Ahmet Davudoğlu Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

0
40

Ahmet Davudoğlu, (1912-1983) Son dönem fıkıh ve hadis âlimi.

Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinde­ki Sumnu vilâyetine bağlı Kalaycıköy’de doğdu. Dedesi Dâvud Ağa, Koca Yûsuf ile birlikte başaltı derecesine kadar yük­selmiş bir pehlivan, babası Hasan Ağa ise fakir bir çiftçiydi. Davudoğlu altı ya­şında sıbyan mektebine başladı; ertesi yıl çağdaş usulle eğitim vermek üzere kurulan köy mektebine kaydoldu. 1924′-te komşu Ekizce köyünde yeni açılan rüş-diye mektebine girdi. Bu okulu bitirdik­ten sonra Şumnu’daki Medresetü’n-nüv-vâb’a devam etti; 1 Temmuz 1933’te li­se kısmından, 25 Temmuz 1936’da yük­sek kısmından mezun oldu. Aynı yıl, dereceye giren iki arkadaşı ile birlikte Bul­garistan başmüftülüğü tarafından ihti­sas için Mısır’a gönderilen Davudoğlu, Câmi’atü’l-Ezher Külliyyetü’ş-şerîa’yı bi­tirerek ülkesine döndü (1942) Önce Med-resetü’n-nüvvâb’ın lise ve yüksek kısım­larına Öğretim üyesi, iki yıl sonra da ay­nı medreseye müdür tayin edildi (1944). Bu görevi sırasında Şumnu komünist ida­resinin baskılarına ve anarşist öğrenci­lerin eylemlerine karşı mücadele verdi.

1943 Mayısının başlarında Türkiye le­hine faaliyette bulunacak bir casusluk örgütü kurduğu iddiasıyla tutuklanarak Sofya’daki askerî mahkemeye sevkedil-di; burada ağır işkencelere mâruz kaldı ve bir ay kadar hapsedildi. Daha sonra Rositsa kasabası yakınlarındaki topla­ma kampına gönderilerek baraj inşaatın­da çalıştırıldı. 17 Kasım 1945te hastalı­ğı sebebiyle serbest bırakılıp eski göre­vine iade edilen Davudoğtu, kısa bir sü­re sonra istifasını vererek öğretmenliğe döndü. Bu sıralarda bir yağmur duasın-daki vaazından dolayı Şumnu milis ku­mandanı tarafından ömür boyu hapisle tehdit edilince Türkiye’ye kaçmak iste­di, ancak başaramadı. Daha sonra güç­lükle pasaport temin ederek 31 Aralık 1949 tarihinde hanımı ve iki kızı ile bir­likte Türkiye’ye göç etti.

Ahmet Davudoğlu önce Adapazan’ndaki bir akrabasının yanına yerleşti. Bir müddet sonra İstanbul’a giderek Yedikule Küçükefendi Camii’nde imamlığa başladı. Ardından gezici vaizliğe tayin edildi. Sekiz ay kadar Ankara’da vaizlik yaptıktan sonra sırasıyla Bursa’da Or­hangazi ilçesi müftülüğüne I. İstanbul’da Fâtih Kütüphanesi memur­luğuna ve bu kütüpha­nenin Süleymaniye’ye nakli üzerine de Süleymaniye Kütüphanesi memurluğuna tayin edildi. Bu kütüpha­nedeki görevi sırasında bir yandan da İstanbul İmam-Hatip Okulu’nda ders verdi. 16 Kasım 1959 tarihinde, o yıl öğ­retime başlayan İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’nün öğretim kadrosu içinde yer aidi; 5 Şubat 1960’ta müdür mua­vini vekili, 7 Ağustos 1962’de müdür ve­kili. 13 Mart 1963’te de müdür oldu. 25 Aralık 1964 tarihine kadar sürdürdüğü bu son görevinin ardından aynı kurum­da Arap dili ve edebiyatı derslerini okut­tu. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 1966 yılında Konya’da düzenlenen müf­tüler seminerinde laikliğe aykırı beyan ve telkinlerde bulunduğu gerekçesiyle Konya Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

22 Mart 1968 tarihinde bir yıl ağır ha­pis, Kırşehir’de dört ay zorunlu ikamet ve memuriyetten ihraç cezalarına çarp­tırıldı. 15 Mart 1971’de memuriyetle ilişkisi kesildi; ancak emeklilik hakları zayi olmadı. Cezasını tamamladıktan son­ra ilmî çalışmalarını evinde sürdüren Da­vudoğlu 7 Nisan 1983 tarihinde vefat et­ti ve Eyüp Kabristanı’na defnedildi.

Türkçe’den başka Arapça ve Bulgarca bilen Davudoğlu inançlarına bağlılığı, yaşayışındaki sadelik ve alçak gönüllülüğü ile temayüz eden bir İslâm âlimidir. Aşı­rı muhafazakârlığı sebebiyle yenileşme hareketlerine karşı çıkmıştır. Ona göre din. “neşvünema bulmakla değil ancak çelik gibi donuk durmakla ilâhî vasfını muhafaza etmiş ve edecektir; yenilik ta­raftarları ise farkında olmadan İslâmi­yet’i tahrip etmektedirler”. Onun bu fikirleri benimseme­sinde, Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efen­di ile yakın dostluğu bulunan ve bir müd­det Bulgaristan başmüftülüğü yapmış olan kayınpederi Hüseyin Hüsnü Efen-di’nin, Atatürk devri laik Türkiyesinde-ki bazı dinî kısıtlamalara karşı giriştiği şiddetli kalem mücadelesi ortamında yetişmesinin yanı sıra bizzat kendisinin de Bulgaristan ve Mısır’da benzeri uy­gulamalarla karşılaşmasının büyük et­kisi olmalıdır.