Aristoteles

Aristoteles

M.Ö. 384/3 dolaylarında Trakya’daki
Stageira’da doğmuş genç yaşlarında Atina’ya giderek Platon’un Akademia’sına
girmiştir. Platon’un ölümünden sonra Atina’dan ayrılıp önce Assos’a, ardından
Lesbos (Midilli) adasına gitmiş, buralarda okullar kurmuş, dersler vermiştir.

M. Ö. 343/2 dolaylarında Büyük İskender’in
özel hocası olmak üzere Makedonya kralının sarayına çağırılmıştır. M. Ö. 335/4
dolaylarında yeniden Atina’ya dönmüş ve kendi okulunu kurmuştur. Okul, “Liseus”
isimli bir bölgede olduğu için Liseum adıyla anılmış, okul öğrencileri tartışmalarını
gezinerek yaptıkları için bu öğrencilere de peripathetikler (gezinenler) de
denmiştir

Mantık bilimini kurduğu eseri Organon; Kategoriler
(Kategoriai), Peri Hermeneias (Önerme Üzerine), I. Analitikler (Analytika I),
II. Analitikler (Analytika II), Topikler (Topika) ve Sofistik Çürütmeler (Peri
Sophistikon Elegkon) adlarını taşıyan altı kitaptan oluşur ve akıl yürütmenin
dayandığı temel ilkeleri inceler.

Metafizik, onun “ilk felsefe”
(prote philosophia) olarak adlandırdığı, varlık sorunlarını ele alan hacimli
bir eserdir.

Doğayı incelediği Physika (Fizik),
hayvanları ele aldığı Peri ta Zoa Historia (Hayvanlar Üzerine), ruh sorununu ele aldığı Peri
Psykhe (Ruh
Üzerine
), ahlak sorunlarını ele aldığı Ethika Nikomakhea (Nikomakhos Ahlakı)
ve Ethika Eudemeia (Eudemos Ahlakı), devlet ve siyaset sorunlarını ele
aldığı Politika
ve Athenaion (Atinalıların
Devleti
), hitabeti ele adığı Rhetorika ve sanat konularını ele aldığı
Poetika
diğer önemli eserleridir.

ARİSTOTELES’İN
VARLIK ANLAYIŞI

Madde
– Form İlişkisi

Aristoteles de tıpkı Platon gibi, doğadaki
tüm değişime rağmen değişmeksizin kalan bir öz ya da form bulunması gerektiğini
düşünmekteydi.

Aristoteles hocasının form (eidos) ya da idea kavramlarını aynen benimsemiş ve
eserlerinde sıklıkla kullanmıştır. Ama onlara yüklediği anlam hocasının yüklediği
anlamdan farklıdır. Aristoteles formu ya da ideayı asla görünür şeylerden ayrı düşünmemiş,
onun görünür şeylerde içkin olduğunu, görünür şeylerde kendisini dışa vurduğunu
ve onlara biçimlerini kazandırdığını savunmuştur.
Bu iddia, gerçekliğin ya da hakikatin görünür evrenden ayrı
olmadığı, görünür şeylerin kendisinde aranması gerektiği sonucunu doğurur.

Aristoteles, maddenin ancak form sayesinde
gerçeklik kazandığını, form sayesinde biçimlenip belli niteliklere büründüğünü,
varlığa geldiğini düşünmekteydi. Buna karşılık formun da ancak maddede
kendisini gerçekleştirebileceğini, madde olmasaydı, formun da kendisini asla açığa
koyamayacağını savunmaktaydı.

Hiç form kazanmamış, formun kendisinde
henüz hiç gerçekleşmediği madde, “salt madde” ya da “ilk madde”dir (prote hyle). Bu ilk madde, Aristoteles’e göre bir
“kuvve halinde olma durumu” ya da gizilliktir (dynamis).

Aristoteles’e göre varlık kazanma süreci, yani
“oluş” (genesis) işte bu “imkânın gerçekleşmesi
ya da gizillikten açığa çıkma” sürecinden ibarettir.

Her şeyde madde başlangıçtır, form ya da öz
ise erektir, amaçtır. Madde taslak halde olan, eksik olan şeydir, form ise
mükemmelliktir, tamamlanmadır (entelekheia).

