Hacı Bektaş Veli Kimdir, Hayatı, Felsefesi, Eserleri, Hakkında Bilgi

14

HACI BEKTAŞ VELİ (1209-1271)

Türk, mutasavvıf. Bektaşilik’in öncüsüdür. Tanrısal gerçeğe sevgiyle varılabileceği görüşünü yaymaya çalışmıştır.

Horasan’da doğdu, Kırşehir’e bağlı Sulucakara-höyük’te (Hacıbektaş) öldü. Yazılı kaynaklara geçen yaygın bir söylentiye göre, Hacı Bektaş Veli, Horasan’da bulunduğu dönemde Ahmed Yesevi’nin kurduğu Yeseviye Tarikatı’nın görüşlerini benimsemiş, Anadolu’ya gelip Baba İshak’la tanıştıktan sonra eski düşüncelerini değiştirmiştir. 1240’tan önce Anadolu’ ya gelen Hacı Bektaş Veli, önce Sivas’ta oturmuş, sonra ününü duyduğu Bahailik’in kurucusu, Baba İshak’la tanışmak için Amasya’ya gitmiştir. Baba İshak’ın yanında kaldığı sürece onun görüşlerini benimsemiştir. Selçuklular’a karşı ayaklanan Baba İshak’ın 1240’ta öldürülmesinden sonra Anadolu’nun birçok yöresini dolaşan Hacı Bektaş Veli, sonunda Kırşehir’in Sulucakarahöyük bucağına yerleşmiş, orada kurduğu dergâhta çevresinde toplananlara Bektaşilik’in ilkelerini açıklamaya başlamıştır. Onun Kadın Ana ile evlendiğini söyleyenler olduğu gibi, bu kadını evlat edindiğini ileri sürenler de vardır.

Hacı Bektaş Veli’nin yaşam öyküsü, birtakım söylencelerle, olağanüstü olaylarla süslenmiş bir yapıt olan Menakıb-ı Hacı Bektaş Veli-Velayetnâme’de bütün ayrıntılarıyla sergilenmiştir. Bu yapıtta o, gerçek yaşamıyla değil, Anadolu insanının onu sevdiği, görmek istediği, tasarladığı biçimde anlatılmıştır.

Nitekim Eflâkî Dede de Menakıbul-Arifin (“Ariflerin Menkıbeleri”) adlı yapıtında “Hacı Bektaş’ın marifetle dolu bir kalbi vardı, fakat Şeriat’a uymuyordu” diye niteler, onun dervişleri aracılığıyla Mevlânâ ile düşünce alışverişinde bulunduğunu bildirir. Söylenceler Hacı Bektaş Veli’yi aslana bindirir, kuşlarla, geyiklerle konuşturur, denizler üzerinde yürütür, aslan postuna oturtarak göklerde uçurtur, ona ölüyü dirilttirir, körleri gördürtür, sayrıları sağlığa kavuş-turtur. Yaşamının bir söylence niteliği taşımasına karşın, Hacı Bektaş Veli’nin geliştirdiği düşünce Anadolu insanının dünya görüşünü, ahlakını, bireysel ve toplumsal ilişkilerine biçimlendiren bir özle doludur. insan varlığı çevresinde odaklaşan bu düşünce sevgi sorunundan yola çıkar.