DİN SOSYOLOJİSİ ALANINDA TEMEL YÖNELİMLER

DİN SOSYOLOJİSİ ALANINDA TEMEL YÖNELİMLER
Din sosyolojisi sahasındaki araştırmaların büyük bir hızla artması ve giderek bütün dünyaya yayılması, yazaflar ve konular ve bu konulara yaklaşım yollarının çeşitlenmesi sonucunu ortaya çıkardığı gibi, aynı zamanda, bu çeşitlemelerin belli eğilimler ve akımlar etrafında toplanmalarını da mümkün kılmış bulunmaktadır:
Gerek araştırmaların konuları ve gerekse onları ele alış ve onlara yaklaşım tarzlarına göre din sosyolojisi araştırmalarında belli başlı dört ana temayülü ayırt etmek mümkündür:
a) Formel ve Fenomenolojik Eğilim
Din sosyolojisi alanında bir ilk eğilim, “Fenomenolojik ve Formel Din Sosyolojisi” araştırmaları adı altında toplanabilir. Bu eğilimin ha- zırlanışmda bir yandan din fenomenolojisi akımı öte yandan da Formel Sosyolojinin önemli etkisi bulmakta olup; bir bakıma onun bu iki eğilimin bir sentezini oluşturduğu ifade edilebilir. Bilindiği gibi din fenomenolojisi alanında R. Otto (1919) ve G. van der leemv (1933) ün adlarını anmak gerekir. Formel Sosyolojinin iki tipik temsilcisi ise G. Simmel (1923) ve Leopold von Wiese (1955) dır. Bu iki akımın birleşimi, din sosyolojisi alanında Formel ve Fenomenolojik Din Sosyolojisi eğilimine dönüşmüş bulunmaktadır. J. Wach ve G. Mensching gibi din sosyologlarının eserlerinde en iyi temsil olunan bu araştırma tarzı daha çok tarihî, tipoloiik, karşılaştırmalı ve fenomenolojik bir din sosyolojisine yönelik olup; dinler tarihi, karşılaştırmalı metot ve klâsik etnolojinin verileri üzerine temellenmekte ve dinî hayatla ilgili olarak genel ve sistematik bir açıklamaya açılmak eğilimini göstermektedir.
Bununla birlikte, gerek bu araştırma tarzına taraftar olanlar ve gerekse onların yolundan gidenlerden sosyolojiye vakıf olanlar ya da hiç değilse meslekten sosyologların çalışmalarına açık bulunanlar mevcutsa da, onlardan bazıları pozitif sosyolojinin metotlarına oldukça yabancı olup, şayet onlar, bazen sosyologların muvazî araştırmalarına da başvuruyorlarsa bile, takip ettikleri araştırma metotlarında çoğu zaman tenkidî düşünceye yer vermedikleri de anlaşılmaktadır.

a) Dinî Morfoloji Eğilimi
Din sosyolojisi alanındaki, ikinci bir metodolojik araştırma eğilimini, “Dinî Morfoloji ve Tipoloji araştırmaları” adı altında toplamak mümkündür. Bu araştırma tarzını çalışmalarında takip eden din sosyologlarının en büyük eksiklerinin ise, birincilerin aksine henüz genel neticeler teklif etmekten sakınmalarında toplandığı anlaşılmaktadır. Deskriptif {tasvirci) metotlar, tahlil ve müesseselerin tarihi aracılığıyla bu yaklaşım tarzı bilhassa dinî hayat, dinî gruplar ve onların dış ve iç bünyeleri ile ilgili müşahhas durumları anlamak, onlarla çevre şartları arasındaki münasebetleri ortaya çıkarmak ve oradan belli tiplerin, teşhisine geçmek amacında olup, bu eğilim özellikle G. Le Bras ve
Onun çevresinde toplanmış bulunan din sosyologları tarafından temsil edilmektedir. Bu akıma yapılan en büyük tenkitlerden biri de, onların teolojik mülâhazaları genellikle araştırmalarında sosyolojik problemlerin önüne geçirmekte olduklarıdır. Nitekim bu tenkitler fe- nomenolojik din sosyolojisi akımının modern dönemde yeniden güçlü bir biçimde doğuşuna da temel teşkil etmişlerdir. Öyle ki meselâ, modern bir din sosyologu olan ve çalışmalarına önce Almanya’da başlayıp sonra ABD de devam eden Thomas Luckmann’m din sosyolojisi, temelinde tamamen G. Le Bras’ın Dinî Sosyoloji (Sociologie Reli- gieuse) sini tenkitle başlamış bulunmaktadır.