Hareket
Etmeyen Hareket Ettirici: Tanrı

Aristoteles’in varlık anlayışında tüm varlıklar,
formun edimselleşme derecesine göre aşağıdan yukarıya doğru sıralanırlar: En
altta, formun pek az edimselleştiği maddeler, yani cansız varlıklar durur. Onun
hemen üstünde formun daha çok edimselleştiği, böylece ruhsallığın ilk
biçimlerinin oluştuğu bitkiler ve hayvanlar âlemi, onun üstünde ise formun düşünme
gibi daha yüksek yapılarda ileri düzeyde gerçekleştiği insan bireyleri durur.
Bu varlık hiyerarşisinin en tepesinde ise, kendisinde en ufak bir maddilik taşımayan
Tanrı bulunmaktadır. Aristoteles Tanrı’nın varlık durumunu anlatırken onun
“salt form”, “salt edimsellik” olduğunu söyler.

Aristoteles, salt maddeyi de tıpkı salt
form gibi ezeli, yani öncesiz, başlangıçsız olarak görmekte ve madde olan her
yerde zorunlulukla hareketin de bulunacağını düşünmekteydi.

Dört
Neden Öğretisi / Madde, form ya da öz, Tanrı ve amaç

Her şeyden önce evrenin kendisinden meydana
geldiği bir ilk madde, kaotik madde mevcuttur ve evren bu kaotik maddede gizil
olarak bulunan formun edimselleşmesiyle ortaya çıkmış, meydana gelmiş, varlık
ya da gerçeklik kazanmıştır. O halde ikisi de ezeli olan madde ve form evrenin
meydana gelmesindeki iki temel neden olarak ortadadırlar. Bunun yanı sıra,
evrenin varlık kazanması için gereken ilk hareketin de ona verilmiş olması
gerekir ki, bu da bir hareket ettiriciyi üçüncü bir neden olarak gerektirir. Bu
üçünün yanı sıra bir de amaç, erek vardır.

Töz-İlinek
İlişkisi ve Kategoriler

Formun edimselleşmesi ile meydana gelen tüm
varlıklar kendilerini bize daima belli niteliklerle, yüklemlerle sunarlar.
Aristoteles bunlara kategoriler der, töz,  nicelik, nitelik, ilişki, yer, zaman, konum,
iyelik, etkinlik, edilginlik. Bunlardan dokuzu ilinek, biri tözdür

Töz, en genel ifadesiyle bir şeyi o şey
yapan şey olarak tanımlanabilir.

Doğa
Düzeni ve Hareket

Aristoteles’e göre doğa, harekete tabi olan
maddi yapıların bütününü ifade etmekteydi ve ona göre doğa araştırması, her şeyden
önce hareket yasalarının araştırılmasıydı.

Aristoteles’de madde hareket ettirilen,
form ise hareket ettirendir.

Aristoteles’in evren anlayışı Ay-altı âlem,
Ay-üstü âlem ve sabit yıldızlar alanı olmak üzere üçe ayrılır. Ay-altı âlem
yeryüzüdür ve orada her şey dört elementten yapılmıştır ve doğrusal harekete
tâbidir. Ay-üstü âlemdeki gök cisimleri ise esir denen bir maddeden yapılmışlardır
ve bu yüzden tanrısal nitelikteki değişmez dairesel harekete tabidir. Sabit yıldızlar
alanı ise tanrısal olana en yakın alandır ve hareketini doğrudan tanrıdan aldığı
için değişmezliğe yakın mükemmellikte bir görünüm sergiler.

ARİSTOTELES’İN
MANTIĞI VE BİLGİ ANLAYIŞI

Aristoteles, bilimleri; 1) Teorik bilimler,
2) Pratik bilimler,

3) Poietik bilimler olmak üzere üçe ayırmıştır.

Teorik bilimler, bilgiyi başka bir şeye
araç olması bakımından değil, kendisi için isteyen disiplinlerdir.

Pratik bilimler, bilgiyi bir erdem rehberi
olarak ele alan, yani hangi amaca göre, nasıl eylenmesi gerektiğini inceleyen
bilimlerdir.

Poietik bilimler ise bilgiyi yararlı ve
güzel bir şey yapmak için kullanan, üretim ile ilgilenen bilimlerdir.

Aristoteles, dördüncü bir bilgi
disiplininden daha söz eder ki, bu bilgi disiplini mantıktır. Mantık, en genel
ifadesiyle akıl yürütmenin ilkelerini belirlemeye yönelik bir disiplindir ve
insana farklı bilgi sahalarına uygulayabileceği bir doğru düşünme yöntemi sağlar.
Bu özelliğiyle onu “doğru düşünme bilimi” olarak görmek de mümkündür.

