Eşitlik (Felsefe Sözlüğü)

26

Eşitlikçilik, bir devletin bütün yurttaşlarına tam anlamıyla eşit hak ve imtiyazların verilmesi gerekliğini ortaya koyan öğreti ve insanlar arasında eşitsizliklerin ortadan kaldırılabileceğine olan inançtır. Böyle bir inanç, bir çok dinî, siyasî ve sosyal hareketin belirli bir bölümünü oluşturur. Fransız devriminin “Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik” şeklindeki ünlü sloganında eşitlik kavramı dile getirilmiştir. Eşitlikçilikle ilgili olarak uygulamada ne anlama geldiğine dair birbirleriyle çatışan pek çok yorum mevcuttur. Kullanışlılık itibarıyla, üç ana düşünce çizgisi üzerinde durulabilir:

1- Eşitlikçilik, ön­celikle, bütün siyasî hakların yetişkin insanların tümü için aynı olması gerekliği anlamına gelir. Siyasete giriş, oy hakkı ve kanun Önünde eşiılik bakımından, sosyal, dinî, etnik veya başka hiçbir kıstasın eşitsizliği doğurmasına izin verilmemelidir. Bu, eşitlikçiliğin minininim tanımı olup gerek teoride ve gerekse genellikle uygulamada, batı demokrasilerinin çoğu ile diğer pek çok devlet tipinde kabul görmüştür.

2- Gene eşitlikçiliğin, bir kimsenin, içinde yaşadığı sosyo-ekonomik duruma bakılmaksızın kendi yeteneklerini geliştirme ve başka bir takım nitelikler elde etme yolunda diğer herkesin sahip olduğu kadar eşit şansa sahip olacağı ve birtakım işlere başvurduğu zaman durumunun, örneğin, eğitimini sürdürmüş olduğu okulun türüne yahut babasının sosyal statüsüne göre belirlenmekten ziyade, tümüyle sözü edilen yetenek ve nitelikleri icmel alınarak değerlendirileceği anlamına gelen “fırsat eşitliğini içine aldığı kabul edilir. Bu ise toplumun daha az avantajlı kesimi için, hiç olmazsa, daha elverişli yetişme şartlarından gelenlerle onların gerçekten eşit şartlarda rekabet etmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenecek ve onları yetiştirecek bir eğitim ve sosyal refah sistemini gerektirir. Gerçekte hiçbir modern devletin bu hedefe varmış olduğu söylenemese de, ciddi bir şekilde çoğunun çabası bu yöndedir. Gene de hepsinin bu fikre gereken ağırlığı vermediği ihtimali gözden uzak tutulmamalıdır.

3-Mutlak anlamıyla eşitlikçilik, yalnızca eşit fırsatları değil aynı zamanda maddî refah ve belki de, siyasî ağırlık bakımından gerçek eşitliği gerektirmektedir. Ama böyle bütüncül bir eşitlik, devletlerin pek çoğunca arzu edilir olmak bir yana, teorik olarak bile mümkün görülmemektedir. Bunun bir hedef olarak alındığı komünist toplumlarda bile bugünkü durum, bariz bir şekilde bu tür bir eşitlikten uzaktır. Marksçı olmayan çok sayıda düşünür, böyle bir duruma geniş Ölçüde özgürlük kaybı ile ulaşılabildiğini ve bu yönde bir çaba için hiçbir maddî teşvik unsuru sağlamadığından ötürü ele ekonomik olarak etkinliğinin bulunmayacağını öne sürmektedir.

Tarihsel bakımdan Marks, bireysel eşitsizliklere karşı sınıf bölünmelerinin temel önemini vurgulamış ve eşit olmayan bireysel kapasite ve çalışmanın komünizmi oluşturmanın ilk safhasında farklı şekilde oluşacağına dikkati çekmiştir. Stalin, 1930’a kadar Rusya’da iktidar iken eşitlikçi ücret yapısını eleştirdiğinde bu noktaya işaret etmiş ve bunun yerine endüstriyel gelişmeyi teşvik etmek için eşil olmayan ödül sistemini yürürlüğe koymuştur. Buna karşılık, Mao Tse Tung daha eşitlikçi bir ekonomik politikanın yanında yer almıştır.

Toplumdu malların eşitlikçi dağılımı ile ilgili problemler, XX.yüzyılda yeni bir perspektif kazanmıştır. Çünkü tarihsel deneyim, eşitsizliğin bir türünün ortadan kaldırılmasının diğerlerini ortaya çıkaracağını göstermiştir. Ekonomik, siyasî ve sosyal farklılıklar bir arada değişmeyeceğinden, gelir farklılıkları azalırken, toplum içindeki güç farklılıkları artabilir. Diğer bir sorun “fırsatların eşitliği” ile ortaya çıkmıştır. Eşitlikçilik meritokrasi fikrini kabullenmek zorunda kalmıştır. Ayrıca daha önceki eşitlikçilerin taraftar olduğu çevresel faktörlerden ziyade genetik faktörler yüzünden eşit olmayan bireysel gelirin sosyal değişim için daha çok gerekli olması ihtimaliyle karşılaşacaklardır. Öte yandan eşitlikçilik, hâlâ modern tarihteki en kuvvetli fikirlerden biri olma özelliğini korumaktadır.

(SBA)