a) Dinî Sosyal Psikoloji Eğilimi
Özellikle, XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren güçlenen bir üçüncü eğilimi Dinî Sosyal Psikoloji araştırmaları adı altında toplamak mümkündür. Burada söz konusu olan özel bir araştırma kesiminden daha çok araştırmalarda görülen genel bir yönelimdir. Bununla birlikte, din sosyolojisi ile ilgili olarak son yıllarda yayınlanan eser ve makalelere göz atıldığında özellikle son zamanlarda bu eğilimin daha güçlü bir şekilde kendini hissettirdiğine şahit olunmaktadır. Özellikle ABD de bu eğilimin oldukça güçlü olduğuna ve esasen bunun öteki ülkelere yayılmasında da oradaki çalışmaların önemli bir rolünün bulunduğuna yukarıda işaret etmiş bulunmaktayız.

a) Etnolojik, Etnografik ve Antropolojik Eğilim
Din sosyolojisi alanında belki de en erken kendini gösteren temayül etnografik eğilim olmuştur. Bu nedenle din sosyolojisinin bir ilk dönemde adetâ ilkel dinlerin sosyolojisini konu aldığına yukarıdaki tarihî panoramada işaret etmiş bulunmaktayız. Bu çerçevede Tylor, Spencer, Frazer, W. Sckmidt, Malinovski, Radcliffe-Brotvn, Evans- Pritcbard, Levy-Bruhl, Levi-Strauss, A. E C. Wallace, C. Geertz gibi etnolog ve antropologların adlarına işaret edelim. Özellikle İngiltere Antropoloji alanında en güçlü temsilcilere sahip olmuş bulunmaktadır. Dinî inançlar, mitoslar, semboller, ritüeller ve büyü, antropologların din konusunda favori inceleme alanını oluşturmuştur Sosyal
Antropoloji ve Kültür Antropolojisinin katkıları ile bugün artık bir din antropolojisi disiplini ortaya çıkmış olup, bu tür çalışmaların içerisinde din konusuna sosyolojik vurgu oldukça güçlü olarak kendini hissettirmektedir. Öyle ki, özellikle İngiltere ve ABD’deki Antropoloji çalışmalarının konuya yaklaşımlarını sosyolojik teorilerden ayırt etmek pek mümkün görünmemektedir. Buna, daha önce de işaret edilmiş bulunan dinî etnoloji, etnografya ve folklor araştırmalarını ilâve etmek gerekir. Bir ilk dönemde dinin menşei ve mahiyetini açıklama konularına ağırlık vermiş bulunan sosyal antropoloji, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemden itibaren, din antropolojisi çalışmaları çerçevesinde, toplumun açıklanmasında dinin “rolü ve “fonksiyon”u konusuna yönelmiş bulunmakta; kültür antropolojisi, bir kültür sistemi olarak din konusunu incelemeyi temel amaç edinmiş görünmektedir. Bununla birlikte, antropologlar da, din konusuna yaklaşımda, teorik bir birliğe erişmiş görünmüyorlar.
