İbn Bâcce

İbn Bâcce (470/1077 – 533/1139)

Endülüs’ün kuzeyindeki Sarakusta (Zaragoza)
şehrinde doğdu.
Asıl adı Ebû Bekr Muhammed b.
es-Saig`dir. Batı literatüründe genellikle Avempace
diye anılır. Geleneksel eğitimini tamamladıktan sonra kendini geliştirmiştir,
müzik alanında yetkin bir otoritedir. Devlet işleriyle meşgul olup bir dönem
vezirlik yapmıştır.

Aristoteles ve Fârâbî’nin eserlerine
şerhler yazmıştır. Birçok eserinde insanın mutluluğu, ahlak ile siyaset
ilişkileri, bu bağlamda akli bilgiye ulaşmanın imkânı ve önemini tartışmıştır. Bu
çerçevede faal aklın rolünü de incelemektedir.

Felsefesinin temel konusu insan ve insan
mutluluğudur. İnsan, yapısı itibariyle evrene benzer. Onda üç boyut bulunur:

1) Tabiî,

2) duyusal ve

3) aklî boyut. Fakat insanı diğer varlıklardan
ayıran özelliği aklıdır.

İnsanın idrak süreci duyusal, hayalî ve
aklî olmak üzere üç bölüme ayrılır.
Bu
aynı zamanda dış dünyadaki eşyanın soyutlama sürecidir.
Soyutlama faaliyeti sırasıyla his, tahayyül ve akletme
aşamalarından geçer.

Duyusal ve hayalî idrak dış dünyadaki tekil
nesneleri temsil ederler. Aklın ise maddîlikle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.
Zira akıl, kendi idrakinin de bilincindedir.

İnsanın en yüksek ve yetkin boyutu ise
akıldır. En temel fiili ise tümel kavramlar oluşturmaktır.
Ortak duyu, hayal ve hafıza yetilerine hayvanlar da
sahiptir. İnsanın mutluluğu bu seviyelerin üstündeki akıl aracılığıyla
mümkündür. İbn Bâcce’ye göre filozof bilgi ve idrak mertebelerinde yükselip
kendisine mutlak saadeti tattıracak olan faal akılla ittisâl mertebesine
ulaşmak için duyu algılarının verilerinden başlayıp, ortak duyu, hayal ve
hafıza güçlerinin kullanılması ve aklî soyutlamalar aracılığıyla bir tür mânevî
yükselişi gerçekleştirmek zorundadır.
İnsan,
son aşama olan müstefâd akıl mertebesine ulaşıp faal akılla ittisâl edince,
yani felsefî hikmet idealine ulaşınca metafizik dünya ile irtibata geçmekte ve
bu dünya hakkında bilgi edinebilmektedir.

Şeylerin gerçek bilgisi soyutlamaya dayalı
ve dolaylı bir kavrayıştır. İnsanın bilgisi duyu, mütehayyile ve akıl duraklarından
geçerek oluşur. İbn Bâcce gerçek bilginin tümel olanın bilgisi olduğunu, bunu
ise ancak aklın elde edebileceğini özellikle belirtir.
Filozof ya da mütevahhidin bu gaye için kullanacağı yol ise aklî,
teorik çalışmalardır.

Aklî yetkinliklerin
dereceleri

1. Cumhûr
(sıradan insanlar) mertebesi: Bu seviyede olan insanlar aklın konusu olan
şeyleri ancak “maddî sûretler aracılığıyla idrak edebilmektedir.

2. Nuzzâr:
Bu sınıf tabiat bilimleri ve matematiksel bilimlerle uğraşan kimselerdir. Soyut
sûretleri cisimlerin idrakleri olarak değil de kendinde varlığı olan ma’kûller
olarak idrak edebilmektedirler.

3. Su’edâ
(mutlu insanlar): İbn Bâcce’ye göre bu son grup filozoflardır. Yetkinleşme
sonucunda ma‘kûlleri doğrudan idrak edebilir, eşyanın mahiyetini ayniyle
kavrar. Böylece akıl akledilen suretlerle aynileşir. İbn Bâcce bu hale müstefâd
akıl adını verir. Bu son yetkinlik halinde insan aklı faal akılla ittisâl eder.

Mutluluğa akli bilgi olmaksızın ulaşmak
imkânsızdır.

Ahlâk ve Siyaset

İbn Bâcce, insan fiilinin ortaya çıkışını
istek, öfke ve akıl güçlerinin çatışmasında açıklar. Yönetim çeşitlerini
bireyin kendisini yönetmesi, ailesini yönetmesi ve şehir yönetimi olmak üzere
üçe ayırır.

Bozuk bir toplumda yaşayan entelektüel
kabiliyetleri gelişmiş bir filozof nasıl erdemli kalabilir ve mutluluğa
ulaşabilir?
Tedbîrü’l-mütevahhid adlı eseri bu soruya cevap arar.

Mütevahhid, yalnız adam, toplumun geneli
gibi yaşamayan aykırı ve sıra dışı kişidir. İbn Bâcce bu tür insanlar için
nevabıt “ayrık otu” kavramını kullanır.
“Onlar
garîbdirler, çünkü: kendi vatanlarında, akranlarıyla ve komşularıyla beraber
olsalar bile, fikirleriyle onlara yabancıdırlar. Bu fikirleriyle kendileri için
vatan olacak başka bilgi ve idrak mertebelerine yükselerek zihinsel bir göç
gerçekleştirmişlerdir.”
Hakikat peşinde koşan bu
insan için yalnızlık zorunlu bir kaderdir.
Yalnız
insan, gelecekteki erdemli yönetimi mümkün kılacak metafiziksel ve diğer teorik
bilgileri edinmektedir.

İSLÂM DÜŞÜNCE TARİHİ

Editör: Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar

Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2070

Eylül 2010, Eskişehir