Onun mantık anlamında kullandığı sözcük
“analitik” tir. Bu sözcükle kast ettiği şeyse, en genel ifadesiyle, akıl
yürütme biçimlerine ilişkin bir çözümlemedir. Öte yandan mantık, doğru çıkarımlar
türetme yöntemidir ki, bunun da iki biçimi vardır. İlk biçim olan “tasım”,
tümelden yola çıkıp tikele varır ve bu nedenle ona “tümdengelim” de denir. Diğer
biçim olan “tümevarım” ise tek tek tikellerden yola çıkarak tümele ulaşır.

Akıl yürütme, son kertede mantığın üç değişmez
ve kendiliğinden açık ilkesine dayanır; özdeşlik ilkesi, çelişmezlik ilkesi ve
üçüncü halin imkânsızlığı ilkesi.

ARİSTOTELES’İN
RUH ANLAYIŞI

Gerek Platon, gerek Aristoteles insanı her
şeyden önce ruhsal bir varlık olarak düşünmekteydiler. Platon’a göre ruh (psykhe), en çok bize ait olan şeydi ve kendisinde ruh
bulunmayan herhangi bir şeyin iyiliğinden ya da kötülüğünden söz etmek mümkün
değildi.

Platon, ruhun üç parçadan meydana gelmiş
bir yapı olduğunu düşünmekteydi. Aristoteles’e göre bu tutum, ruhun birliğini
tam olarak kavrayamamaktan doğan bir yanılgıdır. Ona göre ruhun farklı parçalarından
değil, farklı yetilerinden, güçlerinden (dynameis)
söz etmek daha doğrudur.

Aristoteles, bedeni ruhun kendisini dile getirdiği
bir araç olarak görmekteydi.

Aristoteles’e göre ruh, bedenin edimselleşmesinden,
bedende gizil olan ruhsallığın açığa çıkmasından başka bir şey değildir.

Aristoteles, ruhu sadece insana özgü bir şey
olarak görmemekteydi. Ona göre canlı olan her varlık, bir ruh ve bir bedenden
oluşan bir birliktir ve insanlarda olduğu gibi bitkilerde ve hayvanlarda da
ruhsallık vardır.

Aristoteles ruhsallığın doğa alanındaki
görünümlerini birbirleri üzerinde yükselen üç aşamaya ayırmıştır. Beslenme ruhu,
bitkilerde, hayvanlarda ve insanlarda ortak olarak bulunurken, duyusal ruh
hayvanlarda ve insanlarda, akılsal ruh ise sadece insanlarda bulunmaktadır.

Ona göre ruhun akılsal yanı da kendi içinde
edilgin (pasif) akıl (nous pathetikos) ve etkin
(faal) akıl (nous poietikos) olmak üzere ikiye
ayrılmaktadır. Edilgin akıl, bedensel duyularımız, algılarımız, izlenimlerimiz
yoluyla sonradan elde ettiğimiz bilgilerimizi içerir.
Etkin (faal) akıl ise Tanrı’yı, tanrısal olanı, özü, soyut
kavramları, tümelleri kavramamızı sağlayan saf akıldır.

Teorik aklın ilkesi düşünce iken, pratik
aklın ilkesi arzu, istek ya da istemedir (irade).


Aristoteles ve De Anima

Aristoteles’e
göre ruh ve bedenin bir bileşkesi olan insan, aynen diğer bireysel tözler gibi
var olan birincil tözdür.

Yunanca bir terim
olan Psyche, literatürde Aristoteles’in kullandığı
anlamda, kimi zaman ruh, kimi zaman da canlılık ilkesi olarak çevrilmiştir.
Aristoteles’in kullandığı anlamda anima:

•Bedenden ayrılamaz;
salt bedenin içinde bulunan bir şey değildir.

• Durağan bir şey
değildir; biçimlendirici bir güce sahiptir.

• Yaşamsal işlevlerin
tümünü içerir.

• Bedene canlılık
veren ilkedir

Ruh canlı olmakla
ilgilendirilebilecek bütün işlevlerden sorumlu bir ilkedir. Ruhu bedenin formu,
yani maddesel bedene her ne ise o olma özelliğini kazandıran ilke olarak tanımlayan
Aristoteles’e göre ruh entelekheia’dır.

Entelekheia tamamlanma ya da mükemmellik
durumu, edimsellik, kendini gerçekleştirme anlamına gelen Yunanca bir terimdir.
Aristoteles bu terimi, ruhun gizil güç halinde varlığı kendini gerçekleştirmek üzere
düzene sokması ve yönlendirmesi anlamında kullanmıştır.

Aristoteles’e
göre ruh ile beden arasındaki ilişki maddeyle form arasındaki ilişki gibidir,
yani saklı olanağın (potansiyel) olanın gerçekleşmesi, varlığa gelmesidir. Göz
bir hayvan olsaydı, görme onun ruhu olurdu.(De Anima, 412b).