Din sosyolojisi araştırmalarında sözü edilen bu dört eğilime, teorik ve metodolojik çerçeveleri itibariyle karakteristik birer temayül oluşturmaları bakımından, aşağıdaki gibi üç akımı da eklemek mümkündür:

a) Sosyografik Din Sosyolojisi
Dinî hayatın sosyolojik tasvirini yapan bu araştırmalar daha çok demografik bir tasvire dayanabileceği gibi, öte yandan onlar dinle ilgili coğrafî ya da tarihî, yahut etnolojik veya etnografik tasvirler de olabilirler. Aynı şekilde bu tür araştırma yapan din sosyologlarının sosyografîleri istatistik olabileceği gibi, dinamik bir tasvire de dayanabilirler. Her halükârda bu tür bir din sosyolojisi henüz ampirik safhada bulunmakta olup, onun bu safhayı aşarak yeni bir safhaya erişmesini beklemek sosyolojik metodun bir gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Zira sosyografi, sadece tasvir ve tasnifle yetinmekte olup, sosyolojide ise hedef bir sebeplilik zincirine dayanarak açıklamalara girişmektedir.
f) Genetik Din Sosyolojisi
Genetik sosyoloji anlayışının din sosyolojisine uygulanışından ibaret bulunan bu temayülü de kendi içerisinde şu üç alt grupta toplamak mümkündür:
1. Fonksiyonel Din Sosyolojisi
Burada fonksiyonel sosyoloji anlayışının dinlerin ve dinî grupların doğuşu, gelişmesi ve orada ortaya çıkan değişmelere uygulanışı söz konusudur. Bu eğilimin tipik temsilcileri olarak E. Durkhem ve B. Malinotvskrnin adlarına daha önce işaret etmiş bulunmaktayız. Par- sons, Merton, Yinger… kendi anlayışları çerçevesinde fonksiyonalist eğilim içerisindeki yerlerini almış bulunmaktadırlar.
1. Strüktüral Din Sosyolojisi
Toplumun dinî hayatı ve dinî grupların bünyesi, yapısı ya da mekanizmasının ve onu oluşturan unsurların araştırılması şeklinde ortaya çıkan bu temayül, gerçekte strüktüralizm akımının din sosyolojisi araştırmalarındaki yansımasından ibarettir. Strüktüralizmin yeni bir yorumunun (Neo-Strüktüralizm) İslâmiyet’e uygulanışını Muhammed Arkoun’da bulmaktayız.
1. Strüktüro-Fonksiyonel Din Sosyolojisi
Özellikle 1950’li yıllardan itibaren Amerikan din sosyolojisinin Strüktüralizmi ile Fonksiyonalizmi birleştiren bir araştırma modeli ve din sosyolojisi eğilimine yöneldiği görülmektedir. Bu noktada T. Par- sons, Kinsgley Davis ve Elisabeth K. Nottingham’m isimlerini anmak gerekmektedir.
1. Dinî-Sosyo-analiz Araştırmaları
Burada da söz konusu olan dinin ve dinî hayatın yapısı (structu- re) ve fonksiyonunun ötesinde manâsının araştırılmasından ibarettir ki, bu noktada, J. Wach’m dinî tecrübe ve din sosyolojisi araştırmalarının en büyük hedeflerinden birinin bu noktanın yani dinin ve dinî karakterli sosyal olayların manâlarının anlaşılması ve açıklanması olduğuna işaret edelim.
f) Sosyo-praksiler
Din sosyolojisi araştırmalarında görülen temel yönelimler çerçevesinde, üçüncü bir temayüle de işaret etmek gerekir. Bu akım, “Sos- yopraksi”\er şeklinde adlandırmakta olup, onu “Pratik ve Aksiyoner Din Sosyolojisi” diye tesmiye etmek de mümkündür. Anlaşılan bu eğilim daha sosyolojinin müstakil bir ilim dalı olarak ilk kuruluş yıllarında da mevcuttur. Öyle ki, A. Comte’un hocası St..’dan kopuşunda anlaşılan İkincisinin pratik ve aksiyoner temayülünün payı büyük olmuştur. Mamafih, bu tür çalışmalarda din sosyolojisi daima normatif toplum felsefeleri, din felsefeleri yahut tarih felsefeleri ile birbirine karıştırılmaktadır. Halbuki din sosyolojisi biliminin yüzyılımızdaki büyük temsilcisi J. Wach, din sosyolojisinin objektif karakteri üzerinde ısrar etmekte ve bu tür karıştırmaların olumsuz sonuçlarına önemle işaret etmektedir. Bu tür karıştırmadan hareketle din üzerine sosyolojik araştırmalar yapanlar, din sosyolojisinin birinci derecede belli bir din, inanç, görüş, düşünce, siyaset, felsefe ya da ideolojinin hizmetinde olması gerektiğini düşünerek yahut savunarak, araştırma neticelerini sırf pratik dinî-sosyal hayata uygulamak sûretiyle ona hakim olup, kendilerine göre yön vermek gayesine yönelmektedirler. Burada bu konuda tipik birkaç örneğe kısaca temas etmekle yetinmek istiyoruz:

1. Diyalektik Din Sosyolojisi
Tarihî Maddeciliğin, Hegel’den gelen ve tarihin “tez, antitez, sentez” şeklindeki çatışmacı bir telâkkiye göre yorumlandığı toplum modelinde, dinin, “ircacı” (redüktivist) bir yaklaşımla bir üst-yapı kurumu olarak değerlendirildiği ve gerçekte toplumun alt-yapısının yahut toplumda egemen olan sosyo-ekonomik şartların bir sonucu ve yansıması, bir tür “epifenomen” (gölge olay) olarak algılandığı “diyalektik sosyoloji” anlayışını din sosyolojisi için temel teorik çerçeve ve paradigma olarak seçen araştırmalar bu gruba dahildirler.
