Friedrich Nietzsche

Friedrich
Nietzsche (1844-1900)

5 yaşındayken babasını kaybeden Nietzsche,
1849 yılından itibaren annesi, kız kardeşi, iki teyzesi ve büyükannesinden
oluşan bir kadınlar gurubunun içinde büyüdü. Henüz lise yıllarındayken
Hölderlin’i keşfetti. Alman kültür çevrelerinin Hölderlin’i keşfetmesi için ise
daha 60 yıl geçmesi gerekecektir.

1864’te filolog Ritschl’in derslerine
girebilmek için Bonn Üniversitesi’ne gitti. Filoloji konulu birkaç makale
yayınladı. Ritschl’in tavsiyesiyle Basel’e felsefe profesörü olarak atandı.

Sokrates sonrasında Yunan kültürünün düşüşe
geçtiği öne sürdü. Alman kültüründe de benzer bir düşüş yaşandığını, Wagner’in
tini yayılabilirse bu düşüşün düzelebileceğini söyledi.

Sanatı yücelttiği ilk dönem çalışmaları
1876’da Wagner’le arasının bozulmasıyla birlikte sona erer. Artık bilime
öncelik vermeye başlar. 1878-1879 yıllarında yayınlanan İnsanca Pek İnsanca adlı yapıtında
pozitivist bir bakış açısıyla metafiziğe saldırır.

Rahatsızlıkları artınca Basel’deki
kürsüsünden istifa etmek durumunda kalır. 1882’de yayınladığı Şen Bilim’de
Hıristiyanlığın hayata düşman olduğunu söyler. “Tanrı öldü” sözü de bu
eserindedir. Ebedi dönüş/yineleniş kuramı ise 1883-1885 yılları arasında
yayınlanan Zerdüşt
Böyle Buyurdu
adlı eserindedir. Bu eserde yer alan üst insan ve
değerlerin yeniden değerlendirilmesi temaları Nietzsche’nin düşünce evrenindeki
yeni bir merhaledir. 1886’da yayınlanan İyinin ve Kötünün Ötesinde adlı eserinde güç
istencine vurgu yapmaya başlar. Ecce Homo adlı otobiyografik eserinde zihin
sağlığının bozulmaya başladığı açıkça görülür (ya da bize öyle görünüyor).
Hayatının son on yılını kız kardeşinin nezaretinde ağır hasta olarak geçiren
Nietzsche 1900’de hayata veda etti.

İlk
Dönem Yazıları

İlk eserlerinden olan Trajedinin Doğuşu’nda yaşamın trajik
doğasının farkına varan Yunanlıların kötümserliğe kapılmayıp sanat yoluyla
yüzlerini hayata döndüklerini söyler. Dünyayı estetik bir fenomen olarak ele
alan bu görüş, Dionisian ve Apollonian olmak üzere iki ayrı tutum karakterize
eder. Dionisian hayatın akışının bir simgesidir. Onda hiçbir ölçü yoktur.
Apollonian ise kontrollü ve ölçülüdür. Bireyleşme ilkesini temsil eder. 

Dürtünün ve tutkunun önüne çıkan her şeyi
silip süpüren karanlık ve biçimsiz seline kapılmak istemeyen Yunanlılar bu
nedenle sanata ve güzelliğe bağlı kalmışlardır. Bunun iki yolu vardır:
Apolloncu yol; olgusallığın üzerine estetik bir örtü çekerek ideal bir biçim ve
güzellik yaratmak ister (epik ve plastik sanatlar bu çabanın ürünleridir). Olgusallığı
olduğu gibi kabul eden ve onu olduğu şekliyle betimleyen Dionisosçu tutumun
ürünleri ise müzik ve trajedidir.

Yunan kültürünün üstün başarıları,
Sokrates’le birlikte yükselişe geçen akılcılıktan sonra devam etmemiştir. Nietzsche,
bu aşamada, yaşamın mı bilgiye yoksa bilginin mi yaşama egemen olması gerektiğini
sorar. 19. yüzyılda yükselişe geçen bilim ve akılcılığın insanlığı bir felakete
sürükleyeceğini öngörür. Çünkü akılcılık, dehaya düşmandır. O tek biçimlilikten
yanadır.

Nietzsche, varoluşun estetik bir fenomen
durumuna getirilebilmesinin tek yolunun Apollon ve Dionisian öğelerinin uyumlu
hale getirilmesiyle mümkün olacağını söyler.

Nietzsche’nin Ahlak Eleştirisi

Ahlak, birincil olarak genelde topluluğu korumanın ve yıkımdan
uzak tutmanın aracıdır.
Bu amaç nedeniyle birey
üzerinde baskı kurulur. Toplumun otoriter sesi giderek vicdan adını verdiğimiz
biçimi alır.
Ahlaksal terimler eylemlerden çok
bunları gerçekleştirenlerin niyetlerine yaygınlaştırılır ve böylece erdem ve
erdemli insan kavramları ortaya çıkar.
Bunun
sonucunda bir köle ahlakı ve buna karşıt olarak bir efendi ahlakı ayrımlaştırması
ortaya çıkar.