Aristoteles farklı
yeteneklerine ya da kapasitelerine göre ruhun üç türü olduğunu söyler.
En alt düzeyde ruh bitkisel ya da
besleyici ruhtur. Aristoteles’ e göre ağaçlar ve diğer bütün bitkiler yalnız
beslenme yetisine ya da bitkisel ruha sahiptir (De Anima, 414a).

Hayvanlar
“duyumlama yetisine ve dolayısıyla isteme yetisine sahiptirler ve Aristoteles
bu nedenle hayvanları ruhun ikinci kademesi, duyusal ruh kategorisine dâhil
eder.

İnsanlar ise akıl
yetisine sahiptirler, bu farkla hayvanlardan ayrılırlar. Aristoteles bu
kategoriye akıllı ruh der.

Dolayısıyla ruh, bütün
canlı varlıkların “hayatlarının nedeni ve ilkesidir (De Anima, 415b).

Aristoteles düşünmenin
büyük oranda imgelemi içerdiğini, bu sebeple de bedene ihtiyaç duyduğunu
söyler. Bitkisel ve hayvani ruh için ise fiziksel bedenden ayrı ve bağımsız bir
varlıkları olduğunu iddia etmez. Düşünce, akıl ve hatırlama söz konusu
olduğunda iş değişir.

Aristoteles’e
göre ruh “akıl” (logos) anlamında ölümsüzdür.

İnsan ruhuna diğer
canlılardan farklı olarak “düşünme ve yargıda bulunma” özelliklerini katan
nous’tur.
Aristoteles’e
göre us (nous), ruhun “bilmesini ve anlamasını sağlayan yeti”dir.
Us, olanak halinde bir bilme
yetisidir ve ancak düşünme etkinliğinde bulunulduğunda gerçeklik kazanır.

Böyle bir yeti olarak
da “üzerinde yazılı hiçbir şeyin bulunmadığı bir tablet” (De Anima, 430a) gibi olması
zorunludur (John Locke’un tüm düşünsel verimi de bu önerme üzerinde yükselir ya
da alçalır).

Zihnimiz bilgiye
ulaşabilmek için nesneden etki almak, yani duyum bilgisine sahip olmak zorundadır.
Aristoteles yalın bir bilme ve düşünme yetisi anlamındaki usa “edilgin us” adını
verir (pathetikos nous). Soyutlama yapan yeti
olarak us ise “etkin us”tur. Soyutlama yapmak usun gerçek özüdür. Yalnız bu
anlamdaki us ölümsüz ve ebedidir, tanrısaldır (De Anima, 430a).

Akıl sahibi olmak
da insanın eylemleriyle bağlantılıdır.

Akıl (logos),
Aristoteles’e göre, tek tek kişiler için bir olanaklar bütünüdür. Tek tek kişiler,
eğer “dış iyiler”den yeterince pay alabilmiş ve yeteri derecede kendilerini eğitebilmişlerse
logos’un taşıdığı olanakları gerçekleştirebilirler.

ARİSTOTELES’İN
AHLAK VE ERDEM ANLAYIŞI

Platon’un ahlak anlayışı gibi Aristoteles
ahlakı da bir mutluluk ahlakıdır. Çünkü insan bireylerinin ve bir bütün olarak
toplumun iyiliğini, mutluluğunu amaçlar. İnsanın tüm eylemleri bu en yüksek hedefin
elde edilmesi amacına yönelmiştir.

Platon gibi Aristoteles de iyiyi tam olma,
yetkin olma, başka herhangi bir şeye ihtiyaç duymaksızın kendi kendine yeterli
olma durumu olarak görmekteydi.

“Daima kendisi için seçilme, asla araç
olmama” ve “kendi kendisine yetme, hayatı kendisiyle seçilmeye değer kılma”,
iyinin ayırt edici iki özelliğidir.

Aristoteles, seçilen amaçlara uygun olarak
dört farklı hayat biçimi olduğunu savunmuştur. Haz elde etme amacına yönelmiş
olan hayat biçimi, ancak kölelerin ve hayvanların yeğleyeceği bir şeydir. Bunun
üstünde, nispeten daha iyi bir hayat tarzı olan onur hayatı vardır. Ama onur,
bir onurlandıranın varlığını gerektirdiği için kendine yeterli değildir. Bazı
insanlar servet peşinde koşarlar ama servet Aristoteles’e göre asla bir amaç değildir,
sadece araçtır. Aristoteles’e göre dördüncü ve en doğru hayat tarzı, insanın doğal
amacına ve yapısına uygun olan teorik hayattır.

