Harbiye Mektebi Nedir, Tarihi Osmanlıdan Günümüze

27

Harbiye. II. Mahmud zamanında 1835’te subay yetiştirmek üzere açılan askeri mektep.

Harbiye’nin bir müessese olarak kelime anlamıyla birlikte ortaya çıkışı. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından (1826) sonra askerî sahadaki yeni teşkilâtlanmayla ilgilidir. Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’nin kurulması ve bu ordunun subay ihtiyacını karşılamak üzere Şehzadebaşı’ndaki Acemi Ocağı Kışlası’nda yaşlan on beşin altındaki gençler için bir talim­gah açılması Harbi­ye’nin başlangıcı sayılabilir. Ancak Osman­lı-Rus savaşı yüzünden bu ilk teşebbüs sonuçsuz kalmıştır. Bazı müellifler, bu mektebin kuruluşunu 1795’te Mühendis-hâne’de yapılan ıslahata kadar götürmek­tedir. Harbiye’nin kurulu­şu konusunda en önemli teşebbüs 1831′-de gerçekleşmiştir. Hassa Ordusu Müşiri Ahmed Fevzi Paşa, Selimiye’deki Mansûre askerleri arasından birkaç yüz kişiyi se­çerek bunları bölükler halinde teşkilâtlan­dırdı. Yaşları on dokuz-yirmi bir arasın­da değişen bu erlere “sıbyan bölükleri” adı verildi. Bunlara diğer erlerden farklı olarak okuma yazma da Öğretiliyordu. Ba­şarılı olanlar onbaşı, çavuş ve mülâzım rütbelerini alarak kıtalara katılıyordu. Sıb­yan bölükleri Harbiye’nin temelini oluş­turduğu gibi bölük erleri de ilk Harbiyeliler sayıldı.

Sıbyan bölükleri kurulurken Avrupa’daki gibi askerî okulların açılması da düşü­nüldü. Hüsrev Paşa, II. Mahmud’a yazdı­ğı bir tezkirede Fransa’daki Ecole Militaire tarzında bir askerî mektebin açılma­sının ve Avrupa’dan askerî öğretmen getirtilmesinin lüzumunu dile getiriyordu. Teklifi olumlu bu­lan padişah, uzun yıllar Avrupa’da kalmış olan Mehmed Nâmık Paşa’yı Harbiye Mektebi’ni kurmakla görevlendirdi; Ah­med Fevzi Paşa’yı da yanına yardımcı ola­rak verdi. Sıbyan bölüklerinde ders ver­dirmek üzere Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa’dan subay istedi. Fakat Mehmed Ali Pa­şa, Mısır’da 1816’da kurduğu Harp Okulu’nda yetişen subayların yeterli bilgiye sahip olmadığını ileri sürerek padişahın isteğini geri çevirdi. Çok geçmeden Mehmed Ali Paşa’nın is­yan etmesi Harbiye’nin açılmasını gecik­tirdi. İsyandan sonra Maçka Kışlası okul haline getirilerek Selimiye Kışlası’ndaki sıbyan bö­lükleri buraya nakledildi (1834). 400 kişi­lik sınıflar, kütüphane, cami. hamam, hastahane, eczahane. matbaa ve mut­fakla donatılan mektebin laboratuvarları için gerekli malzemeler Avrupa’ya sipa­riş edildi. Mektep başlangıçta Ekol Militer, Mekteb-i Ulûm-i Harbiyye. Mekteb-i Fünûn-ı Harbiyye, Asâkir-i Hâssa-i Şâhâne, Mekteb-i Harbiyye-i Mansûrei ve Mekteb-i Hâssa gibi çeşitli adlarla anıldı. Eğitime başladıktan sekiz ay sonra II. Mahmud mektebi ziyaret etti (5 Rebîülevvel 1251/ 1 Temmuz 1835). Bu ziyaret, okulun res­men açılış tarihi olarak kabul edildiği gi­bi adı da Mekteb-i Harbiyye olarak tescil edildi.

Mekteb-i Harbiyye’nin en büyük âmiri mektep nâzın idi, ondan sonra ders nâ­zın geliyordu. Harbiye’nin ilk nâzın olan Mustafa Mazhar Bey zamanında (1834-1836) okul modern bir eğitim kurumu özelliklerine sahip değildi. Öğrenciler hiç­bir eğitim almadan geldikleri için Harbi-ye’de ilk, orta ve lise birinci sınıf seviye­sinde eğitim yapılıyordu. Dokuz yıl süreli olan eğitimin ilk sekiz yılına “birinci mek­tep”, dokuzuncu yılına da “ikinci mek­tep” deniliyordu. Daha ziyade okuma yaz­ma ve ilmihal derslerinin okutulduğu bi­rinci okulu başarıyla bitirenler ikinci okul­da okumaya hak kazanıyorlardı. Burada hendese, fizik, astronomi gibi fen ders­leriyle askerliğe dair uygulamalı bilgiler veriliyordu. Okuldan mezun olmanın şart­ları belirlenmediğinden sınıf geçme yeri­ne yıl ve bitirilmesi gereken kitaplar esas alınıyordu. Böylece bir kitabı bitiren ikin­ciye geçiyor, liyakatini ispat edenler su­bay olarak okuldan mezun ediliyordu. Se­lim Satı Paşa’nın nazırlığı sırasında (1837-1841) mektepte okuyanlar “talebe” ola­rak anılmaya başlandı ve bunların yemek pişirme ve çevre temizliği yapma gibi hiz­metleri diğer askerlere bırakıldı. Avru­pa’dan askeri öğretmenler getirtilerek eğitim sisteminde önemli gelişmeler sağ­landı. Piyadecilik ve istihkâm dersleri­ne ağırlık verildiği gibi 1840’tan itibaren Fransızca zorunlu dersler arasına alındı. Arapça ve Farsça’ya da önem verilerek bu dilleri iyi bilen hocalar Harbiye’ye Öğ­retmen olarak tayin edildi. Bunlardan biri olan Kütahyalı Abdurrahman Fevzi Efendi’nin yazdığı Emsile-i Cedîde ve Mikyâsü’l-lisân kistâsü’l-beyân adlı ders kitapları okul matbaasında bastırıldı. Bu sırada başarılı bulunan altı talebeye mü-lâzim-ı evvel, on sekiz talebeye mülâzım-ı sânî rütbeleri verilerek mektepten me­zun edildi (1841 (Ancak Selim Satı Paşa’-dan sonra mektep nazırlığına getirilen Emin Paşa bu subayları, yeterli bilgi sahi­bi olmadıkları gerekçesiyle talebe olarak tekrar geri çağırdı.