Efendi ahlakında (aristokratik ahlakta), iyi ve kötü, soylu ve
küçümsenebilire eşdeğer hâle gelir ve bu nitelikler yine eylemlerden çok
insanlara uygulanır. Köle ahlakında ölçüt, zayıfların
ve güçsüzlerin toplumuna yararlı olan şeyler olarak belirlenir. Bu topluma
yararlı şeyler, duygudaşlık, iyi kalplilik ve alçak gönüllülük gibi niteliklerdir,
bunlar erdemlilik olarak övülürler.

Nietzsche’ye göre Hıristiyanlık, köle ahlakının
dayandığı değerlerin evrensellik düzeyine yükseltilmesi amacına hizmet etmiştir.

Aynı içerleme, Nietzsche’ye göre, Hıristiyanlığın
türevleri olarak kabul ettiği demokratik ve toplumcu devinimlerde de iş başındadır.
Bu yüzden Nietzsche, evrensellik ve mutlaklık iddiası taşıyan bir ahlaksal
sistem kavramının yadsınması gerektiğini öne sürer.

Nietzsche, iyinin ve kötünün ötesinde
durmaktan söz ettiğinde sürü ahlakının üzerine yükselmek gerektiğini anlatmaya
çalışmaktadır. Bunu da herkes başaramaz: iyinin ve kötünün ötesine güvenle
geçebilen sadece daha yüksek insan tipidir.

Ateizm ve Sonuçları

Nietzsche, Şen Bilim’de “Yakın zamanların en
büyük olayı Tanrı’nın ölmesidir.” bildiriminde bulunur.
İnsanların gözleri olgusal-olmayan, doğaüstü bir öte dünya
varlığına değil, bu dünyaya çevrilmişti artık.

Ona göre Hıristiyanlık insanı zayıf düşürür.

Üstün bireylerin gelişmesini
engeller.

Nietzsche demokrasiyi ve sosyalizmi Hıristiyan
ahlak sistemini laik düzlemde devam ettirmekle suçlar.

Nietzsche’ye göre, nihilizmin gelişi kaçınılmazdır.

Güç İstenci ve Üst-İnsan Kuramı

Zerdüşt Böyle Buyurdu’da,
güç istencinin insanın temel güdüsü olduğu ve tüm canlı varlıklarda etkili olduğu
söylenir.

Nietzsche’ye göre dünya ve tüm içindekiler
güç-istencinden başka bir şey değildir.

Bilim, doğaya egemen olmak amacıyla
doğanın kavramlara dönüştürülerek betimlenmesidir.

Nesnel gerçeklik ya da mutlak gerçeklik
diye bir şey yoktur. Mutlak gerçeklik kavramı oluş dünyasından tatmin olmayan
ve kalıcı bir varlık dünyası arayan felsefecilerin icadıdır.

Aklın kategorileri denen şeyler de mantıksal
kurgular ve bakış açılarıdır.

Ona göre haz ve acı, gücü artırmak adına
ortaya konulan çabaya eşlik eden fenomenlerdir.

Üst-İnsan

İnsan aşılması gereken bir şey, hedefe vardıran
köprüdür. Nietzsche’ye göre hedef insanlık değil üst-insandır.

Zerdüşt’te sıradan olmayan bireylerin gelişimini
engellemekle suçladığı ulusal devleti, yine de geniş sıradanlık tabanını hazırladığı
için onaylamaktan geri durmaz. Çünkü bu daha yüksek bir insan tipinin doğuşu
için zorunlu bir koşuldur.

Nietzsche bu kavramla insanlığı aşağı ve
yukarı olarak ikiye bölmemektedir.

Sonsuz Yineleniş Kuramı

Zerdüşt’te bu düşünce, üst- insan düşüncesiyle
birlikte kitabın ana eksenidir. Dünyamız gezegen olarak sona erdikten sonra,
parçacıkların gücü tarafından tıpkı daha önce olduğu gibi yeniden yapılaşacak,
bir başka deyişle yeniden varlığa gelecektir ve bu dünyada olup-biten her şey
yeni baştan ve aynen yinelenecektir.
Evren
bir anlamda kendi üzerine kapalıdır ve gerçekten güçlü insan, bu evreni kararlılıkla,
cesaretle ve sevinçle doğrular.

Modern Felsefe II
Editör: Prof. Dr. Sara Çelik & Yrd. Doç. Dr. Serdar Uslu
Anadolu Üniversitesi, Ekim 2011