1. Konfesyonel Din Sosyolojileri
Marksist ve dolayısıyla da ideolojik yönelimli bu din sosyolojisi araştırmalarından başka bir de, genel olarak Kilise çevrelerinin din sosyolojisi araştırmalarının da değer yüklü olmaktan ve pratiğe yönelmekten kendilerini kurtaramadıkları dikkati çekmektedir. R. Bastide, bu sonuncu çevrelerde din sosyolojisinin pratiğe ve eyleme dökülmesinde üç ana eğilimi birbirinden ayırt ediyor: 1-Ampirizm, 2-Konfes- yonalizm, 3-Entervansiyonizm. Müslüman araştırıcılar arasında da “bilimin İslâmîleştirilmesi” hareketine paralel olarak bu tür bir din sosyolojisi eğiliminin kendini gösterdiğini ve onların çalışmalarının bir bölümünü “The American Journal of Islamic Social Sciences” adlı dergide yayınladıklarını belirtelim.
Objektif Din Sosyolojisi, böylesine ideoloji ve değer yüklü ve ak- siyoner eğilimli sosyolojileri normatif bulmakta; özellikle Wach, din sosyolojisinin normatif toplum felsefeleri ile karıştırılmaması gerektiğini vurgulayarak, bu objektif ve tecrübî bilimi bilhassa belli toplumsal bir reform programının bir aleti konumuna indirgemeye kalkışmanın, onun gerçek amacı ve hüviyetine ihanet olacağını önemle belirtmektedir. Bu bakımdan, din sosyolojisi bilimi konusunda, onun deneysel ve objektif özelliğini bir kez daha önemle vurgulayalım.
Bu çeşitli eğilimlere rağmen, tıpkı sosyolojide olduğu gibi, din sosyolojisi alanında da, din ve toplum ilişkileri ve toplum hayatında din konusunu açıklayan ve tüm din sosyolojisi araştırmalarının konuya yaklaşımları için temel bir teorik çerçeve oluşturabilecek mahiyet ve kapasitede görünen tek yahut hakim bir sosyolojik din – teorisi bugün için mevcut değildir. Yaklaşım yollarındaki çeşitlilik zaten bu durumun tipik bir tezahürü olmaktadır. Esasen, sosyoloji alanında olduğu gibi din sosyolojisi alanında da, bugün ampirik alan araştırmaları teorik tartışmaların önüne geçmiş bulunmaktadır. Her halükârda, bugün artık, modern din sosyolojisi araştırmaları dinin, toplumsal tekâmülün akışı içerisinde önemini giderek yitirecek olan ekstra-sosyal bir fenomen olmayıp, toplumsal bir olgu olduğunu bize göstermiş bulunuyorlar. Keza, toplumsal bir olgu olarak dinin sosyal fonksiyonları, dinî inanç sistemleri ve din kuramlarında farklılaşmaların ortaya çıktığı da anlaşılmış bulunuyor.