kurucusunun Geylân olduğu söylenir. Geylan da halife Haşim b. Abdülmelik
tarafından Şam’da idam edilmiştir.

Bu arada şunu da
belirtelim ki, gerek Kaderiyye, gerekse onun tam zıddı bir gö­rüşe sahip olan
Cebriyye (Cebriyye’ye gö­re, kulun hiçbir gücü, kudreti yoktur; ku­lun tüm
fillerini yaratan Allah’tır) Kitap ve Sünnetten kendi görüşlerini destekle­yecek
bir takım deliller bulmuşlardır. An­cak İfrat ve tefrite kaçmaları ‘Ehl-i
Sün-net’çebunların’ehl-ibid’at’İlan edilmele­rine yol açmıştır. Orta yolu izleyen
Ehl-i Sünnet’in, bu aşırı uçları bid’ata nisbet et­mesi haklı bir gerekçeye
dayanır. Zira Ka-deriyye, ilahi kaderi inkar ederek kula ya­ratıcılık
atfetmekte, Cebriyye de insanın yükümlülüğünü ve sorumluluğunu orta­dan
kaldırmaktadır. Cebriyye mensupları derlerse ki, biz insanın sorumluluğunu
reddetmiyoruz, bu takdirde Allah’a zu­lüm isnad etmiş olacaklardır. Zira günah
işleyen biri Cebriyye’ye göre ya elinde ol­madan günah işlemiştir ve sorumlu
değil­dir veya sorumludur. Bu takdirde ona gü­nahı işleten de, cezalandıran da
Allah’tır. Cebriyye ve Kaderiyye görüşleri Ehl-i Sünnet tarafından tasvip
edilmemiştir.

Kaderiyye’nin,
kulların fiilleriyle ve ka­derle ilgili görüşleri hicri II. yüzyıl başla­rında
Vasıl b. Atâ’ (Ö.131/748) tarafın­dan kurulduğu kabul edilen Mutezile tara­fından
devam ettirilmiştir. Kula yaratıcı­lık vasfı veren, dolayısıyla Allah’ın yaratı­cılığına
kusur İzafe eden ve kaderi inkar eden Kaderiyye görüşleri ashabın son de­virlerinde
ortaya çıkmaya başlamıştır. As-habdan kaderi inkar edenlerin varlığını
duyanlar, (Abdullah b. Ömer gibi) Kade­riyye mensuplarını reddetmişler, onlar­dan
beri olduklarını ifade etmişlerdir. Çünkü onlara göre kadere İman, iman
esaslarından biridir.

Kaderiyye teriminin
Batı dillerindeki karşılığı fatalism (İng), fatalizme (Fr.) ve fatatismııs
(Alm.) şeklinde olup latince kader anlamına gelen fatıun kelimesin­den
türetilmişlerdir. Türkçede de yanlış bir anlayış sonucu Kaderiyye ‘fatalizm’
karşılığı olarak kullanılmaktadır. Oysa is­lam terminolojisindeki kaderiyye ile
latin­ce fatalizm’in anlamları, tam birbirinin zıttı olan ekolleri ifade
etmektedir. Kade­riyye, kadere teslim olmayı (ki fatalizm bunu ifade eder)
değil, deyim yerindeyse kaderi kendi elleriyle yaratmayı ve kader konusunda
Allah’ı devre dışı bırakmayı hedefler. Fatalizm ise, İslami terminoloji­de tam
kaderiyye’nin zıddı olan ve alem­de külli bir determinizmin var olduğunu
savunan Cebriyye’nin karşılığıdır. Özet­lersek, fatalizmin Türkçede kaderiyye
şeklinde karşılanmasında ortaya çıkan bu karışıklık, aslında iki farklı kültür
dünyası­nın ‘kaderi’ nasıl algıladıklarını ve ona na­sıl bir yorum
gedirdiklerini de bir bakıma açıklamaktadır.

Mehmet BULUT Bk.
İrade, Kader; Kelam İlmi