Johan Huizinga – Homo Ludens

Johan Huizinga – Homo Ludens
Oyunun Toplumsal İşlevi Üzerine Bir Deneme

Oyun, kültürden daha eskidir. (s. 16)

İnsan uygarlığı, genel oyun kavramına hiçbir temel özellik katmamıştır. (s. 16)

Oyunda yaşamın doğrudan gereksinimlerini aşan ve eyleme anlam katan bağımsız bir unsur oynamaktadır. (s. 17)

Oyunun kökenini hem egemenlik kurma arzusu hem de yarışma ihtiyacı içinde bir şey yapabilme veya bir şeyi belirleyebilmeye yönelik olan kendiliğinden yatkınlıkya aramaktadırlar. (s. 18)

Oyun irrasyoneldir. (s. 20)

Oyun fikri, düşünce tarzımızda ciddiyet fikrinin karşıtıdır. (s. 22)

Gülme bazı bakımlardan ciddiyetin karşıtıdır, ama oyunla hiçbir şekilde doğrudan bağlantısı yoktur. Çocuklar, futbol veya satranç oyuncuları, akıllarından asla gülme isteği geçmeden derin bir ciddiyet içinde oynamaktadırlar. (s. 22)

(oyun)… iyi ile kötü arasındaki zıtlığında uzağındadır. (s. 23)

Oyun, en gelişmiş biçimleri içinde insana bahşedilmiş estetik algılama yeteneğinin en soylu unsurlarını meydana getiren ritm ve armoni ile doludur. Oyun ile güzellik arasında çok sayıda ve sağlam bağlar vardır. (s. 23)

Her oyun, her şeyden önce gönüllü bir eylemdir. Emirlere bağlı oyun, oyun değildir. Olsa olsa bir oyunun zorunlu temsilidir. Oyun sadece bu özgürlük karakteriyle bile doğal evrim sürecini aşmaktadır. (s. 24)

Oyun, gündelik veya asıl hayat değildir. Oyun bu hayattan kaçarak, kendine özgü eğilimleri olan geçici bir faaliyet alanıa girme bahanesi sunmaktadır. (s. 25)

Oyun güzelliğin ve kutsallığın zirvelerine kadar çıkarak ciddi olanı arkasında bırakabilir. (s. 25)

Her oyun… önceden belirlenmiş kendi mekansal alanının sınırları içinde cereyan eder. (s. 27)

Kutsallaştırılmış ve kendi sınırları içinde özel kurallara tabii kılınmış yerlerdir… bildik dünyanın ortasında belirli bir eylemin gerçekleştirilmesi amacıyla tasarlanmış geçici dünyalardır. (s. 27)

Oyun düzenin ta kendisidir. (s. 27)

Gerilim, iyilik ve kötülük alanına yabancı olmasına rağmen, oyun faaliyetine belli bir etik kapsam vermektedir. Çünkü bu gerilimde, oyuncunun gücü sınanmaktadır. Fiziksel gücü, dayanıklılığ maharet cesareti, tahammül gücü ve aynı zamanda manevi gücü; çünkü oyuncu kazanma konusundaki tüm hırsına rağmen, oyunun kurala bağlanmış ve izin verilen sınırlarının içinde kalmak zorundadır. (s. 28)

Oyunbozan bu topluluğun büyülü dünyasını bozmaktadır, bu nedenle haindir ve atılması gerekir. (s. 29)

İbadet, ciddiyetin en yüksek ve en kutsal biçimidir. Bununla birlikte acaba aynı zamanda oyunun da en yüksek ve en kutsal biçimi olabilir mi? (s. 36)

Çocuk ruhlu bir baba, eğer Noel hazırlıklarını yaparken çocuklarına yakalanırsa onlara gerçekten kızabilir. (s. 42)

Modern insan hiç kuşkusuz uzak ve yabancı olanı anlamaya çok daha fazla yatkındır. Vahşi toplumu anlama konusunda ona maske ve kılık değiştirme karşısındaki duyarlılığından daha fazla yardımcı olan hiçbir şey yoktur. Etnoloji bu olgunun muazzam toplumsal önemini vurgularken gelişmiş ve laikleşmiş kişi de bu olgudaki dolaysız estetik duygusunu hissetmektedir; bu güzellik, dehşet ve esardan meydana gelen bir duygudur. (s. 46/47)

Oyun, özgürce razı olunan ama tamamen emredici kurallara uygun olarak belirli zaman ve mekan sınırları içinde gerçekleştirilen bizatihi bir amaca sahip olan bir gerilim ve sevinç duygusu ile “alışılmış hayat”tan “başka türlü olmak” bilincinin eşlik ettiği iradi bir eylem veya faaliyettir. (s. 48)

