Atabetü’l-Hakayık Yazılışı, Özellikleri, Önemi

Atebetü’l-Hakayık (Hakîkatlerin eşiği). Yüknek’li Mahmut oğlu Edip Ahmed’in eseri. 1

2. yüzyılda Kâşgar yazı diliyle yazılmış manzum bir kitaptır. Yazarın yaşadığı yer ve çevre hakkında yeterli bilgi yoktur. Ancak eserin Karahanlı beylerinden Dâd Sipehsalâr Muhammed’e sunulduğu biliniyor.

Edib Ahmed’in, günümüze birkaç yazma nüshası ulaşan tek eseri olan Atabet-ül-Hakâyık’ın sonunda; “Adım, Edib Ahmed’dir. Sözüm, edeb ve öğüttür. Bu kitâbı; kendim gidersem, sözüm kalsın diye yazdım. Ey benden sonra gelen! Bunu okursan beni duâdan unutma!” diyerek, kendinden bahsetmiştir.

Özellikleri ve Önemi

Eser, Kutadgu Bilig gibi, Şehnâme vezniyle, yâni aruzun, “Feûlun feûlün feûlün feûl’” kalıbıyla yazılmıştır. Eserin başında bir tahmîd, bir nât manzûmesi, dört halîfenin medhi hakında üçüncü bir manzûme vardır. Bunlar aynı vezinle ve gazel şeklinde söylenmiştir. Bunlardan sonra, Dâd Sipehsâlar Muhammed Bey hakkında bir medhiye vardır. On dört bölümlük bir manzumenin arkasında, eserin yazılış sebebini anlatan yine gazel şeklinde altı beyitlik ayrı bir manzûme bulunmaktadır. Bunlardan sonra, eserin baştan sona dörtlüklerle söylenmiş, esas metni yer alır. Esas metinde yüz iki dörtlük bulunmaktadır. Bunlarda ilmin faydası ve bilgisizliğin zararı, dilin muhâfazası, dünyânın kötülüğü, tevâzû ve kibir, cömertlik ve hasislik, harislik, kerem, hilm ve diğer iyilikler anlatılmış ayrıca, zamânın bozukluğundan şikâyet ve kendi özrüne yer vermiştir.

Atabet-ül-Hakâyık’ın tamâmı 512 mısradır. Bu bakımdan Kutadgu Bilig’den bir hayli küçüktür. Fakat İslâmî Türk edebiyâtında elde bulunan ikinci eser olması ve bakımından dil târihi ve edebiyât açısından kıymeti fazladır. Vezin ve kâfiye yönünden pek sağlam değildir. Yer yer aksaklıklara rastlanır. Tam ve yarım kâfiyelerin yanında, bâzan redifle yetinildiği de görülür.

Atabet-ül-Hakâyık, bir ahlâk ve öğüt kitabı olduğu için, tamâmen hikmet tarzında yazılmıştır. Eserden,
Edib Ahmed’in İslâmî ilimlere hakkıyla vâkıf olduğu anlaşılmaktadır.

Atabet-ül-Hakâyık’ın sonunda, Edib Ahmed’e âit olmayan üç bölüm vardır. Birincisinin, kim tarafından
yazıldığı belli değildir. İkinci ek, Seyfî mahlası ile şiirler yazan Seyfeddîn Barlas’a âittir. Üçüncüsü ise, Timur Han zamânında yaşamış, edebiyâtla ilgilenen devlet adamlarından olan Arslan Hoca tarafından yapılmıştır.

Bulunması ve Yayınlanması

Eser 1906’da, İstanbul Dârülfünûn lisâniyat târihi müderrisi Necib Âsım Bey tarafından Ayasofya Kütüphânesinde bulunmuş ve 1918’de Hibetü’l-Hakâyık adıyla, İstanbul’da yayınlanmıştır. Atabet ül-Hakâyık’ın, mukâyeseli ve en mükemmel neşrini, Reşîd Rahmetî Arat yapmıştır. Arat; Semerkand, Ayasofya, Topkapı Sarayı nüshaları başta olmak üzere, Uygur ve Arap harfleriyle yazılmış 7 ayrı yazmasını karşılaştırarark, eserle ilgili bulduğu parçaları zikretmiş ve tenkidli neşrini yapmıştır. 1951’de Türk Dil Kurumu yayınları arasında çıkan eserde, uzun ve geniş bir araştırmanın yanı sıra, eser üzerinde inceleme, tenkidli metin ve günümüz Türkçesine çevrilmiş şeklini neşreden Arat, eserin indeksini yapmış ve Uygur harfi nüshalarının basımını da vermiştir.