Entelektüel Dindarlık ve Halk Dindarlığı

Entelektüel Dindarlık ve Halk Dindarlığı

Her halükârda, Türkiye’de Diyanet, kitabî kültüre dayalı resmî ve bir ölçüde entelektüel bir dindarlığın temsilcisi olmuş ve bu şekli al­tında o, hizmetlerini çeşitli faaliyet organları ve teşkilatı aracılığı ile köylere kadar ulaştırmayı başarmıştır. Esasen, geleneksel İslâmî liter­atüre dayalı kitabî kültür, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden bu yana bir şekilde Türk toplumu içerisinde köylere kadar uzanmayı sür- düre gelmiştir.

Buna karşılık Türkiye’de, kökü Osmanlı’nın son dönemine uzanan ve karakteristik tipik temsilcilerini meselâ bir Mehmed Akif yahut Ziya Gökalp ya da M. Şemseddin Günaltay… gibi tanınmış şah­siyetlerde bulan, ancak yine de bir şekilde C. Afganî, M. Abduh yahut M. İkbâF’m modernist, yeni-modernist, tasfiyeci yahut Selefiyeci et­kilerini yansıtan İslâmî Modernizm^ gerek şehirlerin entelektüel ve gerekse de şehir, kasaba ve köylerin geniş halk kitlelerinin geleneksel dindarlıklarının güçlü mukavemeti karşısında cılız etkilerin dışında büyük ölçüde eriyip gitti. Bunun gibi, son dönemlerin radikal ve fun- damentalist eğilimli ve kökleri bir yandan tarihin derinliklerine öte yandan da öteki İslâm ülkelerine uzanan akımları, en azından belli kesimlerde bazı sempatizanlar elde edebildilerse de, toplumun geleneksel dindarlık temayüllerinin gücü karşısında pasifize olmaktan kurtulamadılar. Böylece, Türkiye’de Müslüman dindarlık geleneksel karakteri ağır basan ancak yine orada birçok boyutların yer aldığı çok veçheli bir hüviyetle hayatiyet bulmaya devam etti.

Bununla birlikte, belirtmek gerekiyor ki, Türk toplumunun dinî kültürü ve dindarlığı içerisinde kitabî ve entelektüel dindarlık, muh­telif boyutlardan yalnızca birini teşkil etmektedir ve doğrusu şehir merkezlerinde dinî bir öğrenim görmüş ulemadan toplumun orta ve alt tabakalarına ve kırsal alana gidildikçe onun etkisi nispî olarak azal­maktadır. Zira, bu çevrelerin dinî kültürü ve dindarlığına, ister Sünnî isterse de Alevî-Bektaşî formları altında olsun, daha çok sözlü kültüre dayalı ve orada öteki muhtelif boyutların da yerlerini aldıkları bir tür “geleneksel halk dindarlığı” güçlü bir biçimde egemendir; ve üstelik o, onların yaşam tarzları ve kültürleri ile işlevsel biçimde bütünleşmiş durumdadır. Derinliğine tahlil, orada Sûfilik ve tarikat dindarlığının etkilerinin yanı sıra, içerisinde çok çeşitli halk inançları ve uy­gulamalarının, ziyaret ve adak dindarlığının, türlü örf ve âdetlerin, dinî ve sihrî unsurların yerlerini aldıklarını bize öğretmektedir.

Bu noktada, önemle işaret etmeliyiz ki, çeşitli boyutları içerisinde Türkiye’de halk dindarlığının veçheleri ve dinamizmi konusunda par­çalı bazı alan araştırmaları elimizin altında bulunmakla birlikte, doğ­rusu bu konuda gözlem, yerinde tespit, katılma, anket ve istatistik usûllerini tarihî ve etnografik yöntem ve tekniklerle desteklemek sûretiyle çok daha geniş ve sistematik analizlere ihtiyacımız bulun­makta ve anlaşılan ancak bu yolla bu dinî kültür ve dindarlığı çok çeşitli yönleri ve faktörleri açısından başarı ile bilimsel inceleme konusu yapma şansımız bulunmaktadır. Mamafih, şimdiki halde dahi, elde mevcut veriler onun çok veçheli, çok boyutlu, çok fonksiyonlu ve oldukça dinamik olduğunu bize göstermektedirler.

İşte bu şekildedir ki, meselâ ziyaret ve adak dindarlığı konusunda, Ankara ve çevresinde gerçekleştirilmiş bulunan ve oradan Ülke sat­hında taramaya dönüştürülmüş olan bir çalışmadan, her şeyden önce, modern Türkiye’de halk dindarlığı düzeyinde ziyaret ve adak inanç ve uygulamalarının oldukça yaygın ve canlı kalmaya devam ettiklerini öğrenmek imkânımız olmaktadır.[1] Bu araştırmadan, Ankara yöresin­de 70 adet adak yerinin bulunduğunu öğreniyoruz. Erzurum yöresin­de[2] [3] bu rakam 200 ve Kayseri yöresinde de 160 tır.11 Adak ve ziya­ret dindarlığı kırsal alanda olduğu kadar kasaba ve şehir merkezlerin­de de oldukça yaygın ve etkindir. Buradan halk dindarlığının bu boyutları ve veçheleri altında gerek kırsal alanda ve gerekse de kent­lerde oldukça aktif olduğu sonucunu çıkarmaktayız.