Hiçbir insan gurubu için, oyun kavramı oyunu ifade etmek için sahip oldukları kelimenin ifade ettiğinden daha fazlasını içermez. (s. 48)

Yunancada genel oyunsal alanı ifade etmek için en azından üç farklı kelime kullanılmaktadır. Paidia terimi vardır, bu kelimenin etimolojisi açıkça ortadadır; terim çocuğa ait olanı işaret etmekte ama çocukça anlamına gelen Paidia’dan vurgusuyla hemen ayrılmaktadır. (s. 49)

Blackfoot (karaayak) dilinde bütün çocuk oyunları için Koani kök fiilini kullanılmaktadır. (s. 52/53)

Koani erotik bir anlam içinde ve özellikle de gayrımeşru ilişkileri ifade etmek üzere yeniden karşımıza çıkmaktadır. (s. 53)
Kültür, oyun biçiminde doğar, kültür başlangıçtan itibaren oynanan bir şeydir. Örneğin av gibi doğrudan hayati ihtiyaçların giderilmesini hedefleyen faaliyetler bile, arkaik toplulukta kolaylıkla oyun biçimine bürünmektedir. (s. 67)

Yarışma ve temsil, hoşça vakit geçirme biçimi olarak, kültürden kaynaklanmamakta, ondan önce gelmektedir. (s. 69)

Önemli olan kazanılan misketler değil oyundur. (s. 71)

Başarı galibin öteki karşısında ün sağlamasına olanak vermektedir. (s. 72)

İnsanın daha iyi bir hayata olan özlemi burada açıkçası, bütün bir kutsal ayin sisteminden kaynaklanmış olarak ortaya çıkar. Bu özlemi tatmin eden biçim, oyun biçimidir. (s. 88)

Kültür, ne oyun olarak ne de oyundan doğmaktadır o, oyunun içindedir. (s. 99)

Yunanlılarda bir davanın başlangıcı taraflar arasındaki bir Agon sayılmaktadır, yani sabit kurallara tabii olan, belirgin biçimler altında cereyan eden ve iki rakibin bir hakemin kararına uydukları bir mücadele biçimindedir. Bir müsabaka olarak kavranan bu dava yakın tarihli bir gelişme, kavramların başka bir bağlama aktarılması, daha da kötüsü kurumun bir yozlaşma aşaması olarak kabul edilmektedir/edilmelidir. (s. 102)

Oyun ruhu yoksa, uygarlık mümkün değildir. (s. 129)

Birinci olmaya yönelik doğuştan gelen yatkınlık, gurupları birbirlerine düşürmektedir. (s. 129)

Poesis oyunsal bir işlevdir. Zihnin oyunsal bir mekanında, zihnin kendine yarattığı özgün oyunsal bir evrende şeylerin “gündelik hayat”takinden farklı bir görünüme büründükleri ve mantık bağlarından farklı bağlarla birbirlerine bağlandıkları bir alanda yer almaktadır. (s. 150)

Bütün uygarlıklarda ve özellikle de arkaik kültürlerde şiirin hayati, toplumsal ve dinsel işlevi vardır. Her ilkel şiir aynı zamanda eş anlamlı/eş anlı olarak, ibadet, törensel eğlence, toplu oynanan oyun, hayat bilgisi, bilmece veya bilmece çözümü bilgeliğin öğretilmesi, ikna, büyücülük, kahinlik, öngörü ve yarışmadır. (s. 150)

(şair) eski arapların dediği gibi “bilge”dir. Eddalar mitolojisinde, şair olmak için içilen içki, cevap veremeyeceği soru olmayan, bilgeler bilgesi Kvasir’in kanından hazırlanmıştır. (s. 151)

Şiire ilişkin biçimsel işlem, aynı kelimenin tekrarı ve kelimeler üzerinde yapılan çeşitlemeler yoluyla tezi antiteze bağlayan ses eşliğidir. Saf şiirsel unsur imaya, ani bir fikir parıltısına, kelime oyununa veya kelimelerin sesleri üzerinde oynamaya dayanmaktadır. Bu durumda anlam tamamen yok olabilir. Bu şiir ancak, oyunsal alana ait terimlerin yardımıyla tasvir edilebilir. Sözlerin müziğe veya müziğin sözlere Uyarlanması kurallarına ilişkin bir sisteme tabi olmaktadır. (s. 153)