Aristoteles biri “etik erdemler” diğeri
akli yani “dianoetik erdemler” olmak üzere iki tür erdemden söz eder. Biri
insanın akli yaşamına işaret ederken, öteki gündelik yaşamdaki edip
eylemelerine ilişkindir. Etik erdemler, ruhun arzu ve iştah yetisinden kaynaklanan
erdemlerdir.

Bir eylemin ahlaki değer taşıyabilmesi için
hiçbir baskı altında olunmaksızın gönüllü biçimde seçilmiş olması, eyleyen kişinin
eylemi üzerinde bir bilince sahip olması, yani akli yeterliliğinin bulunması ve
eylemin özgür biçimde seçilmiş olması gerekmektedir.

Aristoteles’e göre erdem, aynı zamanda bir seçim
sorunudur.
Erdem, tercihlere ilişkin bir huydur.
Aklı başında bir insanın, aklını kullanarak seçtiği, bizle ilgili olarak orta olanda
bulunma huyudur.

Aristoteles, adalet bahsinde sözcüğün iki
ayrı anlamını birbirlerinden ayırarak başlar. Adil olan ile kast edilen şey; 1)
Yasaya uygun ya da yasal olandır, 2) doğru ve eşit olandır. İlk anlam adaletin
tümel, evrensel kullanımına karşılık gelir. Devlet ve devletin oluşturduğu
hukuk sistemi adaleti ve haklı olanı tanımlayıp kurduğuna göre, yasaya uymak
hiç kuşkusuz kişiyi adil kılacaktır. Ama sözcüğün ikinci kullanımı, yani doğrulukla
eş anlamlı olan kullanımı özel ya da tikel adalet olarak adlandırılır. Bu da
kendi içinde ikiye ayrılır; 1) “Dağıtıcı” ya da “pay edici” adalet, 2)
“Düzeltici” adalet.

Dağıtıcı adalet sitenin ya da toplumun
gelir ya da ganimetlerini yurttaşlar arasında adil biçimde pay etmek esasına
dayanır.

Düzeltici adalet ise ya satın alma, borç
verme gibi, kişinin kendi rızasıyla girdiği işlerde uğradığı haksızlıkların
düzeltilmesi ya da hırsızlık, yaralama, dolandırıcılık gibi kendi iradesi dışında
yaşadığı haksızlıkların düzeltilmesi esasına dayanır.

ARİSTOTELES’İN
TOPLUM VE SİYASET ANLAYIŞI

Aristoteles’e göre insan kendi amacına,
iyisine, mutluluğa ancak toplum ve devlet düzeni içinde erişebilir. Devletin
varoluş amacı da insanın mutluluğundan başka bir şey değildir.

Aristoteles, “Politika” isimli eserinde
ideal bir site devletinin nasıl olması gerektiğini uzun uzadıya tartışmıştır. Ona
göre devletin doğası benzer olmayanların oluşturduğu bir çokluktur. Aristoteles’e
göre ideal site düzeni farklı sosyal sınıfların bir araya gelerek oluşturduğu
bir yapıdır. Bu esas üzere site; çiftçiler, zanaatkârlar, askerler, zengin
tüccarlar, din adamları ve yargıçlardan oluşur.

Aristoteles çiftçilerin gerekli boş zamanı
edinemeyeceklerini, zanaatkârların ve tüccarların ise yaptıkları iş gereği
erdeme yatkın olmadıklarını savunarak bu üç sınıfın yurttaşlık hakkından mahrum
bırakılmalarını savunmuştur. Askerler, din adamları ve yargıçlar ise sitenin
gerçek anlamda parçalarıdırlar ve bu nedenle ülke yönetiminde de söz sahibidirler

Siyasi
Rejim Türleri

İyi işleyen siyasi rejimler tek bir bilge
adamın idaresine dayalı olan krallık, bilgelerden oluşan küçük bir grubun
idaresine dayalı olan aristokrasi ve iyi eğitilmiş yurttaşların işlettikleri
bir çoğunluk rejimi olan politidir. Krallık yozlaştığında tiranlığa, aristokrasi
yozlaştığında oligarşiye, politi yozlaştığında demokrasiye dönüşür.

İLKÇAĞ FELSEFESİ

Yard. Doç. Dr. Serdar Uslu

Anadolu Üniversitesi Yayını No: 1944

Ağustos 2009, Eskişehir

Zihin Felsefesi

Doç. Dr. Kamuran Gödelek

Anadolu Üniversitesi Yayını No: 2337

Ocak 2013, Eskişehir