Bu dindarlık türünde kutsallık, türbelerde, yatırlarda, tekkelerde, dede, şehit, eren, evliya mezarlarında, kutsal ağaçlar, kayalar, pınar­lar, su kaynakları, mağaralarda tecelli edebilmekte, keramet ve mito­lojik unsurlar orada oldukça etkin görünmektedirler. Hastalıktan kur­tulma, zenginlik ve servete kavuşma, sıkıntıdan kurtulma, yağmur yağması ve bol ürün, iş bulma… gibi günlük hayata ait çok çeşitli iş­ler için insanlar buralara gidip, Islâmîleştirilmiş belli usûl ve adaba gö­re dua ve adakta bulunmakta, dilek ve isteklerinin kabulü için yakar­maktadırlar. Tipolojik bakımdan adak ve ziyaret yerlerini tarihî, ano­nim ve aktüel; nüfuz ve cazibesinin boyutları bakımından mahallî, bölgesel ve ulusal; toplumsal ve kültürel çevreleri itibariyle köylü, ka­sabalı ve şehirli; ve amaçlar yönünden de tek bir amaca yönelik veya genel maksatlı tipleri ayırt etmek oldukça öğretici ve ilginç olmakta­dır. Anlaşılan bu ziyaret yerlerinden bazıları çok aktiftir ve onların ca­zibesi ve nüfuzu ülkenin sınırlarını baştan başa kapsamakta ve hattâ onun ötesine uzanabilmektedir. Bunların önemli bir bölümü tarihî ve­ya efsanevî tiplerdir. Her halükârda tasavvufî unsur ve boya oraya damgasını bir şekilde vurmuş bulunmaktadır. Ancak, anlaşılan ma’şe- rî şuur oraya yenilerini eklemek için daima hazırdır ve nitekim muh­telif yerlerde bu şekilde yenileyin ziyaret yerine dönüşenler eksik de­ğildir. Bunlardan bazılarının çeşitli nedenlerle cazibelerini yitirmeye meyletmeleri meselenin toplumsal yönünü ve orada çok çeşitli faktör­lerin rol oynadıklarını anlamamıza izin vermektedir. Ancak, ziyaret ve adak dindarlığının toplumun modernleşmesine paralel olarak geri­leyeceği tezi birçok yönleri ile henüz doğrulanmış değildir. Anlaşılan kutsallık, Eliade’ın deyişi ile, “şuur tarihinde bir dönem değil, fakat bizzat şuurun yapısal bir unsurudur”^1 ve böyle olduğu için de o, öte­ki insan topluluklarında olduğu gibi Türk toplumu içerisinde de da­ima yeni formlarda tezahür etmeye hazırdır.

Nitekim, halk dindarlığının öteki veçhelerinde ve meselâ halk inanç ve âdetlerinde, din ile mistisizm ve büyünün iç içe oldukları inanç ve uygulamalarda da, Türk toplumunun dinî yaşayışı bakımın­dan durum aynıdır. Yani modern Türkiye’de, gerek kırsal kesimde ve gerekse de kentlerde, belli bir öğrenim düzeyinden yoksun olanların yanı sıra öğrenim görmüş olanlarm arasında da nazar, fal, büyü, mus­ka, kehanet, cin, peri, şeytan, cadı, hortlak, vb. inanç ve bunlarla il­gili halk inanç ve uygulamaları önemli bir hayatiyete sahip bulunmak­ta, değişen sosyo-kültürel şartlar bunlara yeni formları eklemekten geri durmamaktadır. Anlaşılan özellikle yaşlılar ve bir ölçüde belli bir öğrenim düzeyinden yoksun çevreler ve bilhassa da kadınlar bu tür inanç ve uygulamalara daha müsait görünmektedirler. Öyle an­laşılıyor ki, gelenekçilik ve geleneksel değerlere ısrarla bağlılık, mod- [4]

ern yapıya yönelen ancak bunu bir türlü başaramayan ve hızlı değişimin anomi ortamında bocalayan bir toplumun hayatı ve kül­türüne çok çeşitli biçimlerde damgasını vuruyor ve bu durum onların çeşitli tutum ve davranışlarında tipik şekillerde yansıyor. Zira geleneksel kişinin aidiyet grupları ve dolayısıyla da geleneksel top­lumun çerçeveleri oldukça dar oluyor. Böylesine dar bir çerçevede ise insanlar kendilerini pek iyi anlayamadıkları güçlerin kontrolüne kolayca bırakıveriyorlar. Nitekim, tranzisyonel Türk toplumunda, özellikle halk kültürü ve dindarlığı düzeyinde kişilerin, ziyaret ve adak dindarlığına, sihrî-mistik pratiklere, karizmatik otorite ve tekin­lere ve nihayet kör bir kaderciliğe olan güçlü eğilimleri her halde buradan kaynaklanıyor.

[1]   Bk.: H. Tanyu, Ankara ve Çevresinde Adak ve Adak Yerleri, Ankara: A. Ü. İla­hiyat Fakültesi Yay., 1967.

[2]  Bk.: Ü. Günay, Erzurum Kenti ve Çevre Köylerinde Dinî Hayat, Erzurum, 1978, (Basılmamış Doçentlik Tezi).

[3]  Bk.: Ü. Günay, H. Güngör vd., Kayseri ve Çevresinde Ziyaret ve Ziyaret Yerle­ri, Kayseri: Büyükşehir Belediyesi Yay., 1996.

[4]   M. Eliade, La Nostalgie des Origines, Paris: Galiimard, 1971, s. 10.