Şiir dili arkaik uygarlıkta hala en mükemmel ifade aracıdır. Şiir bu toplumda edebi arzuların tatmininden daha geniş ve daha hayati işlevleri yerine getiröektedir. Tapınmayı söze dönüştürmekte toplumsal ilişkileri saptamakta; bilgeliğin, yasanın, örfün taşıyıcısı haline gelmektedir. (s. 166)

Zihin, insanbiçimliliği, kavramadan önce, doğanın ve hayatın sırları ve azameti karşısında duyduğu alt üst oluşun dolaysız etkisiyle, onu baskı altına alan veya coşturan şeylere bulanık adlar vermektedir. (s. 171)

…Hippias ile bilmeceleri çözen Brahman’ın söylemi arasındaki paralellik… (s. 181)

Euthydemos -> Sofizm, eğlendirmeyi amaçlayan yaygın bilmeceye yakın olduğu kadar evrene ilişkin kutsal bilmecelere de yakındır. (s. 183)

…Sophron… (s. 184)

Felsefe Platon içinde, tüm derinliğine rağmen soylu bir oyun olarak kalmaktadır. Ve eğer Platon değil aynı zamanda Aristoteles de sofistlerin yanıltıcı kanıtlarını ve kelime oyunlarını ciddi bir eleştiriye layık gördülerse bunun nedeni kendi felsefelerinin de henüz oyun alanından çıkmamış olması değil midir?
Acaba felsefe oyun alanındak hiç çıkabilmişmidir? (s. 188)

Charlemagne’ın genç oğlu Pepin “yazı nedir” diye soruyor ve Alcuin’de “bilimin muhafızıdır” diye cevap veriyordu.
Kelime nedir – Düşüncenin ihaneti
Kelimeyi kim doğurur – Dil
Dil nedir – Havada bir kamçı
Hava nedir – Hayatın muhafızı
Hayat nedir – Mutluluğun sevinci, mutsuzluğun ıstırabı, ölümü bekleyiş
İnsan nedir – Ölümün kölesi, tek bir yerin sahibi, geçip giden bir yolcu (s. 190)

Felsefe de dahil bilim, doğası gereği polemik niteliklidir ve polemik unsur agonal unsurdan ayrılmaz. (s. 192)

Platon, tanrılar acı çekmek için doğmuş olan insanlığa acıdıklarından onun kaygılarını ara sıra dindirmek üzere adak şenlikleri düzenlemişler ve konuk olarak, Mousaların efendisi Apollon ve Dionysos’u yollamışlardır. Böylece bu tanrısal ve törensel toplantı sayesinde insanlar arasındaki düzen kurulabilmiştir. (s. 195)

Dansın güzelliği bizatihi hareket eden bedenin güzelliğidir. (s. 202)

Agalmata Nuktos -> Gece mücevherleri
Yıldızların şiirsel ismi… (s. 204)

Şiir oyundan doğmuştur ve oyunsal biçimler sayesinde yaşamaya devam etmektedir. Müzik ve dans ortaya saf oyun olarak çıkmışlardır. Bilgelik ve bilim ifadelerini kutsal yarışma oyunlarında bulur. Hukuk toplumsal oyundan sıyrılarak ortaya çıkmak zorunda kalmıştır. Silahlı çatışmaların kurala bağlanması, aristokratik hayatın kuralları, oyunsal biçimler üzerinde temellenmiştir. Sonuç olarak kültür ilkel aşamalarında oyun olarak oynanmıştır. (s. 210)

Roma İmparatorluğu, özü boşaltılmış bir gövdeden başka bir şey değildir. (s. 214)

Kendi bilincine sahip ve kendini soyutlamak isteyen bir seçkinler gurubunun hayatı temsil edilen bir mükemmellik oyunu biçiminde ele almaya kalkışması, bu rönesans döneminde olmuştur. (s. 218)

Peruka, barok dönemim en barok unsurudur. (s. 222)

Sanatsal ve duyusal hayatı, figürlerin açıkça belirlenmek yerine esrar ve dehşetle yüklü hale getirildikleri hayali bir geçmişin alanına aktarma ihtiyacı olarak tanımlanabilir (romantizm). (s. 222)

Spor artık, toplumsal bir yönelişin verimli bir faktöründen çok agonal içgüdünün özerk bir ifadesidir. (s. 236)

Oyun bizzat kendi olarak ahlaki ölçüler alanının dışında yer almaktadır. Bizatihi kendi olarak ne iyidir ne de kötü. (s. 253)

Çeviren: Mehmet Ali Kılıçbay
Ayrıntı, 95