Ahmet Cevdet Paşa Hayatı ve Fikirleri

 

 

Ümit Meriç Cevdet Paşa’nın Cemiyet ve Devlet Görüşü adlı eserinde Cevdet Paşa’nın konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde özetlemektedir:

 

Cevdet Paşa için tarih, hali aydınlatan mazidir. Tarihçinin vazifesi, ha-diseleri sebep ve neticelerine bağlamak, onları belli bir zaman çerçeve-sine yerleştirerek izah etmektir. Paşada müşahhas tarih ile tarih felsefesi içiçedir. Bu felsefe zihni bir inşa değil, doğrulanmış gerçeklere dayanan ameli bir düşüncedir.

Yazar için cemiyetler akış halindedirler. Oldukları gibi kalmazlar, ka-lıptan kalıba geçerler. Devletler de öyle. Onlar için de belli tavırlar vardır. Yani onlar da ilerler ve geriler. Hiçbir devlet ebedi değildir. Değişen şartlara intibak edemeyen cemiyetlerin gelişmesini anlatırken “asabiyet”e (içtimai tesanüd) büyük yer verir. Asabiyet zamanla mahi-yet ve manası değişen bir mefhumdur. Önce kan akrabalığıdır, cemiyet giriftleştikçe kan akrabalığının yerini, inanç birliği alır. Başka bir tabirle biolojik amil manevileşir, inanç birliği, yani asabiyetin mütakamil şekli toprağa yerleşen, zenginleşen, medenileşen cemiyetlerin kaynaşma vasıtasıdır.

Medeniyet bütün cemiyetlerin idrak ettiği veya edeceği içtimai bir merhaledir. Bu merhalenin vasıflarını kısaca belirten tarihçi, eserinde büyük medeniyetlere ayrı bir yer vermiş, yani medeniyet kelimesini biri antropolojik, diğeri tarihi olmak üzere iki ayrı manada kullanmıştır. Bu anlayışı ile çağdaşı olan Tanzimat müteferriklerinden ayrılır. Onlar için erişilmesine çalışılan bir idealdir, Paşaya göre medeniyet içimai bir vakıadır. En olgun şekilleriyle belli zaman ve mekânlarda gerçekleşir. Büyük medeniyetler birbirlerinin mirasına konarak gelişirler, ama hiçbiri ölümsüz değildir.

Paşa Avrupa Devletleri ile Osmanlı Devleti arasındaki tarihi farkları belirtir. Avrupa’da iktidar bölünmüştür. Ruhani iktidâr ile cismani iktidâr ayrı ellerdedir. Bu, Avrupa devletlerinde birçok çatışmalara yol açar. Devlet-i Aliyye’de iktidar bir bütündür. Ruhani ile cismaniyi tek insan (Halife-Padişah) temsil eder. İslam’ın ayırıcı vasfı vahdet ve nizamdır. Osmanlı devletinin uzun ömürlülüğünü bir parça da bu kaynaşma izah eder.

Avrupa cemiyetlerinin bir başka kaynağı da sınıflardır. Ahali eski Ro-ma’dan beri düşman sınıflara ayrılmıştır. Avrupa’da sınıf çatışmaları nice fesat ve ihtilallerin başlıca kaynağıdır. İslamiyet’te sınıflar yoktur. Osmanlı cemiyeti yekpare bir bütündür. Avrupa’da sosyalizm, nihilizm gibi parçalayıcı mezheplerden zengin ile fakir arasındaki uçurumlardan doğar. Devlet-i Aliyye bu gibi tefrikalardan azadedir.

Avrupa Devletleri feodalite merhalesinden geçmişlerdir. Feodalite zâdegân ile toprak kölelerini, şehir ve köyü birbirinden ayırır. İnsan haysiyetini ayaklar altına alır. Bir imtiyaz ve istismar devridir. Avrupa hürriyeti Haçlı seferlerinde Doğu ile teması (İslam ülkeleriyle) sonunda öğrenmiştir. Avrupa ihtilallerin vatanıdır. Fakat ihtilaller cemiyet yapısına birşey kazandırmazlar. Bir istibdada son verirken, yeni bir is-tibdada yol açarlar. Fransız ihtilalinden sonra “kavmiyet” (yani bugünkü manası ile milliyet) fikri bütün kıtaya yayılır ve Avrupa devletleri kendi aralarında menfaat çatışmalarına düşerler.

Devlet-i Aliyye bir ümmetler topluluğudur. Birliği yapan kavmiyet değil, dindir. İmparatorluğun gayr-i müslim tebaası da kerim ve adil bir devletin himayesine mazhar bir topluluktur; adalet ve karşılıklı anlayış içinde hayatlarını devam ettirirler.

Osmanlı devletinin büyük imtiyazı hilafet ile saltanatı aynı elde top-lamasıdır. İslamiyet maddi ile manevi olanı bir bütün olarak düşünür. Müslümanlar tek ümmettirler. Parçalayan değil, birleştiren bir inanç. İslamiyet, sınıfların gelişmesini bu itibarla içtimai çatışmaların ve tef-rikaların ortaya çıkmasını önlemiştir.

İslam dünyası ile Hıristiyan dünyası karşı karşıya gelmiş iki ayrı sistem, iki ayrı medeniyet, iki ayrı anlam dünyasıdır. Devlet-i Aliyye’nin şuursuzca Avrupa’yı taklide yeltenmesi büyük hatadır. Avrupa’dan an-cak bilimler ve sanayii iktibas edilebilir. Devlet-i Aliyye gerek cemiyet yapısı, gerek kanunlar, gerekse idari şekli bakımından Avrupa’dan üs-tündür.

Paşanın içtimai kurumlar hakkındaki telakkileri çağdaş içtimaiyat gö-rüşlerine uygundur. Kurumlar bir saatin çarklarına benzer. Çarklardan herhangi birindeki aksaklık, diğerlerine de geçer. Devlet-i Aliye’deki tereddiyi bu ilmi görüşün ışığı altında inceleyen Paşa ıslahat teşebbüs-lerinin başarısızlığını da aynı sebebe bağlar. Çarkların hepsi bozulmuştur. Alınacak tedbirler bütünü kucaklamalıdır.

Asırlar boyu Osmanlı Devletinde hakim olan nizam, herşeyi önceden tayin ediyordu. Ama sonradan “kanun-u kadim”de istisnalar yapılmağa başlandı. Bu imparatorluğun çöküş sebebi oldu, huzursuzluklar başladı. Yeni duruma intibak etmek için alınan tedbirler yeterli değildi. Cemiyeti “asrın icaplarına uygun bir yola” sokacak tedbirlere ihtiyaç vardı.